CAS'taki soru işaretleri

30 Eylül 2016 Cuma  |  MENTOR

3 Temmuz'da Fenerbahçe yönetiminin hatalarından bahsetmiş ve bunu bir dizi yazı ile anlatacağımızdan bahsetmiştim, seriye devam ediyorum.
Gelelim CAS ve UEFA sürecine...

Daha önce de bu süreçte yapılan ve "basit hata" olarak açıklanamayacak eksiklikleri yazmıştım, bugün ise Fenerbahçe yöneticilerinin samimiyetini sorgulayacak başka bir konuya değineceğim. Önce bir kaç detay vereyim.

1- CAS Fenerbahçe davasında daha önce uyguladığı tüm "içtihadı yok saydı" Fenerbahçe'nin TFF tarafından Şampiyonlar Ligine gönderilmemesini "idari tedbir" saydı, bu kararı ile hukukun en temel unsurlarından biri olan "savunma hakkı" olmaksızın ceza vermenin yolunu açtı, adeta sonucu meşrulaştırmak için hukuk uydurdu (Bunları ben söylemiyorum Fenerbahçe nefreti ile gözü kör olmamış Avrupalı spor hukukçuları söylüyor).

2- Konuyu açıklamadan önce hukukta delil standardı ne demek basitçe açıklayalım. Hukukta suçun ve doğurduğu sonuçların ağırlığına göre farklı delil standartları uygulanıyor en ağırdan hafife doğru gidersek;

A- Şüpheye Yer Bırakmayan (beyond  reasonable doubt), ceza davalarında kullanılıyor ve en ufak şüphe sanığın lehine değerlendiriliyor.

B- Rahatlatıcı Düzeyde Tatminkar (comfortable satisfaction), bu standartta her türlü şüphe sanığın suçsuz olduğu sonucunu doğurmuyor ancak suçun da iddia sahibi tarafından ispat edilmesi gerekiyor.

C- Olasılıklar Dengesi (balance of probabilities), bu standartta alınan bir hukuki karar kararın % 50.01  doğru olma olasığına karşı % 49.09 yanlış olma olasılığı içeriyor.

UEFA şike ve doping davalarında doğurduğu maddi ve manevi sonuçların ağırlığı nedeniyle Rahatlatıcı Düzeyde Tatminkar (comfortable satisfaction) delil standardının kullanılmasını istiyor ama gel gelelim Fenerbahçe davasında böyle olmuyor!

CAS,  Fenerbahçe davasında UEFA'nın koyduğu kuralı da yok sayarak (ki temyiz makamı olarak UEFA'nın kurallarını uygulaması gerektiği açık mahkeme yasa koyucu olarak davranamaz ayrı bir hukuk ihlali) delil standardı uydurdu, ona da "hafifletilmiş rahatlatıcı tatmin" dedi. Aslında yaptığı, kullandığı delil standardını olasılıklar dengesine indirmekti. UEFA yeterli düzeyde soruşturma gücüne sahip olmadığı için Rahatlatıcı Düzeyde Tatmin (comfortable satisfaction) tam anlamıyla uygulamaz, hafifletilmeli dedi ve UEFA'nın "ispat zorunluluğunu" düşürdü. Bu durum zaten uygulamada çoğu zaman olasılıklar dengesine dönüşen rahatlatıcı tatmin standardının uygulanmasına dönüştü. CAS aslında yetkisini aştığı gibi ortada delil standardı diye de bir şey kalmadı, geriye kalan şey  kafama göre takılıyorum oldu (CAS ve UEFA kararı var Fenerbahçe şike yaptı diyenlerin çürük adalet anlayışına da bir sözüm var; bahsettiğiniz karara göre Fenerbahçe'nin % 50.01 suçlu olma olasılığı varsa % 49.99 suçsuz olma olasılığı var. Ben söylemiyorum CAS söylüyor)

Davada delil standardının "olasılıklar dengesi" olduğu ve delilerin "tartışılamaz sonuçlar" üretmediği hatta farklı insanlar tarafından farklı sonuçlar üretebileceği bizzat CAS tarafında da ispatlandı. Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz Fenerbahçe davasında aklanırken, Sivasspor davasında CAS tarafından suçlu bulundu. Aynı kurallar, aynı sistem iki farklı sonuç, neresinden baksan hukukla ilgisi yok.

Burada insanın aklına "yahu bu kadar hukuki hata vardı da İsviçre Federal Mahkemesi "Fenerbahçe kararını" neden onadı sorusu geliyor. Aslında bu sorunun cevabı Fenerbahçe'nin neden ceza aldığını ve UEFA'nın neden yöneticilerine  ceza veremediğini açıklıyor.

Son yıllarda özellikle bahis mafyası nedeniyle yaygınlaşan şike olayları en temel özelliği sonucu önceden kestirilememesi olan futbolu ciddi şekilde tehdit ediyor, bu nedenle FİFA ve UEFA çok sert tedbirler uyguluyor. Asıl olan futbolun geleceğini kurtarmak olduğu için arada bir iki masumun canının yanmasını kimse umursamıyor (Collateral Damages; asıl amaca ulaşmak için katlanılması gereken zararlar) ne CAS ne de İsviçre Federal Mahkemesi "futbolun korunması" gibi yüce bir amaca hizmet ederken bir iki kulübün suçsuz yere ceza almasını önemsiyor.

