Ver Bilal'i al başkanlığı

21 Ekim 2016 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

7 Haziran seçimleri sonrasıydı.

AKP 13 yıl sonra tek başına kudretli iktidarını kaybetmiş muhtemel koalisyon senaryoları konuşulmaya başlanmıştı.

Tam da o dönemde bugün başkanlık için Erdoğan'a kapı açan MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli :

"Görüşmelere kapalı değiliz. Değişik alternatifler var. Bu koalisyon alternatifleri olmazsa erken seçim kaçınılmaz hale gelir. En yakın olabilecek tarih ise 15 Kasım'dır. AKP-MHP koalisyonu olur ama şartlarımız var. Bunları yok sayamayız. Ülkücü kıyımını önlemek için hükümet olmamızı isteyenler var ama bunun için ilkelerimizden vazgeçmemiz söz konusu değil, şartlarımızdan vazgeçmeyiz. 

AKP ile koalisyon kurmamızı istiyorlar. 17-25 Aralık yolsuzluk olaylarını nereye koyacağız. Meydanlarda hırsızlardan hesap soracağız dedik. Her bir oyun vicdani sorumluluğu var diye halka seslendik. Öteki dünyada hesabı sorulur dedik. Hırsızları nereye koyacağız? Gece yarısı torba kanunlarla kimler zengin edildi, bunlardan hesap sorulmayacak mı? 17-25 yolsuzluk soruşturmasına ilişkin hassasiyetlerimiz belli. Operasyonun üstü örtülmeye çalışılıyor. Bunu göz ardı edemeyiz. Ucu nereye dayanırsa dayansın oraya gider. TÜRGEV'e yapılan bağışları, verilen ayrıcalıkları ne yapacağız? Bilal'in içinde olacağı sıfırlanan paraların hesabını sormayacak mıyız? Bu sürecin bir tarafında Bilal var. Versin Bilal'i alsın iktidarı." diyordu.

Sayın Cumhurbaşkanı Bilal oğlanı o gün de bugün de vermediğine, vermeyeceğine; sıfırlanan paraların hesabı sorulmadığına göre  Sayın Bahçeli bugün neden başkanlığı, iktidarı altın tepside sunma yarışına giriyor?

Sebep gayet açık...

AKP iktidarının yardımlarıyla, MHP olağanüstü kurultayının yapılmasını mahkeme kararlarıyla engelleyerek, MHP içindeki zorlama iktidarını ve genel başkanlık koltuğunu AKP iktidarına borçlu olan Sayın Bahçeli ,AKP iktidarına diyet borcunu ödemekte.

Sayın Bahçeli; kelime oyunlarıyla süslediği, Erdoğan'ın sözüm ona anayasayı ihlal ederek fiilen yürürlüğe koyduğu başkanlık sistemine karşı olmakla birlikte, bu fiili duruma da bir son verebilmek için, başkanlık sistemini içeren bir anayasa değişiklik paketinin meclise sunulmasını talep etmiş ve daha sonraki aşamada, Salı günkü grup toplantısında yaptığı konuşmasında da; açıkça, "millete sorulmasında mahsur yok" diyerek, AKP iktidarı tarafından başkanlık sistemini içeren bir anayasa değişikliği paketinin meclise sunulması halinde, başkanlığını yaptığı MHP grubunun bu anayasa değişikliğine, millete sorma adına, olumlu oy kullanacağını deklere etmiştir.

Bahçeli'nin; "Millete sorulmasında mahzur yok" sözünün başka bir anlamı da yoktur. Çünkü Bahçeli de çok iyi biliyor ki; millete sormak demek, halk oylaması demek olup, AKP iktidarının; 330'u bularak anayasa değişikliğini halk oyuna sunabilmesi için meclisteki milletvekili sayısı yeterli olmayıp, bu eksik ancak MHP oylarıyla tamamlanabilmektedir.

Bahçeli;  bulunduğu çaresizlik içinde, ülkenin yararını değil, tamamen parti içindeki kendi şahsi iktidarını düşünerek, Parlementer sistemden yana olduklarını beyan etmeyi de ihmal etmeyerek, AKP'ye olan diyet borcunu ödeyebilmek, parti içi iktidarının devamı için gerektiğinde AKP iktidarından yardım almayı sürdürebilmek, bu arada, sözüm ona millet iradesine olan saygısını da göstermek ve millet iradesinin üstünlüğünü kutsamak adına, MHP gibi köklü bir siyasi partinin genel başkanına yakışmayan çelişkiler yumağı içinde yok olup gitmeyi göze almış, kendisiyle birlikte, partisi MHP'yi ve ülkesinin geleceğini ateşe atmıştır.

Ne diyelim, kendi düşen ağlamaz, ancak, Bahçeli'nin; kendi şahsi siyasi çıkarını ön planda tutan bu tutumuyla, ülkenin geleceğine koyduğu ipotek, hepimizi ilgilendirmektedir.