İsmail Saymaz ve küçümsenen 'muhabirlik'

25 Ekim 2016 Salı  |  İYİ

Her ne kadar Türkiye'de artık unutulmaya yüz tutsa da, gazeteciliğin özü muhabirliktir. Evet, büyük bir televizyon kanalının ya da gazetenin genel yayın yönetmeni olabilirsiniz, köşe yazarlığı yapabilirsiniz ama "saha"da değilseniz, yani olayların içinde yer almıyorsanız, yani muhabir değilseniz "masa başı gazetecisi" etiketinden zor kurtulursunuz.

Muhabirlik artık Türkiye'de unutulan bir kavram haline geldi çünkü mesleğe yeni başlayanlar bile muhabirliği küçümsüyor, televizyonda çalışıyorsa program yapmak, gazetedeyse köşe yazarı olmak istiyor. Genç gazeteciler programcılığı ve köşe yazarlığını daha prestijli görüyor, muhabirliği ise "hamallık".

Belki bugün değil ama yakın sayılabilecek geçmişte Türk basınında adı "ünlü gazeteci" olarak geçenlerin neredeyse tamamı mesleğe muhabirlikten başlamış ve Mehmet Ali Birand gibileri ne kadar ünlü olsa da, program yapsa da, köşe yazarı olsa da her fırsatta sahaya inmiş, muhabirlik yapmıştır.

Günümüzde Türkiye'de "muhabir" denilince herhalde çoğumuzun aklına önce İsmail Saymaz geliyor.

Saymaz, televizyon sayesinde geniş kitlelerin tanıdığı bir kişi haline gelmesine rağmen muhabirliği bırakmıyor, haberi ajanstan almak kolaycılığı yerine gidip sahada arıyor, buluyor.

Bunları yazmamızın nedeni bugünkü Hürriyet'in manşeti.

Saymaz New York'a giderek, 15 Temmuz'dan bu yana çok konuşulan şifreli mesajlaşma programı ByLock'un kuruluşundan bu yana patentini elinde bulunduran David Keynes adındaki Türk asıllıyla konuşmuş. Haberde sadece Keynes'le söyleşi değil, çok sayıda bilgi de yer alıyor.

Türkiye'de muhabirliği yaşatmaya devam ettiği için Saymaz'ı kutluyoruz.