Ancak şike yüz kızartıcı bir suç ve bu suçu işleyenler toplumda çok ciddi bir itibar kaybına uğruyor, bu nedenle öyle bir iki kıytırık tape ile bunlar "şikeci" derseniz İsviçre Federal Mahkemesi canınıza okuyor. Geçmişte bireylere verilen cezalarda İsviçre Federal Mahkemesinin CAS kararlarını çok daha dikkatli incelediği ve Matuzalem gibi davalarda "kişilik haklarını" korumaya çok özen gösterdiği biliniyor.

Fenerbahçe ceza alırken yöneticilerinin ceza almamasının nedeni budur. Ayrıca aynı suç için iki farklı karar davanın komik ve dayanaksız olduğunu gösteriyor. Fenerbahçe davası medyatik olduğu için UEFA ve CAS Fenerbahçe üzerinden mesaj vermiş, Fenerbahçe suçsuz yere ceza almıştır.

Ancak UEFA'nın kendini bu kadar açık hukuki ve tazminat riskine maruz bırakacağını sanmıyorum, muhakkak kendilerini garantiye alacak tezgah arkası anlaşmalar yapmışlardır. Bununla ilgili ilginç soru işaretleri var.

Örneğin UEFA'dan 4 Türk takımı şike cezası aldı Fenerbahçe, Beşiktaş, Sivaspor ve Eskişehirspor bunlardan ilk üçü bizzat müsabaka sonucunu manipüle etme savıyla ceza aldılar ama Eskişehirspor suçun mağduru olmasına rağmen ceza aldı. fakat İBB durumu Eskişehir ile aynı olmasına rağmen ve hem Fenerbahçe dosyasında hem de Beşiktaş dosyasında oyuncusu olmasına rağmen UEFA disipline bile sevk etmedi. Neden kaynaklandığını bilmek zor ama burada İBB için çok "özel" bir uygulama  yapıldığı kesin.

İkinci konu ise Mecnun Odyakmaz artık sağır sultan bile Fenerbahçe başkanı ile dostluğunu biliyor ve onun hakkındaki CAS kararları davanın bütün seyrini değiştirebilecek durumda idi çünkü bir kez masum, bir kez suçlu bulunmuştu İsviçre Federal Mahkemesine başvurması bütün 3 Temmuz'la ilgili UEFA ve CAS sürecinin yıkılmasına neden olabilirdi ancak Mecnun Odyakmaz bu kadar güçlü olmasına rağmen İFM'ye başvurmadı ve ilginçtir UEFA kararlarından mağdur olan Fenerbahçe yönetimi de bu konuda desteğini istemedi.

Bir başka konu da Fenerbahçe yöneticileri ile ilgili olarak UEFA'nın yeterli kanıt olmadığını söylemesine rağmen Fenerbahçe'ye verdiği kararla onları "şikeci" ilan etmesidir. Bu durumun Fenerbahçe yöneticileri için toplumsal itibarlarını yaralayan çok ciddi bir bireysel sonuç doğurduğu açıktır, UEFA uzun süredir kişiler hakkında yargılama yapmadığına göre bu mağduriyetlerini gidermek için İsviçre yerel mahkemelerine başvurmaları beklenirdi ama başvurmadılar. (bu konudaki haksızlık o kadar açık ki ben başvurmaları takdirde UEFA'nın çok ciddi tazminat ödemek zorunda kalacağına inanıyorum. Diyelim öyle değil, bu kadar açık haksızlık varken ve Fenerbahçe Yönetimi her fırsatta haksızlığa uğradığını söylerken hak aramaya devam etmiyor olmaları mantıksız değil mi?).

Diğer bir konu da bu kadar çelişkili ve tartışmalı bir davada bireysel şansları ve Fenerbahçe'nin şansı olmasına rağmen İsviçre Federal Mahkemesine başvurmamış olmalarıdır. Bu konuda sürekli kumpasa uğradığını söyleyen -ki öyledir- insanların hak aramak için her türlü yolu kullanmamış olması oldukça dikkat çekici.

Sonuç olarak; 3 Temmuz  UEFA ve CAS süreci ile ilgili çok dikkat çekici "çelişkiler" var, bu çelişkiler yukarıdakiler ile de sınırlı değil bu durum hukuki sürecin madalyonun ön yüzünü   ifade ettiği arkada ise "gizli" kalmış pazarlıklar olduğunu/olabileceğini düşündürüyor eğer öyle değilse aşağıdaki sorulara cevap verilmeli;

1- Fenerbahçe yönetimi; İsviçre Federal Mahkemesi kararı için neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmadı?

2- Fenerbahçe yöneticileri UEFA tarafından deliller yetersiz olduğu söylenmesine ve Fenerbahçe yöneticileri yargılanmamış olmasına rağmen UEFA'nın onlara yapıştırdığı şikeci damgası için neden hukuki yollara başvurmuyor?

3- Davanın tüm UEFA ve CAS sürecini değiştirme olanağı varken ve Fenerbahçe yönetimine yakınlığı bilindiği halde Mecnun Odyakmaz neden İsviçre Federal Mahkemesine başvurmadı?

4- İBB için UEFA ve CAS sürecinde çok özel uygulama yapılmasına rağmen Fenerbahçe yönetimi neden konuyu hiç gündeme getirmedi?

Benim kişisel fikrim UEFA ve CAS sürecinde de tüm 3 Temmuz sürecinde de  Fenerbahçe'nin hakları pazarlık konusu yapıldı.