Dayılık ve kabadayılık

24 Ekim 2016 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Hem de kanımın deli aktığı zamanlarda okumuş ve hoşuma gitmişti. Kemal Tahir, "Kabadayılık, dayılık yapamayanların kabalığa sığınmasıdır" diyordu. 

Daha dikkatle gözlemlemeye başlayınca haklılığını teslim ettim. Kabadayıların, yumuşak vücudunu sert kabukla korumaya çalışan yumuşakçalara benzediğini düşündüm. Kolayca avlanamayacak canlıların öyle sert kabuklara ihtiyacı olmuyordu. 

***

Galiba halk olarak biz biraz kabadayılığı seviyoruz. Hemen her tür ilişkide ve her seviyede rastlamak insanı şaşırtmıyor. 

Son zamanlarda devlet yönetiminde de giderek daha fazla kabadayılık taslar olduk. 

***

Milli gelirini artıramıyor, gençlerine iş alanları yaratamıyor, harcamalarını gelecek kuşakların sırtına borç sararak yapıyor, yeni nesil teknolojilerde söz sahibi olamıyor, çevreyi talan ediyor, insan hakları ve özgürlükler rahatını kaçırıyor, ikbalini halkı birbirine düşman etmekte görüyor, sanat ve estetikten yoksunsan yani dayılık yapamıyorsan, kabalıktan başka şansın kalmıyor.

Babaların en büyüğü devlete hâkimsen bunu kolayca başarıp ülkedeki herkese babalanabiliyorsun. 

Çünkü paranın kontrolü sana geçiyor. Kimlere ikram edip, kimleri mahrum edeceğini sen belirliyorsun.

Çünkü kolluk kuvvetleriyle asileri tepeleyebiliyor, boyun eğmeyenlerin hakkından yargıyla geliyorsun. 

Çünkü suçsuz-günahsızların asıldığı, mahpusların yargılanamadan zindanlarda öldüğü, gözaltına alınanların kaybolduğu, servetlerin sorgusuz-sualsiz müsadere edildiği toprakların çocuklarını korkutmak hiç de zor olmuyor. 

***

Kabadayılığının içeride hükmünü icra edebilmesi için efelenmeyi dışarıda da sürdürmek bir zorunluğa dönüşüyor. 

Bir de üstüne itibar ve ağırlık kaybına uğramışsan ve sağlam ittifaklar kurabilme zeminini bozduysan, çözümü önüne çıkana babalanmakta buluyorsun. 

Trajedi de orada başlıyor: İçeride korkutup sindiren şeyler, dışarıda işe yaramıyor. Diklenip arkasını getiremediğinde de, "yalancı pehlivan" durumuna düşüyorsun. "Acaba" diyen hasımların, posta koymalarının kıymeti harbiyesinin olmadığına hükmediyor, inandırıcılığını yitiriyorsun. 

***

Neyse ki, sahibinin sesine dönüştürülen ülke medyası, karizmayı çizdirtmemek adına imdada yetişiyor. Dışarıda kale alınmasa da, halkımıza yedi düvele attığımız postalardan çıkarılan kahramanlık hikâyeleri anlatılıyor. 

Mızrak çuvala sığmadığında, -sorun yok-, formül hazırdır: Osmanlının eski ihtişamına kavuşmasından ödü kopan "üst akıl", dost-düşman tüm devletleri örgütleyip, bilumum terör örgütlerini üstümüze salıp içerideki tüm hainlerin de yardımıyla önümüze çıkmışlardır. Bu kez maruf mağdur edebiyatının çarkları dönmeye başlıyor.  

Geçmişi çabuk unutan, geleceğe aldırmayan ve Ziya Paşa'nın "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" beyitlerine çok yüz vermeyen halkımız, -varsın yağmasın- gürlemelerden gurur duymayı sürdürüyor.