Turizmciler nükleere ne der?

17 Kasım 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

"Doğu Akdeniz, %38 tuzluluk oranıyla Kızıl Deniz'den sonra dünyadaki en tuzlu denizlerden biridir. Akkuyu Santrali tam güçle elektrik ürettiği her günde soğutma kuleleri ve diğer yardımcı soğutma sistemlerinde çevrimlenen 10 milyon metreküp suyun sadece %10 unun buharlaştığını kabul edersek, bir günde kayıp olan 1 milyon metreküp suyun geride bıraktığı atık tuz miktarı yaklaşık 40 tondur. Ve bu tuzun soğutma sisteminden devamlı denize özel mekanik ve kimyasal yöntemlerle tahliye edilmesi gerekecektir" diyor Prof. Dr. Hayrettin Kılıç...Ve devamla İngiltere ve Kaliforniya'da deniz kenarında yer alan nükleer santrallerinin sonuç raporunu açıklıyor; '' Deniz kenarlarında elektrik üreten nükleer reaktörlerin soğutma suyuna takılan yetişkin, yavru balıkların, larvaların ölüm oranının, ticari balık sanayisince yakalanan/avlanan balık oranının %46 sı kadar olduğu...''

Son olarak da ekliyor Prof. Kılıç:TÜİK verilerine göre 2007 yılında Türkiye karasularında avlanan toplam balık miktarı 518 bin ton ve diğer deniz ürünleri ise 70 bin tondur. Bu miktarın en az 5 te birinin Doğu Akdeniz kıyılarından karşılandığını kabul edersek; Akkuyu Santralının ilk 10 yıl içinde bu kıyılardaki balık neslini nasıl yok edeceğini açıkça görebiliriz...

Akkuyu'dan itibaren 500 km'lik sahilde Mersin'iyle, Antalya'sıyla deniziyle hayat bulan, dört tarafından şelaleler akan, dağlarında 365 gün yeller esen, 330 gün güneş alan kentler, kışın kömür, mazot dumanına boğulup, turizmin kalesi diye geçiniyorlarsa, yazık o kentlerin Belediyesine de turizmcisine de! "Bacasız sanayi aşağı", "mavi bayrak yukarı laflarıyla" çevreye karşı tepkisiz, nükleere sessiz duran tüm turizmcilere yazık...

Yok mu bir tane tesis; ''Ben 365 gün jeotermal ile, güneş ile, rüzgar ile enerjimi sağladım '' diyebilecek!  Yok mu bir turizm örgütü, nükleer ihalesinin kapısında protesto yapacak,  Mersin Akkuyu'ya çocukları her hafta pikniğe götürüp onlara bilinç aşılayacak Nerede Mersinli turizmciler? Tüm dünya halen nükleer atıkları gömecek yer ararken, geleceğini Turizme bağlamış bir ülkede nereye gömülecek bu atıklar...Cennet'e mi, cehennem'e mi ?

Türkiye'nin enerjisi yer altı yerüstü sularında, rüzgarında, güneşinde boş boş akarken, tüm turizm dövizleri doğal gaza giderken, bir de nükleer santralle de mi Rusya'nın kucağına iyice oturacağız? Eminim kıs kıs gülüyordur Ruslar, bizim bu aymaz hallerimize...

Turizmci, çevreci olmak ve daha ötesinde çevreci anarşist olmak zorundadır. 90 yaşında iki ''GENÇ '' insan, Karaca ve Çığ'ın yanında, kolunda hala yer almamış turizmciler, büyük bir ayıp içindedirler!

 Aslında aynen hipokrat yemini gibi bir yemin olması gerek başta Bakan ve elemanlarına ve de her turizmci mesleğe başlarken veya yönetici olduğunda..Mesela adına Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı) veya Karaca-Çığ yemini diyebileceğimiz:  ''Çevremdeki tüm hayvan ve bitkileri koruyacağıma, başta fosil ve nükleer atık olmak üzere her türlü çevre zararlısı ile savaşacağıma, doğayı en saf ve temiz bir şekilde gelecek nesillere aktaracağıma, bu yemine tüm şirket tanıtımlarımda ve fuarlarımda yer vereceğime, namusum ve şerefim üzerine and içerim''. 

Not: Bu yazım ilk olarak 2009 yılında turizm.com'da yayınlanmıştır.