'Medyanın en ağır günleri'

19 Ekim 2016 Çarşamba  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü'ndeki "Pazartesi Söyleşileri"nin bu haftaki konuğu gazeteci Ümit Aslanbay. 33 yıllık meslek yaşamı boyunca pek çok gazete ve televizyon kanalında çalışan ve yöneticilik yapan Aslanbay son olarak Hayat TV'de "Basın Günlüğü" adında bir programa başlamıştı. Ancak, ilk bölümün yayınlanmasının hemen ardından, aralarında Hayat'ın da bulunduğu 12 televizyonla 11 radyo kanalı OHAL kapsamında yayınlanan kararname ile kapatıldı. Aslanbay'la, "marjinal" olarak nitenen kanalların kapatılmasını, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve gelecekte nelerin beklediğini konuştuk...

-"Basın Günlüğü" ile başlayalım..Programınızla ilgili neler yaşandı?

-İlk programa Kadri Gürsel konuk olarak katıldı, gayet güzel oldu. Tepkiler olumluydu. İkinci programa hazırlanmaya başladık, büyük olasılıkla Enis Berberoğlu katılacaktı. Hatta duyurusunu bile yaptık. Aniden "kapatacaklar" haberi geldi ama ben ihtimal vermiyordum. Değişik yollardan engelleme çabaları vardı ama doğrusu böyle bir kapatma olabileceğini düşünmüyordum. Hemen kanaldaki arkadaşlarla konuştum, onlar da kapatma kararının haklı bir gerekçeye dayanmadığını, itiraz ettiklerini, umutlu olduklarını söylediler. Program hazırlıklarına devam ettik. Ertesi gün telefon ettiğimde, "Geldiler malımıza mülkümüze el koydular"dediler. Biz yine de programı internet üzerinden yayınlamayı planlıyorduk fakat ertesi gün internet yayınını da kestiler. Çok acaip bir nedenle, OHAL hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle koca televizyonu kapattılar. Orada çalışan insanlar bir anda işsiz kaldı, bu insanlar nasıl yaşayacak? Kimsenin umurunda değil. Televizyon binasına da el konuldu. Ben böyle şeyleri bir 12 Eylül sonrasında Cumhuriyet Gazetesinde yaşamıştım. Ankara Bürosuna bir telefon gelir, "Ben sıkıyönetim komutanlığından bilmem kim, şöyle bir haberden dolayı yarın kapalısınız" derdi. Ama o zaman bile 1- 2 gün sonra yeniden çıkmaya başlardık. Ama şimdi askeri dönemleri bile geçti, ondan da beter. İtiraz edeceğin, savunabileceğin bir durum yok. Kapattım diyor, kapatıyor. Oldu bitti yani. Korkunç bir dönemden geçiyoruz... Bilmiyorum nereye varacak ama medyanın en ağır günlerini geçirdiği kesin.

-Kapatılan kanalların çoğu kendi izleyici kitlesine sahip, "marjinal" diye tanımlanan, ana akım medyada yer almayan kanallardı. Mesela AKP ya da MHP seçmenine ulaşma diye bir kaygıları yoktu. O seçmenler de bu kanalları izlemiyordu zaten. O zaman halkın büyük bölümüne ulaşamayan bu kanallar neden kapatıldı sizce?

-Belki kişiselleştirmek doğru değil ama kendimden örnek vereyim. Ne yapıyordum ben? Ana akım medyada çalıştım, siz de çalıştınız. Sonra oralardan ayrıldım. Ardından Halk TV'de çalıştım. Ama oradan da atılmayı başardım! Şimdi biz hangi mecrada konuşacağız? Diyelim ki muhalifsin, bugünkü iktidara eleştirilerin var. Nerede konuşacaksın? Konuşabileceğin bir mecra kalmadı artık. Ben de söyleyeceklerimi söyleyebilmek için Hayat TV'ye gittim. Başka yer yok ki! Nereye gideceksin? Medya teslim olmuş durumda. Benim gibi bir gazetecinin oralara çıkıp istediklerini anlatabilmesi mümkün değil. Kalan yer neresi? Hükümet gibi düşünmeyen insanlar nerede konuşacak? Kala kala bu kanallar kalmıştı, şimdi bunlar da gidiyor. Onların bile sesini çıkarmasına tahammül edemiyorlar. Sorun buradan çıkıyor. Hayat TV de aslında genişlemek, bütün muhalefetin sesi olmak istiyordu, oraya doğru bir gidiş başlamıştı. Çünkü yer kalmadı. Mesela Halk TV'nin sıkı muhalefet yaptığını söyleyebilir misiniz? Evet, Hayat, İMC marjinal kanallardı ama bütün muhalefeti toparlama potansiyeline sahiptiler. Mesela ben CHP tandanslı kişileri programıma çıkarmak istiyordum ki, konuşabilecek yer bulamayan kişilerin konuşabileceği bir mecra açılsın. Bence onlar da bunu gördüler ve kapattılar.

