Aman doktor, derdime bir çare!...

16 Ekim 2016 Pazar  |  KÖŞE YAZILARI

Takılmayın yazının başlığına. Okuyacağınız yazı bestecisi anonim İstanbul türküsü değil. Merak edenleri sıkıntıya sokmadan, yazının ana fikrine baştan bir ilmik atıp kısa bir peşrevle başlayalım yazıya...

Vahşi kapitalizmin ehlileştirilmiş modeli Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde sağlık, eğitim, hukuk ve konut gibi hayatın vazgeçilmezleri her daim devlet kontrolündedir, deseler de durum artık öyle değildir. 

Eğitim, hukuk, konut gibi çağdaş hayatın ayrılmaz bölümlerine de yeri geldikçe ve de ucundan kenarından, hemi de tam ortasından gireriz elbette...

Ayrıca zihnimiz parlak, bileğimiz kıvrak, kalemimiz yeteri kadar oynak değilse de, çok şükür çıkarız işin içinden. 

Şimdi asıl mesele; yukarıda sıraladıklarımızın en başındaki; yani sağlık meselesi...

Buzdolabının kapağını açtığınızda yüzünüze vuran soğuk hava nedeniyle "Ulan, şimdi üşütür nezle, grip olur muyum?" diye düşünürseniz bir diyeceğim yoktur elbette. Çünkü bu durum paranoyaya girer. Böyle olanların sağlık sorunlarını değil ev doktorları, tüm dünyadaki sağlık bilimcileri bir araya gelse, başlıktaki İstanbul türküsünü "çığırsa" çare yok, o iş mezarda biter.

Anlayacağınız yazının temel felsefesi şu: 

Siz siz olun sağlığınızla ilgili muhtemel en küçük arızayı kısa zamanda gidermeye bakın.

Adını vermek istemediğim bir can dostum Türk doktor var. Hollanda'nın Utrecht kentinde bir hastanede çalışır, yoğun bakım şefi. Arada bir hasbihal için buluşur, salaş bir meyhanede "demlenme" moduna gireriz. Havadan sudan, dünyadaki değişimden, politikacılardan derken, laf döner dolaşır zurnanın "zırt" dediği yere, sağlık meselesine gelir.

İşte böyle "demlenme" günlerinden  birinde bizim doktora, "Ev doktorumla başım dertte!" dedim.

"N'ası yani?" der demez başladım anlatmaya: 

"Doktorcum" dedim. "Ev doktorumdan randevu almakta zorlanıyorum, başım belaya girecek" dedim. "Yaş kemale ermek üzere" dedim. "Aksırıyorum-öksürüyorum" dedim. "Üstüne üstlük bir de bel ağrım var, başladı mı bitmek bilmiyor" dedim. (yazının burası Kemal Tahir romanlarındaki anlatım gibi oldu) "Son birkaç yıldır  duyma kaybı da var" dedim. "Yataktan kalkamayacak durumdayım, gelebilir misin?" dedim.  

Ev doktorum, (Aile Hekimi değil, özellikle ev doktoru diyorum. Ev doktoru başka, aile hekimliği başka şeydir. AB'de Ev doktoru zorunlu, diğeri ücretini cebinden ödeyip sağlık hizmeti aldığın yerdir.) "Gelemem, hastalar kuyrukta sen gel" dedi. 

"Ev doktorundan randevu almak için en az sabah yedi buçukta kalkacak, sabah saat sekizden öğlen on ikiye kadar sürekli meşgul sesi veren telefonu düşürmeye çalışacaksın. Telefonu düşürüp doktor sekreterine ulaşabilirsen en az üç gün, en geç bir hafta sonrasına randevu alabilirsin" dedim. 

"Ev doktoruna görünmenin o kadar zor olduğunu bilmiyordum. Tedavi olabildim mi bari?" dedi.

"Oldum herhalde!" dedim.

"Sonuç?" deyince, ekledim:

"Ev doktorum aksırığımı, öksürüğümü dinledi, altı saatte bir, günde üç kere yutulacak paracetamol denilen ağrı kesici verdi" dedim. "Amansız bel ağrılarıma (her zaman yaptığı gibi) fizik tedavisi önerdi" dedim. "Ağır işiten kulaklarımı da basınçlı su ile asistanına bir güzel yıkatıp gönderdi" dedim.

Doktor dostumun kafası yapılan tedaviye basmamış olacak ki, "Yahu, istersen bir de bana, hastaneye gel de doğru dürüst bir bakalım" dedi.

İlgili yere bin bir dil döküp sevk kağıdı aldıktan sonra gittim hastaneye. Üç gün araştırma, inceleme, testler derkeeen...

Çıkan sonuç; yazının başlığındaki ilmik!

Aksırıp-öksürme: 

Bronşlar kötü durumda, sıkı bir antibiyotik tedavisi.

Bel ağrılarına konulan teşhis: 

Bel fıtığı. Fizik tedavisi ile geçmez, en kısa zamanda ameliyat.

Kulaklarda durum:

Biraz daha idare eder...

Şimdi gel de, AB ülkelerindeki sağlık sistemine kurban olma!