Öğretmen iyileşmeden öğrenci iyileşmez

14 Ekim 2016 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Belki biraz tavuk-yumurta meselesine benziyor. Ama sanırım, Türkiye'nin eğitimini yola koyabilmesi için, öğrencilerden önce öğretmenlere kafa yorması gerekiyor. 

Gözlemlediğim kadarıyla, bizdeki eğitici anlayışı, kararlaştırılan bir bilgi setinin aktarımına dayanıyor. Bu bilgi seti; dayatılan bir müfredat, belirli bir kitap veya eğiticinin "kendi ders notları" olabiliyor. 

Ne var ki, hangisi olursa olsun, -iktidarların politik müdahaleleri dışında- bu bilgi seti yıllar içinde pek bir değişikliğe uğramıyor. Derslere devam etmeyen veya devam zorunluğu nedeniyle devam edip başka şeylerle meşgul bir öğrenci, "sorumlu tutulduğu sayfaları" ezberleyerek tam not alabiliyor. 

Yalnız bir şartla: Tam notu hak edebilmek için, "aktarılan tek doğruyu" olduğu gibi tekrarlamak gerekiyor. Öğrencinin aynı anlama gelecek bir şeyleri farklı söylemesi veya yorum ve değerlendirme katması hoş karşılanmayabiliyor. Hele hele başkalarının o konudaki farklı düşüncelerini paylaşmaya kalkmak cezalandırılabiliyor. 

***

Şu gerçeği gözetmeden eğitim tartışması yapılamaz: İnsanlık tarihinin en çarpıcı özelliği, insan var olduğundan bu yana hayatımızda bilginin payının giderek artışıdır. Bu ivmeli bir artıştır. 

İvmeli bir atıştır. Çünkü her yeni bilgi dünyayı değiştirmekte; değişen koşullar yeni bilgi üretimini zorunlu kılmaktadır. 

İvmeli bir artıştır. Çünkü her yeni bilgi, önceki bilgilerle etkileşip bir dizi başka yeniliğin önünü açmaktadır.  

Sonuçta, önceki bilgilerin değişen koşullar sebebiyle geçersiz hale gelişi veya yanlış olduğunun anlaşılıp doğru bilgilerle değişmesi yüzünden; eski bilgilerin bir bölümü kullanılamaz hale gelmektedir. 

Eski bilgilerin yarısının kullanılamaz hale geldiği süre "bilginin yarılanma ömrü" şeklinde tanımlanmaktadır. Bu süre, muhtemelen avcı toplayıcı atalarımızda yüzbinli, tarım toplumunda binli yıllarla ifade edilebilir. Yukarıda dile getirdiğimiz ivmelenme bu süreyi günümüzde olağanüstü kısaltmıştır. Süre, tıp gibi bazı alanlarda yıllar, bilişim gibi bazı alanlarda aylar mertebesine inmiş durumdadır. 

***

Bu, bugün öğrendiklerimizin yani ezberlerimizin yarısının; belki yıllar, belki de aylar içinde geçersiz hale geleceği demektir. Muhtemeldir ki, üniversiteye yeni başlayan bir öğrenci, mezun olduğunda, ilk sınıfta belleğine istiflediği bilgilerin yarıya yakını çöpe dönüşecektir. 

O halde, "kullanılabilir" ve "doğru" bilgi peşindeysek, bilgilerimizi sürekli yenilemeye ve ÖMÜRBOYU ÖĞRENMEYE mecburuz. Mezun olduğumuz okullar, gördüğümüz eğitimler veya kurslarda ezberlediklerimiz ancak kısa bir müddet için işimize yarayabilir. 

***

Bu ahvalde, -"güncel" dahi olsa-, bilgi aktarımı, kısa ömürlü bir gayrettir. Bir şeyleri ezberletmek, suya yazmaktan farksızdır. 

Bu yüzden, günümüz öğretmeni veya eğitimcisinin ilk yapması gereken, ÖĞRENMEYİ ÖĞRETMEK olmalıdır. 

Öğretmen, öncelikle; sürekli ve hızlanan değişimi, mutlak doğruların olmadığını, kuşku duymayı, güvenilir-güncel bilgiye ulaşmak için kaynaklara ulaşabilmeyi ve ulaştığı kaynağın güvenirliğini tartabilme yetkinliğini öğretmelidir. 

***

Ne yazık ki, iş bununla bitmemektedir. Öğrenmeyi öğretmek, ancak günümüz ezberci eğitiminin geçerlilik süresini uzatabilir. Her dönemin gerektirdiği bilginin, o döneme uygun olmasını sağlayabilir. Bu iyi bir şeydir ama yetmez!

Eğitimin asıl işlevi, güncel bilgiye erişimden sonra başlamaktadır. Bu işlev, bir ihtiyacı çözmek için erişilen bilgilerden nasıl yeni bilgi üretilebileceği konusunda rehberlik veya kısaca YENİ BİLGİ ÜRETME BECERİSİ KAZANDIRABİLMEK 'tir.