Türkiye-Rusya: Zoraki balayı

10 Ekim 2016 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in bugün yapacağı görüşmede gündem bir hayli yüklü.

9 Ağustos ve 3 Eylül'den sonra bu, Erdoğan'la Putin'in iki ay içindeki üçüncü görüşmesi olacak. Oysa, 24 Kasım'da Türkiye'nin Rusya'ya ait bir savaş uçağını düşürmesinden sonra iki ülkenin ilişkileri kopma noktasına gelmişti. Bu açıdan bakıldığında bir mucize yaşandı ve Moskova'nın inatlaşmayı uzun süre daha sürdürmesi beklenirken iki ülke arasında aniden yeni bir "balayı" süreci başladı.

Gerçekten öyle mi?

Ama önce gündem...

Türk-Rus zirvesinin gündeminde iki taraf için son derece önem taşıyan çok sayıda başlık var: Suriye'den Türk Akımı Doğal Gaz Projesi ve Akkuyu Nükleer Santrali'ne, Türk ürünlerine uygulanan kısıtlamalardan Rusya'da faaliyet gösteren Türk işadamlarının vize başta sorunlarına Erdoğan'la Putin'in çantasında farklı konular var. Genel beklenti, iki liderin bu konuların çoğunda anlaşma sağlayıp işbirliğini bir üst aşamaya çıkarması.

Peki, Ankara ile Moskova arasında gerçekten yeni bir "balayı"ndan söz edilebilir mi?

Gerçek şu ki, 24 Kasım'da bir Rus uçağının düşürülmesi ve sonrasında yaşanan olaylarla Türk-Rus ilişkilerinin içeriği çok değişti.
24 Kasım öncesinde neredeyse "eşit" düzeyde kurulan ilişkiler geride kaldı, kozlar özellikle Suriye'de artık Rusya'nın eline geçti. Türkiye'nin Rusya'nın gücünü ve yapabileceklerini iyi hesaplayamamasının bedeli uçak olayından sonra Suriye'de devre dışında kalması oldu. Şu anda "Fırat Kalkanı" operasyonunun yapılabilmesinin nedenlerinin başında Rusya'dan "onay" alınması geliyor.

Aslında, ABD ve Rusya dahil hiçbir ülke Suriye sorununu tek başına çözebilecek güce sahip değil. Buna karşılık Moskova'nın en önemli avantajı Suriye'deki askeri varlığı sayesinde "saha"daki gelişmeleri yönlendirebilecek ülkeler arasında ilk sırada yer alması. Seçim sürecindeki ABD ise genel anlamda Rusya'dan çok daha büyük bir askeri güce sahip olmasına rağmen Suriye'de sınırlı olanaklara sahip.

Özellikle 15 Temmuz sonrası Batı ile ilişkileri gerginleşen Türkiye iki ateş arasında kalmış durumda.  Rusya'yı artık karşısına almaması gerektiğini anlayan ve bu gerçeğe göre adımlar atmaya başlayan Ankara'nın Batı ittifakının parçası olması nedeniyle hareket alanı ister istemez daraldı.

Zaten, Rusya'nın "uçak inadı"ndan, yani Türkiye'yi "cezalandırma" taktiğinden vazgeçerek şu anda dışarıdan bakanlarda "balayı" izlenimi yaratan süreci başlatmasının nedeni tam da bu noktada gizli. Dış politikada çok iyi bir taktisyen olan Rusya, Türkiye'nin Batı ile arasının açılmasının kendisi için bir fırsat yarattığını hemen anladı ve taktik değişikliğine gitti. Yani Rusya'nın yapmaya çalıştığı, Türkiye'nin açmazlarından yararlanarak hem bölgesel hem de küresel alanda konumunu güçlendirmek. Moskova, "muhtaç" durumdaki Türkiye'yi yakınında tutarak bölgedeki rakibini zayıflatma fırsatını değerlendirmekle yetinmiyor, ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiği Ankara ile Batı ittifakında delik açmaya çalışarak geride kaldığı küresel rekabette arayı kapama hesabı yapıyor.

Rusya'yı artık daha iyi tanıyan Türkiye de büyük olasılıkla bu tablonun farkında ama dengeleri değiştirebilecek olanaklara sahip değil.

İşte bu yüzden şu anda Türkiye ile Rusya arasında "zoraki bir balayı" süreci yaşanıyor...