Obra kadabra

17 Kasım 2016 Perşembe  |  SERBEST KÜRSÜ

Obradovic Türkiye'ye geldiğinde kimse inanamadı. Kariyeri Avrupa'da bu denli parlak olan ikinci bir koç yok çünkü. Gittiği her takımda mucizevi başarılar alan bir koç Türkiye'ye geliyor ya da getiriliyor. Bir kere bu başarıya herkes saygı göstermeli.

Ama gel gelelim başarılı olmak eleştirilmeyecek demek de değildir. Basketboldan az biraz anlarım. Euroleague maçlarını ise, özellikle Fenerbahçe'ninkileri, kaçırmadan izlerim, lig maçları da dahil. 

Türk basketbol liginin Avrupa'nın, kimilerine göre en iyi kimilerine göre ise İspanya'dan sonra ikinci en kaliteli lig olduğu gerçeği ortada. 5-10 yıl önce Fenerbahçe Ülker (o zamanlar ismi öyleydi) Avrupa'da ilk sekize kaldığında düğün bayram yapardık. Sonra Obra geldi ve 3 yılda Fenerbahçe Avrupa'nın en iyi iki üç takımından biri haline geliverdi. Kurulan kadroya harcanan para az değil, kabul; ancak biz neler gördük yaşadık, ne paralara tanık olduk sokağa atılan. Bu kez tuttu. Bunu da bir kişi becerdi. 

Fenerbahçe'nin Euroleague'deki son 3 maçını kaybetmesinin ardından ise adım gibi eminim, başarılı insanlara saldırmak için fırsat kollayanların kulakları dikildi. Eğer bugünkü (perşembe) Efes maçını da kaybederse, hayatında basketbol parkesine ayak basmamış bir kaç zevat başlayacaklar sallamaya. İşte ben onlardan önce eleştirimi ve analizimi yapayım istedim ki en azından vicdanım rahat etsin.

Obra, Türkiye spor ahlakına ters bir adam. Niye? Çünkü, her daim, ama istisnasız her zaman haklının yanında. Doğru karar veren hakeme kendi oyuncusu itiraz etmeye kalktığı zaman dahi herkesin içinde azarlayacak kadar doğrucu. Eyyam yok. Kıvırma yok. Neyse o.

Disiplin konusunda ise tam bir despot. Şımarıklığa, kaytarmaya, verilen şansı salakça harcamaya karşı tavizsiz.  Aslında tam anlamıyla bir "winner". Kaybetmeye asla tahammülü yok. Yüzünün patlıcan moruna dönmesinden bunu rahatlıkla görüyorsunuz zaten.

Tek eleştirilecek özelliği ise fazla realist olması! Örneğin geçen Baskonia maçının devre arasında röportaj yapılıyor, dediklerinden belli oldu ki maçı çevirme ihtimali takımın yok. Bunu biliyor, görüyor çünkü çok tecrübeli. Takımının ve rakibinin durumuna göre daha maçın ilk yarısından sonucu biliyor. İşte burada devreye "umut satma" söylemleri girmesi lazım. Hele bizim gibi her sonucu duygusala bağlayan bir ülkede bunu bilmesi gerekir.

Sonuçta bu bir oyun. İkinci yarıda oynanacak 20 dakika var ve nereden baksanız en az 30-35 sayı daha atılabilir ama Obra bunun mümkün olamayacağını gördüğünden boşa ümit dağıtmıyor. Bu bence her durumda geçerli bir taktik değil. Henüz her şey bitmemişken "buradan bi halt olmaz" gerçeğine bu kadar inanmak bazen istenmeyen sonuçlar doğurur ki bence olan da bu! Oyuncular, koçlarına sonuna kadar güvendikleri, O'nun bir şekilde, eğer imkan varsa, maç çevirmek için bir şeyler yapacağını bildiklerinden, aksi durumda da ister istemez koyveriyorlar. Kolları kalkmıyor, bacaklar gitmiyor. Rakip de bostan korkuluğu değil en nihayetinde, buldu mu fırsatı fark yapıyor. Yani Obra, bizim memleketimizin insanının duygularına da hitap etmeli, olmayacağını bilse dahi olabilir havası vermeli bazen. Hayat bu, belli olmaz, bazen 2+2=5 edebilir. En azından bir anlığına. Ben Fenerbahçe basketbol şubesi menejeri olsaydım (hala daha hayalimdeki görevdir) babayı bi akşam bara götürür, bunu tane tane anlatırdım. Ya beni afaroz ederdi ya da dinler, bu sene 9. Euroleague şampiyonluğu alırdı. Belki alır. İnşallah alır!

Analizör (mahlas)