Şair, Neruda gibi olmalı!

05 Ekim 2016 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Yıllar önceydi. Sanıyorum 1996 yılı. Bir grup arkadaşımla, bir tıp kongresine katılmak üzere Güney Amerika'ya, Şili'ye gidiyorduk.

Gazeteci arkadaşım İsmail Özelçinler benden bir istekte bulundu;

"Ben Pablo Neruda'nın hayranıyım," dedi. "Lütfen ona ait bir anı getir bana!"

Bu kadarla da kalmamıştı İsmail,

"Neruda'nın Santiago ile İsla Negra denen yerde evleri varmış. Eğer oraları görebilirsen dönünce senden dinlemek isterim!" diye de koşullandırmıştı beni...

Şili- Santiago'da yapılan kongre, Allende'nin Pinochet tarafından öldürüldüğü binada toplandığı için, Neruda adı şiirden anlamayan arkadaşlarım için bile çekici hale gelmişti. Sonrası kolay oldu.

Neruda'nın, hem Santiago'nun ortasındaki yüksek dağın eteğinde bulunan ve müze haline getirilen evine gittik...

Hem de Okyanus kenarında bulunan İsla Negra denen yerdeki görkemli müze/evini ziyaret ettik...

Her ikisi de bende derin izler bıraktı. 

"Yaşadığımı İtiraf Ediyorum" adlı kitabını bir kez daha okurken, yeniden 20 yıl öncesine gittim...

NE GÖRKEMLİ BİR YAŞAMI VARDI!

Neruda'dan söz ediyorsanız onu kısa bir yaşam öyküsüne sığdırmaya çalışmak hiç kolay değildir.

1904'te bir tren makinistinin oğlu olarak doğmuş. Asıl adı, Naftali Ricardo Reyes imiş. Çok sayıda ülkede diplomat olarak bulunmuş. İspanya iç savaşında Cumhuriyetçileri desteklemiş.

Milletvekili seçilmiş. Şili edebiyatında Yeni Evrencilik (Mundonovismo) akımının öncülüğünü yapmış. 1971 Nobel Edebiyat Ödülü'nü almış...
Yakın dostu olan Allende'nin, Amerikan destekli diktatör Pinochet tarafından öldürülmesi onu çok etkilemiş. Prostat kanseriyle mücadele ederken radyodan, önce Allende'nin çaresiz sesini, daha sonra da öldürüldüğünün haberini duymuş. Oracıkta direnci tamamen yok olmuş...

Ve 23 Eylül 1973 günü, Allende öldürüldükten 12 gün sonra yaşamını yitirmiş.

Yaşamının son günlerinde sürekli Allende'yi sayıklıyor ve;

"Onu katlediyorlar, onu katlediyorlar!" diye bilinçsizce bağırıyormuş

"TÜRK NAZIM HİKMETLE TANIŞTIM"

Dünyanın en büyük şairlerinden biri olan Neruda'nın yaşamını anlatan "Yaşadığımı İtiraf Ediyorum" gerçekten olağanüstü bir kitap. Çünkü bu kitapta şiirden fazla söz etmese de- Neruda'nın çocukluk yıllarının yoksulluğu, lise yıllarının güçlükleri, diplomatlıkları sırasında yaşadığı sıra dışı olaylar, aşkları ve kadınları, siyasi mücadeleleri var...

Ve elbette arkadaş olduğu şairler var...

Bunlardan biri de Nazım Hikmet...

"Moskova'da bir büyük şairle sık sık buluştum, Türk Nazım Hikmet'le," diye yazıyor ve devam ediyor.

"Bu büyük şairin bana söylediği, 'Şiirin gelecek olduğuna inanıyorum! Şiir insan ruhundan devamlı bir şeyler talep eder!' sözleri kulaklarımdan gitmiyor."

Neruda'nın Nazım Hikmet'le dostluğu çok yakın olmuş. 

Nazım'ın ölüm haberini aldığında onun için çok güzel bir şiir yazmış. Adını da;

"Güz Çiçeklerinden Nazım'a Çelenk" diye koymuş.

Yer darlığı nedeniyle Neruda'nın şiirlerinden söz edemedim. 

Ancak onun şiir hakkında söylediği çok güzel bir sözünü yazmak zorundayım:

"Şiiri kim öldürebilir ki! Kedi gibi yedi canlıdır şiir. Ona işkence ederler, sokaklarda sürüklerler, alay ederler, üstüne tükürürler, etrafını dört duvarla çevirirler, sürgüne yollarlar, ama şiir bütün bunları yaşar, tertemiz bir yüzle, gülümseyerek ortaya çıkar sonunda," diyor...
                                     
Şili'den dönerken İsmail Özelçinler'e ne getirdiğimi anımsamıyorum. Ancak ben onun sayesinde Şili'nin Neruda'sını yakından tanıma fırsatını bulmuştum. 

Neruda, çok büyük bir şair elbette. Ancak onun ülke sevgisi ve mücadeleci yaşamının da şairliğinden geri kalır yanı yok!

Şair dediğin, Neruda gibi olmalı; Şiiri, yurtseverliği ve insan sevgisini aynı potada eritebilmeli!