Bilinçççç!!!

29 Eylül 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Dalgası nesidir denizin, ya tuzu kumu kumsalı çakılı kayası köpüğü.

Bilinçlenmek çok önemliymiş.

Öyle diyor babaları ve öğretmenleri çocuklara.

Oyun değil midir çocuğun bilinci.

Neden uçar kuş ve yüzer balıklar?

Kış uykusu, bilinci olamaz mı ayının ve köstebeğin.

Boynuzu gergedanın ne işe yarar ve neden biriktirir onca yağı balinalar?

Üşümez misiniz balıklar diye soruyordu bir çocuk şarkısında Girne Gelişim.

Üşümez balıklar evet, üşümez, neden?

Ve neden, klimasız üşür oldu insanlar her yerinde dünyanın?

Şimdi soru ki yangın misali.

Bilinç alınır mı verilir mi?

Doğumla mıdır bilinç?

Bilinç söz konusu olduğunda, yüzgeçleri ve kanatları olmadığı için insanın, ne aslan gibi kükremesi ne de gergedan gibi boynuzu olmadığından da hareketle insanın sahip olabileceği yegâne bilincin, insan olma bilinci olabileceğine kanaat getirme ve bunu içselleştirmemiz gerekiyor.

Yüzmektir bilinci balığın, kuşun uçmak.

Uçmak özgürlük değildir kuşlar için, bir gün insanoğlu makine marifeti olmadan uçabilirse eğer, işte o gün, uçmak özgürlük olarak değerlendirilebilir, çünkü özgürlüktür insanın bilinci ve bu da ancak, insan olmak bilincine eriştikten sonra atılabilecek bir adımdır.

Korkutsun diyeyse aslanın kükremesi ve boynuzu gergedanın da, insana tabiat, kükreyecek ses vermediyse hem de boynuz, korkunun insan bilinci ile alâkası olmadığı içindir. İnsan olmak demek korkutmamak ve korkutulmamak demek değil midir?

İnsaniyetlik bir süreç işidir ve insan olma bilincini potansiyel olarak beraberinde getiren yeni doğan,  ilk çığlığından sonra bu potansiyelin heba edilmesi ya da geliştirilmesi seçeneklerinden birine zorunludur.

Bilincin ne olduğu konusunda kendi yüreğini ve insaniyetlik bilincini sorgulamamış yetişkinlerin, kendi hastalıklı doğrularını yeni doğana şırınga ederek, onu kurulu düzenin dişlilerinden birisi haline getirmeye çalışmasına ve bu  konuda ne yazık ki örgütlü olmasına bilinç akışı diyorsak eğer, çocuklarımızın bize benzemesinin hatta daha gelişmiş olmak kaydı ile bencillik, neme lazımcılık, vurdum duymazlık, sevgisizlik özellikle karşılıksız sevginin aşağılanması konusunda, tıpkı basımlarımız nerdeyse bilgisayar çıktısı kadar bize benzemelerini bilinç olarak kabul edeceğiz ki yapılan da odur. Ve çok büyük yanlışımızdır.

Okullar niyedir?

Ekol ise Fransızca kökeni okul kavramının tek tipleştirmenin ilk ve en temel adımımıdır okullar. Vatanseverlik örneğin, bilinçlenmemiz gereken bir şey ise vatan ve onu sevmek konusu hükümetlerin iki dudakları arasında mıdır değil midir.Ya Nazım Hikmet bilincine mi sahip olmak gerekir vatanı sevmek için.

İnsanlığın iki gözlüğü mü var?

Sağcı gözlükler ile solcu gözlüklerin arkasına hapsedilerek kör mü ediliyor insanlık, bilinç adına?

Kelebekler mavinin 17 000 tonunu ayırt edebilirken, insan memleketini iki renkten biri ile mi sevecektir?

Bilinçli olmak demek, genel kabul göreni içselleştirmek anlamına mı geliyor?

Bilinçli yurttaş, bilinçli kadın, bilinçli genç, işte bilinç kavramı söz konusu olduğunda en çok duyduğumuz şeyler bunlardır. Ve lütfen dikkat bilinçli erkek demedim, niye demedim, verilen bize bilinç yurttaşın erkek olduğu üzredir. Asıldır erkek ve asil. Kadın mı, devlet ve kapital indinde errrkkekke tabidir

Ben şimdiye kadar bilinçli devlet, bilinçli bakanlık, bilinçli okul diyenini görmedim ve hele de örneğin parti söz konusu olunca, partili olmak demek partinin program ve tüzüğüne harfiyen uymak demek değil midir?

Ve örgütlerin partilerin okulların devletin insandan beklediği ona tabi seçmenler, orduya askerler, tüccara müşteriler fabrikalara işçiler değil midir?

Niye mi süper zengin çocukları vekil bakan çocukları sürülmez sıcak cephelere babalarında vatan, vatanseverlik bilinci olmadığı için mi?

İyi de onlar bilinç taşıyıcılar değil mi?

Alooooooo bilinç, geldinse üç kere vur.