Ülke hepimizin...

02 Kasım 2016 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Ülkeye giderek hakim olan bir karamsarlık, karışıklık, hatta belirsizlik gözle görünür halde. Nasıl olmasın, ülkeyi 14 yıldır tek başına yöneten iktidar kendisine göre belirlediği hedeflere ulaşmak için her söylemi sorumsuzca dile getiriyor. Ülkenin bir çok sorunu varken, Başbakan, başkanlık gelmezse bölünme riskinden bahsediyor, adeta başkanlık projesini hayata geçirmekle görevli hissi uyandırıyor. Bu öyle sıradan bir söz değil.

Tehdit, şantaj içeriyor, ülkeyi yönetemiyorum diyor, yönetmeye hevesli de değil, 14 yılın sonunda ülkeyi getirdikleri yerin tanımlamasını yapıyor. 
Sağlıklı işleyen demokrasilerde yasal çerçevede bu sözün hesabı sorulabilir. Ne yaptınız da bölünme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Veya ne yapmadınız, neden yapmadınız, kimler engel oldu. Neleri ihmal ettiniz, neden ülke bütünlüğünü sağlamaya yönelik gerekli adımları atmadınız. Bunları soramadığımız için giderek karamsarlık hakim oluyor. Ülke karardığında olabilecekleri etrafımızda yaşananlardan görüyoruz, o nedenle kaygılıyız, tedirginiz. 

Bu irade bize güvenin diyor, başkanlık geldiğinde hızlı karar almaktan, refah seviyesini yükseltmekten, güçlü devlet olmaktan bahsediyor. Somut verilere dayanmayan günlük siyasi hesaplar üzerinden hamaset kokan sözler. 

Geçmişte bize güvenin dediler, Habur'da çadır mahkemeleri kurup teröristleri serbest bıraktılar. Adalete ve devlete olan güven yerle bir edildi.

Anayasa değişikliğini gündeme getirdiler, HSYK'nın yapısı değiştirilerek hukukun üstünlüğü ve bağımsızlığı hedefleniyor dediler ne hukuk kaldı ne bağımsızlığı.

Çözüm-açılım süreci ile, analar ağlamayacak, her şey daha iyi olacak, terör bitecek, barış, huzur sağlanacak dediler. Söylenenlerin tam aksi oldu. Son bir yıldır bölgede yaşananlar korkunç boyutlarda, binlere varan şehit, yıkılmış, harabeye dönmüş şehirler, adeta psikolojik bölünmeye varan sonuç. 

Yıllarca BOP eş başkanlığı ile övünüp, bu projenin ülkemiz dahil bölge ülkelerini bölmeye yönelik olduğunu anlayıncaya kadar geçen süreçte bölge ateş çemberine döndü. Bizi de yakmaya başladı. Bu bağlamda Suriye ve Irakta uygulanan dış politikalar geleneksel hassasiyetlerimizi devam ettirme imkanımızı ortadan kaldırdı. Kırmızı çizgiler yok oldu, toprak kaybına neden olan Süleyman Şah saygı karakolunun yeri değiştirilmek zorunda kalındı. Ülke çıkarları korunamaz hale geldi.

Ergenekon, Balyoz davalarına koşulsuz destek verdiler, her türlü yasal alt yapıyı hazırladılar, savcısıyım diyecek kadar içinde oldular, yollar ayrılınca kumpas diyerek sıyrıldılar.

"Allah dedikleri için müsamaha gösterdik, dedik ki 'bir ortak yanımız vardır.' Ama inanın bana, aynı menzile giden farklı yollardan biri olarak gördüğümüz bu yapının, aslında bambaşka niyetlerin, sinsi hesapların aleti, aracı, örtüsü olduğunu uzun süre görmedik, göremedik." Bundan sonra görüleceğinin garantisi var mı? (Bu konuşma 3 Ağustos 2016 tarihinde Olağanüstü Din Şurası'nda yapılıyor.) Bu göremedikleri, hatta aynı menzile giden farklı yollardan biri olarak gördükleri yapı 15 Temmuz 2016 tarihinde ülkeye kabus yaşattı. Biliyorsunuz Fethullah Gülen'e "Hocaefendi" diyorlardı, şimdi "terörist" diyorlar!

Bize güvenin, bize destek verin demek sağlıklı bir yol, çözüm değildir. Çözüm; daha fazla demokrasi, yaşama biçimine geçirilmiş, özümsenmiş demokrasidir. Kurum ve kuralları olan, profesyonel mesleklerin plan ve projeleri ile yol alınan, bilime teknolojiye dayanan bir yoldur. Ben yaptım oldu, bana güvenin gibi hamasi sözler, arabesk yaklaşımların devri çok gerilerde kaldı. 

Ülkemizin gelişmiş bir demokrasi olabilmesi için; temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, hukukun üstünlüğü ve bağımsızlığı şarttır.

Tarihimiz ve kültürümüz değerlerimiz, Cumhuriyet ve demokrasi erdem olmalıdır. 

Milletimizin her bireyi; demokratik rejimin kıymetini bilmeli, bunun bilinci içinde yarınlara güvenle bakabilmelidir. İktidarların görevi ve hedefi bu olmalıdır.

Daha güçlü bir Türkiye için, akılcı ve sağduyulu politikalar, yaklaşımlar gerekir. "Milletler kararlı bilinçli bilgili liderleri ile güçlü olurlar..."