Elitizm ve züppelik

19 Kasım 2016 Cumartesi  |  MENTOR

Bu satırlarda bir çok kez "elitizm"in ne olduğunu yazdım...

Öz itibariyla elitizm tüm toplumsal otoriteyi eline geçirmiş ve diğerlerine yaşama şansı tanımayan yönetim biçimlerine deniyor, yani fırsat eşitliği yok, sadece bir kesimin toplumun nimetlerinden yararlanmasına izin veriliyor.

Bakın size aynı yılda doğmuş iki çocuktan bahsedeyim...

İlki Anadolu'nun ücra bir köşesinde doğmuş, eğitimi sadece okuma yazma bilmek olan demirci babası tarafından Kuran kursuna gönderilmiş, 5 erkek çocuklu ailenin en küçük çocuğudur. Anne okuma yazma bilmez ama baba çocukları için kurtuluşun okumak olduğuna inanan bir insandır.

Demirleri döver çocuklarını okutmaya çalışır, başarılı da olur çocuklarının hepsi okur ama küçük zehir gibidir, eksi 10 derecede yorganın altında saatlerce ders çalışır, bana mısın demez. Bütün eğitim sürecini birincilikle tamamlar ve olmaz denilen şeyi başararak ülkenin en iyi okullarından birini kazanır, zeki olduğu için yabancı dil öğrenmesi gerektiğini anlar ve okulu bitirmeden çoğu kendi çabasıyla İngilizce ve Fransızca öğrenir.

Okulu bitirir ancak iş sınavlarına hazırlanması gerekmektedir, bu nedenle uzun dönem askerliği tercih eder ve ülkesine subay olarak hizmet eder her zaman olduğu gibi elinde takdirnamelerle evine döner. Önemli bir şirkette çok ağır bir "sınav" sonucu göreve başlar.

İkincinin ise paşa dedesi vardır, annesi üniversite profesörü babası ise diplomattır. Hep ülkenin en şöhretli okullarında paralı olarak ite kaka okur, okur demek de doğru deği, paşa dedesinin mirası ve ailesinin imtiyazları ile sınıfları sorunsuz geçer. Üniversiteyi kazanmakta büyük sıkıntı çeker o nedenle aile yine imtiyazlarını ve gücünü kullanarak onu İngiltere'ye gönderir, ancak olmaz en son parayı bas diplomayı al tarzı bir okuldan uyduruk bir diploma alırlar ve babasının ünlü holding patronlarından biri ile yaptığı kısa bir telefon görüşmesi sonrasında o da aynı önemli şirkette göreve başlar. Askerliğini de diplomat babasının yurt dışında kağıt üstünde ayarladığı bir iş ile bedelli olarak yapmıştır.

Ancak bizim Anadolu evladı şirketin en dibinden işine başlarken İstanbullu züppemiz babasının imtiyazları annesinin öğrencileri ve dayısının yazlıktan komşuları sayesine işe müdür olarak başlar. Zaten şirketin üst düzeyi paralı şöhretli mekteplerden abileridir, eh şirketin sahibi de babası Viyana'da iken babasının çok yardımını görmüştür, hatta bir kaç kez ailece operaya gitmeden önce yemek yiyip  sonra kırmızı şarabın tadına bakmışlardır. Türkiye'ye dönünce holding sahibi de onlara Bodrum'daki yazlığında rakı-balık ikram eder.

İstanbullu züppemiz fırsat buldukça paralı okullardan abileri ile akşamları barda "drink" alır ve Anadolulu gencimizin cumaya gitmesi ile dalga geçip giydiği kıyafetlerin köylülüğünden bahsedip eğlenirler. Bu arada Anadolulu gencimiz ise şirketin işleri yetişsin diye "bedelsiz" fazla mesai yapmaktadır

Hal böyle olunca ne zaman karşı karşıya gelseler İstanbul züppesini bilgi ve çalışkanlığı ile rezil eden Anadolu gencinin hiç şansı olmaz, bir özel sektör kuruluşu olmasına rağmen çalıştığı şirkette toplumun tüm erkini kontrol eden elitist mekanizmaya kurban olmuştur, züppemiz yönetim kurulu üyesi olurken Anadolu delikanlısına  şirketten ayrılmak dışında seçenek kalmaz.

İlginçtir, delikanlımız züppenin babasının tavassutu ile girdiği  ve 1 ay dolmadan kovulduğu yabancı bir şirket tarafından işe alınır çok başarılı olur ve o da o şirketin tüm Avrupa operasyonlarının başına geçer.

Yukarıda anlattığım hikaye ülkemizde milyonlarca kere tekrarlanmış sistematik bir haksızlık mekanizmasının ifadesidir ve kahramanlarımız çoğu zaman yabancı bir şirkette iş bulamazlar ve hak ettikleri, alın teri ile kazandıkları ekmekleri ellerinden çirkin bir elitist mekanizma tarafından çalınır. 

AKP bu haksızlık mekanizmasına tepki olarak doğmuş bir siyasi harekettir, insanlar mağdurdur ve başlangıçta muhtar bile olamaz diyerek halkın tercihine hakaret eden bu elitist, oligarşik azınlığın yarattığı diğer mağduriyete sahip çıkarak AKP'yi iktidara taşımıştır.

AKP bu anlamda oldukça devrimci bir harekettir ancak son zamanlarda bu devrimci çizgisinden çıkıp daha çok güç ve onu elde tutmakla ilgileniyor gibi görünüyor.

Hala oy almasının tek nedeni var, ülkede alternatifler arasında halka en yakın olan, mağduriyetlere ve yoksunluklara karşı en sert ve en net mesajları veren siyasi alternatif  AKP, ancak o da kendisini gücün büyüsüne kaptırmış görünüyor ve kendinden öncekilerin yarattığı mağduriyet hikayelerinin farklı versiyonlarını yaratacak veya yaratıyor gibi görünüyor. Yaşananların onları halka yakınlaştırmadığını uzaklaştırdığını anlamalarını umuyorum.

Muhalefet geçmişteki bu elitist mekanizmaları yaratan oligarşik yapıyı rakı-balık siyaseti yaparak savunmaya devam ettiği müddetçe çok büyük hatalar yapmazsa ülkemizdeki iktidar değişmez. Muhalefetin bu elitist mekanizmaları yıkması da olası görünmüyor çünkü bizzat bu mekanizmaların kurulmasında söz sahibi olmuşlar ve zaten paşa dedenin torunlarından oy alıyorlar.

Mevcut siyasi görünümle AKP yüzyıl daha iktidarda kalır. AKP'yi şu anda iktidardan uzaklaştıracak tek şey kendi hataları olacaktır, onun dışında AKP'ye alternatif siyasi bir hareket görünmüyor.