Sahiden milliyetçilik iktidarda mı?

20 Kasım 2016 Pazar  |  KÖŞE YAZILARI

Erdoğan'ın başarısını teslim etmek gerekir. 

Milliyetçilik lafından irkilenler dahil, yurtseverliğin bu topraklarda yaşayanların asgari müştereği olduğunu keşfedip milliyetçi söylemlere sarıldığı için...

Sağcısından solcusuna, yandaşından zıtdaşına, hemen her görüşten insana; başımıza gelen her felaketin, -adının ne olduğu önemsiz-, dış düşmanlar ve içerdeki hain işbirlikçileri yüzünden geldiğine inandırmayı başardığı için...

Milliyetçiliği ayakları altına aldığını haykırmasına, milliyetçiliği reddeden siyasal ümmetçi fikriyatına, Çözüm Süreci garabetine ve en önemlisi ülkenin bugünü ve geleceğine verdiği onulmaz hasarlara rağmen milliyetçiliğe sahip çıktığına inandırabildiği için...

***

Bahçeli'nin -nedendir bilinmez- her sıkıştığında AKP'nin imdadına yetiştiği herkesin malumudur. Ama son dönemde, azımsanmayacak sayıda milliyetçi ve ulusalcı da, "fikirlerinin iktidara" geldiğinden, daha doğrusu iktidarın sonunda doğru yolu bulduğundan eminler.

Eminler. Çünkü artık Çözüm Süreci yanlışından vaz geçilip bilumum Kürtçülerle kıran kırana savaştan memnunlar.

Eminler. Çünkü artık mağrur Batılılar karşısında boyun eğmeyip onlara haddini bildiren bir başkanları var.

Eminler. Çünkü haritaları bizim çizip Lozan'daki hezimetin hesabını soracağımız ve Kerkük ve Musul'u topraklarımıza katacağımız günü iple çekiyorlar. (Belki Halep'i de araya sıkıştırıveririz). 

Eminler. Çünkü geçmişte yaşanan her musibetin kaynağı FETÖ bitirilince ülkenin arınacağına inanıyorlar. 

***

Bu kanaatler bana sorunlu geliyor. 

Her şeyden önce "lafla peynir gemisi yürümüyor". 

Keşke alkışlamaya can atan insanların önünde atılan nutuklarla emperyalistlere hadleri bildirilebilse, hesapları görülebilseydi. Yalnızca dinleyenleri gururlandırıp yüreklerine su serpen laflar, ne yazık ki gerçekte hiçbir işe yaramıyor, hatta ters tepiyor. 

İşe yarasaydı, bu konuda kimsenin eline su dökemeyeceği İdi Amin veya Kaddafi tarih yazardı. 

Azıcık hafızası olanlar, Rus uçağının düşürülmesinden sonraki efelenmelerimizi ama sonra sınırdan burnumuzu çıkaramayışımızı ve ardından özür dileyişimizi umarım unutmamıştır. 

***

Sanırım asıl büyük problem, ülkemizdeki hâkim milliyetçilik anlayışının sorunlu oluşudur. 

Türk milliyetçiliği, vatanın korunması ve devletin bekasını önceleyegelmiştir. Adeta, millet bunlar için varmış gibi bir anlayış vardır. 

Oysa milliyetçiliğin asıl misyonu, milletin -geçmişten geleceğe- refah ve mutluluğudur. Vatan ve devlet millet için bir araçtır, amaç değil! 

***

Milliyetçiliğin başarı ölçüsü; milletlerarası ilerleme, kalkınma, refah ve mutluluk yarışını önde götürmektir. 

İnsanlık tarihi boyunca, yarışın şekli ve yarış kazandıran unsurlar hep değişegelmiştir. 

5-11 bin yıl öncesinden 18. yüzyıla kadarki tarım toplumu döneminde -ekilebilir- toprak en önemli ekonomik unsurdu. 

