'İmparator' ve çocukları

07 Ekim 2016 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Veciz basınımız dün oynanan, ne idüğü belirsiz futbolu Fatih Terim korkusundan yine etliye sütlüye dokunmadan eleştirmiş. Ben teknik meknik yazmadan size kısa bir hatırlatma yapayım da beyinlerimize şok verelim, belki kuş taşa çarpar, göz kapaklarımız aralanır.

1996-2000 yılları arasında Fatih Terim imparatorluk mertebesine ulaştırılırken, siyaset ve futbol tarihimizde önemli figürler vardı. Bunlardan biri Mehmet Ağar denilen,  Çatlı'nın can dostu "ağır" ağabey, diğeri de tarafsızlığı dillere destan, 1997-2004 arası TFF Başkanlığı yapan Haluk Ulusoy idi! Fatih Terim ile birlikte bu üçlünün en bilinen ozellikleri, dürüst, entelektüel, tarafsız, uzlaşmacı ve Gaassaray'lı (Galatasaray'a Gaassaray demesini kendi taraftarlarından öğrendim) olmalarıydı. 

Gel zaman git zaman, öylesine profesyonel olmuşlardı ki, tüm kamuoyuyla dalga geçer gibi her istediklerini yapar, her düşündüklerini söyler hale gelmişlerdi.  Hakkını yemeyelim bir de Hagi isimli , efendi mi efendi bir topçu vardı takımda. FT bu topçunun sırtına binmiş (Ergin Ataman'ın Arroyo isimli basketçinin sırtına bindiği gibi) zaferden zafere koşturuyordu. Haluk Ağabeyiyle kankisi Memo ise eserlerine bakıp viskilerini keyifle yudumluyorlardı.

O tarihlerde birileri çıkıp durumu izah etmeye kalkıştığında yerle bir ediliyordu. Nasıl olurdu, böylesine başarılı bir TD'nin başarıları gölgelenebilirdi. Her şey şeffaf ve tertemizdi. Hoş, bu aralar , o zamanki takımda top oynayanların F Tipi'yle süklüm püklüm resimleri çıktı, hatta birileri içeri atildi ama artık onemsizdi. Yani, işin bir de "yeşil" kanadı vardı ama olsundu...

İşte tee o zamanlardan FT üzerine yapıştırılan imparatorluk sıfatını, bugünlere kadar kusursuz bir şekilde taşıdı. Hep korundu, kollandı, toz kondurulmadı. Nasıl olduysa GS'nin bir spekülatör başkanı "eleman" dedi (ve cezasını buldu!), o kadar. Canı kadar çok sevdiği kulübünden bir kaç kez kovulmuş olması, Fener'den , üstelik Lorant gibi IQ'su tavan yapmış bir meslektaşından 6 yemesi, muhteşem kariyerini hiç etkilemedi. İtalya'larda acayip tecrübe kazandı, kendine yeni takımlar (takım elbise baabında) aldı, hatta Milan'dan bile kovulma şerefine ulaştı. Bir sürü teklif aldı ama O istemedi. Amacı , kariyerinde tek eksik olan Türkiye Futbol Direktör'lüğü idi. Önüne arkasına bakmadan, boş sözleşmeyi hemen imzaladı ve bu şerefli görevi kabul etti. Para pul tazminat önemli değildi, öyle ki her ay hesabına yatan bilmem kaç yüz bin Avro'yu anlayamıyordu, kim neden gonderirdi, ne büyük bir milletti bu! 

Hikayeyi uzatmayalım zira gerisini herkes biliyor; ortaya müthiş arkadaşlık ortamı olan, tüm maçlarında zevkten bizleri mest eden bir takım çıkardı. Yılda hepi topu 5-6 mac oynayıp 3-4 milyon avro alan bir adamin üzerine bu kadar gidilmemeli, zira takım müthiş yeteneklerle donatılmış durumda ve "ultra" üst düzey top oynuyor, hatta öylesine acayip bir oyun ve taktik ki kimse bir halt anlamıyor. Bu da bizim cehaletimiz.

Sözün özü her kötü sonucun sorumlusu biz halkız, Allah bizi bildiği gibi yapsın, yeter ki  İmparator ve evladına zeval vermesin, hatta daha çok "versin". (Evlat, Veled kelimesinin çoğuludur, aman dikkat!)

Emre Mor, Caner vs gibi üst düzey ve son derece sempatik futbolcularımıza kimse lütfen yüklenmesin. Onlar pırlanta!! Tıpkı TD'leri gibi...

Akın Teksöz

Taraftar