Maksat bilgi aktarmaksa, neden dijital değil?

20 Ekim 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Öğrencilerin yaşlarına göre toplaştığı kalabalık sınıflarda, bir öğretmenin anlattığı dersi öğrencilerin sessizce dinlemesi klasik okul tasviridir.

Dünyanın her yerinde, yüzyılı aşkın bir zamandır süregitmektedir. Bazı istisnalar dışında durum ilkokuldan üniversiteye, tüm öğrenim hayatı boyunca değişmez. 

Yapılan şey, bilgi aktarımıdır. Öğrencilerin anlatılanları bellemesi beklenir. 

***

Oysa dünya çok değişti. 

Maksat bilgi aktarımı olduğunda; bunu daha daha verimli ve daha etkili yapabilme imkânı doğdu. 

Günümüzde dijital teknoloji marifetiyle, kütüphaneler dolusu bilgi küçücük belleklere sığdırılabiliyor. Üstelik yalnız düzyazılar değil; ses ve görseller de kaydedilebiliyor. Sonra da internet vasıtasıyla her istenen noktaya ulaştırılabiliyor. 

Öğrenmek isteyen biri, yalnız akıllı telefon, tablet, dizüstü veya masaüstü bilgisayardan her hangi biri ve internet erişimine sahip olduğunda bu bilgilere kolayca erişebiliyor. 

Hem de istediği yerden, istediği anda erişebiliyor. Evde, bahçede, tatilde, tuvalette olması fark etmiyor. Günün her hangi bir vaktinde, kendince öğrenmeye daha hazır hissettiği bir zaman bunu gerçekleştirebiliyor. Hastalıkla veya vaz geçilmek istenmeyen bir aktiviteyle dersi kaçırma riski yok!

Dijital ortamda ders anlatımının en âlâsı mümkündür. İsteyen seviyesine uygun bilgiyi farklı kişilerden dinleyebileceği gibi; öğrenme dijital ortamın sağladığı olanaklarla görsel, işitsel bir şölene dönüştürülebilir. Çünkü artık canlandırmalar, filmler, oyunlar, simülasyonlarla bilgilendirme; inanılmaz ölçüde keyifli ve etkili yapılabilmektedir. 

Binbir zahmetle okula gitmek; içerisinde kitap, defter, kalem ve besinler bulunan ağır bir çantayı sırtlamak zaruret olmaktan çıkabilir. 

Öğreninceye kadar materyal tekrar tekrar izlenebilir. Olmadı, aynı konu için başka başka kaynaklara başvurulabilir. 

Yavaşların hızlıları frenlemesi gerekmez. İsteyen bir yıla sığdırılan bir eğitimi birkaç ayda tamamlayabilir ve hevesliler dilerse sınıf atlayabilir.

Buna karşılık öğrenme sıkıntısı çekenlerin, bunu telafi etmeleri daha kolaydır; üstelik bunu baskı altında kalmadan yapabilirler. 

Öğrenci rahatça takip edilip değerlendirilebilir. Testler ve sınavlar, öğrenme başarısını yansıtıp, sorunlu konuları gösterebilir. 

İstenirse öğretmenle temas kurulabilir. İster yazılı, ister sözlü, ister görüntülü

***

Bütün bunlara rağmen, bilgi aktarımı için okul ısrarını anlamak çok zor!

Aslında ısrarın gerisinde yatan bazı sebepleri biliyoruz:

Değişim genellikle teknolojiyle başlıyor. Bu önce pazara, sonra devlete yansıyor. Bunu kurumlara yansıma izliyor. En sonunda insan davranışlarına ve kültüre sıra gelebiliyor. Yani, teknolojinin kültürü değiştirmesi sanıldığından zor ve geç!

Değişimin önündeki en büyük engellerden birinin öğrenmek, daha da önemlisi öğrendiklerimizin alışkanlığa dönüşüp kurumlaşması olduğunu biliyoruz.

Bir başka neden, değişimin, o işin oyuncularından beklenmesidir. Yani, "bu iş böyle yapılır!" diyenlerden, geçimini o işten sağlayanlardan ve statüsünü o tarza borçlu olanlardan

***

Sonuç olarak, mevcut haliyle okul ve öğretmenin işlevi DİJİTAL ORTAM yardımıyla hem daha etkili, hem daha zevkli bir biçimde yerine getirilebilir. 

Ancak, okul ve öğretmene ihtiyaç olmadığı sonucu çıkarılmamalıdır. Onlara elbette ihtiyaç var! Ama bu, okul ve öğretmenin, şu anda yapmaya çalıştığı bilgi aktarımı değildir! 

Günümüzün asıl ihtiyacı, güncel bilgilerden ihtiyacı çözecek yeni bilgilerin üretilebilmesidir. Bilgi aktarımı daha doğrusu güncel bilgiye ulaşmak, yeni bilgi üretiminin ilk ve en kolay adımıdır. 

Asıl yapmamız gerekene odaklanabilmek için bilgi aktarımını sorun olmaktan çıkarmalıyız. Bu yüzden bilgiye erişimi, dijital ortam ağırlıklı hale getirme düşüncesini isteklilik ve cesaretle tartışmalı ve bir an önce harekete geçmeliyiz. 

Çünkü biliyoruz ki, eğitimini iyileştiremeyip, yeni bilgi üretemeyenlerin yarınki dünyada hiçbir şansı olmayacak!