-Peki kişisel olarak sizin derdiniz muhalefet yapmak mı, yoksa gazeteci olarak doğru bildiğinizi söylemek mi?

-Ben sadece gazeteci olarak bildiğimi, düşündüğümü, inandığımı söylemek istiyorum yoksa muhalefet yapma gibi bir amacım yok. Zaten hangi gazetecinin böyle bir amacı vardır? Gazeteci bulduğu gerçeği kamuoyuyla paylaşan kişidir. Başka işi yoktur ki. Gazetecilik budur zaten. O zaman alıp elimize baltaları gidip muhalefet yapalım! Benim işim değil ki bu. Muhalefet yapmak politikacının işi. Bunun için gazeteciler sokakta ya da Meclis'te değil bir medya kuruluşunda görevlerini icra ediyorlar. Gazeteci haber alabilmek için iktidarla da muhalefetle ilişki içindedir, tarafsızlığını koruyarak. Bizim işimiz haber alıp haber vermek, başka işimiz yok ki!

-Kapanan kanallarla ilgili, özellikle İMC konusunda kamuoyunun bir kesiminde, PKK'la ile ilintili olduğu yolunda bir kanı, bir iddia var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

-Olabilir ama demin anlatmaya çalıştığım mesele. Sizin de, benim de tanıdığımız gazeteci arkadaşımız orada çalışıyordu. Mesela Banu Güven uzun zamandır orada haber sunuyordu. Başka arkadaşlar da vardı. Neden? Çünkü konuşabilecekleri, seslerini duyurabilecekleri, içlerini dökebilecekleri başka bir yer kalmamıştı. Böylece orası da değişmeye başlayacaktı. Yani, bir bir süre sonra İMC'ye belli kesimin, bir görüşün yönlendirdiği kanal demekten çıkacaktık. Bizim gibi insanların çıkabileceği başka mecra kalmadı ki. Nereyi bulursak oraya konuşuyoruz. İşsiz kalsak, bir gazete kağıdı bulsak yazmaya başlarız biz, boş ekran görsek atlarız. Neden? Çünkü biz gazeteciyiz, mesleğimizi icra etmek istiyoruz. Her yerin bir görüşü var ama ben kendi söylediklerimden mesulüm. Bence korktukları oydu. Hem İMC'nin hem de Hayat'ın bu potansiyeli taşıdığını, bir süre sonra kabuklarını kıracağını gördüler. Bu kanallar zaman içinde yumuşayabilir, değişebilirdi. Teşbihte hata olmaz, yılanın başını küçükken ezdiler. Çünkü bunlar büyüme, değişme ve başka bir mecra olma potansiyeline sahip kanallardı.

-Ya Yön Radyo?..

-Aynı durum. Orada sadece türkü çalıyordu ama diğerleri gibi onun da değişebileceğini düşündüler.

-Şimdiye kadar medya açısından bundan kötüsü olmaz dediklerimizin hepsi oldu. Medyayı, gazetecileri bundan sonra nasıl bir gelecek bekliyor?

-Açık söyleyeyim, bence varması gereken yere vardı. Tanıdığım bir sürü arkadaşım kaçıp gidiyor. Para kazanması lazım, ne yapsın? Japon askerleri gibi İstanbul'da, Ankara'da bu işler düzelsin diye mi beklesin? İnsanlar bunaldı baskıdan. Bir şey söylüyor, ertesi gün hakaret davası açılıyor. Böyle sorunlar da var. Kıpırdıyamaz hale gelince bıkıyorlar. Bir sürü arkadaşım var bırakan, güneye yerleşen var, olanakları olup Yunanistan'a giden var, Almanya'ya yerleşen var. Tamam mücadele edelim de, nerede mücadele edeceğiz? Mücadele edecek yer kalmadı ki! Onun için belki 12 Eylül'den farkı da bu, mücadele edecek alan kalmadı. Onun için maalesef umutsuzum diyebilirim...