Kara kıta, sarı açlık, usta fotoğraflar

07 Nisan 2013 Pazar  |  MG ÖZEL

Milliyet Gazetesi'nin ödüllü foto muhabiri Bünyamin Aygün, Kenya'da çektiği resimleri Medya Günlüğü ile paylaştı. Önce Aygün'ün kaleminden tanık olduklarını okuyalım, ardından da "Gazeteci & Objektif" köşemizde çektiği usta işi fotoğraflara bakalım....

Sapsarı topraklar, yer yer turuncuya dönen sanki güneş altın rengini bu topraklara vermiş. Geri almak istemezcesine de ışınlarını da eksik etmiyor. Hava sıcaklığı yer yer 50 dereceyi bulabiliyor. Elimizi siper edip, uzaklara bakıyoruz. Gördüğümüz tek şey, yine sadece sonsuz bir sarılık. Kenya'daki Dadaab mülteci kampında görülen başka renkler de var elbette. Kırmızı giymiş kadınlar, kirli, sarı renkte su bidonları. Talihleri gibi kara yüzlü, kara gözlü insanlar…
Doğu Afrika'da ülkelerinde yaşadıkları açlık ve kıtlıktan kaçan yüz binlerce insanın buluştuğu yer Dadaab… Kenya-Somali sınırında kurulmuş bu kamp, dünyanın en büyük kampı diyebiliriz, yaklaşık 480 bin insanı barındırıyor Dadaab…

Kavurucu çölü, aç ve susuz geçmeyi başaran binlerce Somalili, Kenya'daki 3 ayrı kampa sığınabiliyor. Bunların en büyüğü, 480 bin kişilik Dadaab kampı. Dadaab, bir kamptan ziyade büyük bir çadır ve kulelerden oluşan bir şehre benziyor. Dadaab'a ulaşabilenler şanslı. Çünkü her gün, başta yaşlı ve çocuklar olmak üzere onlarca kişi buraya ulaşmaya çalışırken, açlık ve susuzluktan ölüyor. 90 bin metrekareye kurulmuş kampa ulaşabilenler şimdilik mutlu. Ama onları da oldukça zorlu günler bekliyor.

Afrika'ya ilk gittiğim gün, müthiş bir yağmur yağıyordu. Merak ettim, çünkü araştırmamıştım, aklıma gelmemişti bunun siklon yağmurları olduğu. Ders kitaplarında görmüştüm. Müthiş bir yağmurdu… Gittiğimiz yer, ilk önce Kenya'nın başkenti Nairobi'ydi. Nairobi'de karşıladı bu yağmur bizi. "Böylesine yağmur yağıyorsa kıtlık da neyin nesi?" diye geçirdim içimden. O yağmura rağmen ciddi bir kıtlık var. Tabii toprak verimsiz, zaten adı üstünde çöl! Yağmurun da o çöle olumlu anlamda hiçbir etkisi yok. Yolda kampa giderken olsun, kampta olsun eşeklerin üstünde bidonlarla su satılıyordu. Belki böyle bir durumu Türkiye hiç görmedi. Bu kıtlık bölgesinde bir bidon suyun fiyatı, Türkiye'deki 40 kuruşa tekabül ediyordu. Ama para nerede...
Çalı çırpı toplayan kadınlar, çalı çırpının üstüne buldukları bezleri örterek çadır hazırlayan kadınlar… Çocuklarına bakan kadınlar… Çeşme başında saatlerce bekleyen kadınlar… Sırtındaki çuvalda yavrusunun rızkını taşıyan kadınlar… Çadırlarına buyur eden, misafirperverliklerini esirgemeyen kadınlar… Evet, Somalili çilekeş kadınlar bir lokma ekmeğe muhtaç, susuzluktan ne yapacaklarını bilmiyorlar. Ama öyle mağrurular ki, çadırlarının içi tertemiz, yürekleri saygı dolu. Çocuklar koşuşuyor. Çıplak ayaklı, güler yüzlü. Kimisi uyuyor tüm masumluğu, tüm çocukluğuyla… Kimisi dizlerine kadar çamur içinde. Kimi kardeşinin omzundan tutuyor "benimle güvendesin" der gibi. Bir de oynayacak bir şey bulduklarında değme keyiflerine gitsin. Çoraptan da olsa bir top… Onlarda tüm dünyadaki çocuklar gibi futbol oynuyorlar kıran kırana. Bağrışlar, haykırışlar, itiş, kakış… Çocukluğun en güzel yanı, nerede olursan ol, hangi şartlarda olursan ol mutlu olabilecek bir şeyler bulabilmektir herhalde. Bazılarını anneleri bulabildikleri azıcık suyla yıkayabiliyor çölün tozlarından arındırmak için. Çölde de gerçekten toz yağar. Hele ki bir kum fırtınası çıksın göz gözü görmez olur. Herkes çadırlarına sığınır ortalık duruluncaya kadar. Fırtınada nefes alamaz olur insan. Öksürür, gözleri yaşla dolar…

Bir kum fırtınası çıktığında yollar kapanabiliyor. Metrelerce yükseklikte kum yükseltileri oluyor. Bizim bir keresinde, bu şekilde konvoyumuz yolda kaldı. Yolumuz kapanmıştı kum fırtınasından dolayı ve saatlerce yardım gelmesini beklemiştik. Tabii bu kum fırtınaları, siklon yağmurları, 50 dereceye varan hava sıcaklıkları, kuraklığı getiriyor kuraklık da hayvan ölümlerini… Her tarafta, gözünüzün alabildiği 100-200 metrede bir evcil hayvan leşine denk gelebiliyorsunuz. Çünkü hakikaten yiyecek bitki yok. İnsanlar yiyecek bulamıyor ki, hayvanlar nerden bulsun?

Afrika'da bulunduğum geçen yıl, sadece Somali'de, son 3 ayda 30 bin çocuk öldü. Çocuk ölümlerinin başlıca sebebi ise  açlık, susuzluk ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği… Son 60 yılın en kurak günlerini yaşayan Afrika'da 11 milyon insan açlıktan kırılma noktasında.

Gördüğüm bir manzara beni çok etkilemişti. O da bizim bin yıl önce yaşadığımız bir şeydi. Ağaç kabuğuna yazılmış, Arapça harflerden Kuranı Kerim öğrenmeye çalışıyorlardı. Bu kare orada, son derece etkileyici bir kareydi. Çünkü kalem yok, kağıt yok, defter yok bu çocuklar nerede, nasıl eğitim görecek?

Toz içinde bir yol, nereye gittiği belirsiz, sarı sıcak bir manzara… Başı, sonu tarifsiz… Yardım isteyen bir el… Tel örgüyü yırtarcasına açılmış avucu… Çalı çırpı toplamış bir kadın. Belki de kendine bir ev yapacak yuvam diyebileceği. Hani akşamları geliriz ya evimize, ayağımızı uzatırız, dinleniriz, televizyon açarız arada göz atmak için. İşte burada o da yok. Sadece bir radyo, cızır cızır… Olsun. Dünyayla haberleşiyorlar ya. Burada öyle masa sandalye de yok. Çeşit çeşit ev eşyaları, halılar yok. Türlü türlü yiyecek, içecekler bezenmiş sofralar, onu yemem bunu yemem diye nazlanan çocuklar da yok. Burası tahminlerin ötesinde apayrı bir dünya. Burası dünyanın en büyük yardım kampı, Dadaab…
Bünyamin Aygün