Onu izleyen endüstri toplumlarında hem ham madde, hem enerji için gerekli fosil yakıtlar nedeniyle toprak yine çok değerliydi. Batılı ülkeler 1800'lü yılların ortalarında dünyanın büyük bir bölümünü sömürgeleştirerek bu sorunu aştılar. 

Ne var ki, artık bilişim toplumu olarak adlandırılan yeni bir çağdayız. Bu yeni dönemde oyunun kuralları tümden değişti ve değişmeye devam ediyor. 

Alternatif enerji kaynakları ve sentetik üretimler nedeniyle fosil yakıtlar ve ham madde eski önemini yitirdi. Daha önemlisi günümüz ürün ve hizmetlerinde onların payı neredeyse yok mertebesinde. Artık aslan payı "know-how" ve inovasyonun. 

Yani toprak önemini yitirirken, güç ve zenginliğin yeni kaynağı yaratıcı bilgi haline geldi. 

Sömürgeciler ya bağımsızlık mücadelesi sonrası veya gönüllü olarak, sömürdükleri toprakları asıl sahiplerine terk ederek ülkelerine döndüler.

Onlar artık, çeşitli çıkar hesaplarıyla savaşa susamış bölgelerde ateşi tutuşturmak dışında, toprak için savaşmıyor. Zaten buna ihtiyaçları kalmadığı gibi, müşterilerinin huzurunu neden bozsunlar ki?

Günümüzde sömürü, dünyanın dört bir yanına yüksek katma değerli ürün satışıyla yapılıyor. Tüketmek için adeta birbiriyle yarışan insanlar, ömürlerini bu ürünlere para yetiştirmek için harcıyor. Dünyada milyarlarca insan, ayağından değil, tüketim toplumunun beyinlerinden zincirlenmiş modern köleleri olarak ömürlerini dev şirketlere hizmet ederek tüketiyor. 

Ülkeleri artık askerler yerine yaratıcı bilim insanlarını kendileri için çalıştırmayı başarabilen girişimciler fethediyor. 

Hal böyleyken, gereğinden fazla geçmişe gömülüp günümüz dünyasını hâlâ tarım ve endüstri dönemi zihniyetiyle yorumlamak üzücüdür.  

***

Türk milliyetçiliğinin şu anda, Kürtçülüğün gönüllü tutsağı olduğunu düşünüyorum. 

Her şeyden önce milliyetçiliği fıtrat gereği sayan bir ideolojinin, kendilerini Kürt sayanları zorla Türk yapmaya çalışmasını ironik buluyorum. 

Türklerin de, Kürtlerin de çıkarı, ortak coğrafya kaderini bir sinerjiye dönüştürebilmektir. 

Bu geçmişin yükü nedeniyle elbette kolay değildir. Ama güçlü ve zayıf yanlar gözetilerek, ortamın sunduğu fırsat ve tehditlerin doğru değerlendirildiği "stratejik düşünme" ile zorluklar aşılabilir. 

*** 

Duygular saygıdeğer, heyecan güzeldir. Ama akıl eşlik etmediğinde hüsran kaçınılmazdır. 

Geçmişe takılıp, dünyaya maziden bakmaya devam ettiğinizde; Güneydoğuda yerle bir ettiğiniz yerleşimlerin ortasına silah zoruyla koruyabildiğiniz bayrak dikince mutlu olur, Suriye ve Irak'ta tüketilen kıt kaynaklarınızın imparatorluk parantezi açacağını umarsınız. 

Ne Kürtlerin helak olması ne de Ortadoğu çöplüğünde horozlanmanın millete kazandırabileceği hiçbir şey yoktur. 

Milletler yarışını kazanma arzusundaki gerçek milliyetçilerin tasası; fert başına düşen milli gelir, kalkınma hızı, ihracat artış hızı, ihracatta ileri teknoloji ürünlerinin payı, PİSA sonuçları, GİNİ katsayısı; demokrasi ve hukukun üstünlüğü endeksleri olmalıdır.  

Böyle baktığınızda fikrinizin iktidarda olmadığını ve -tersine- mevcut iktidarın ülkeyi bir felakete götürdüğünü fark edersiniz.