Tuz kokmadan...

24 Kasım 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Et kokarsa tuz vurulur.

Tuz kokmak üzere.

Ha koktu ha kokacak.

Ne yapmalı nasıl yapmalı?

Korkunç bir dezenformasyon bombardımanı altında akıllar.

Bütün dünyada bu böyle. Ortadoğu da özellikle böyle amma Türkiye ve Kıbrıs'ta daha da böyle.

Neyin dün nasıl olduğunu, bugünkü nasılını sürekli bozup yeni kurgu ile önüne koyuyorlar insanın. İnsanın bu ölçekte bir tahrif etme, hakikati bozup yalanla yeniden kurma karşısında kendi kalması bir hayli zor.

' Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir...' denilmiştir bize.

Sanki bu boyutta bir kültür emperyalizmini yıllar öncesinden görmüş gibi

Ne mi yapacağız?

Kendimiz olacağız.

Nasıl mı? Nasılını bulmak boyun borcumuz.

Her bir insan ve her bir örgüt parti kendi yolunu kendi hakikatini bulmak gibi bir zorunlulukla karşı karşıya.

Özüne dönerek bulur insan, örgüt, parti kendini.

İnsanın ve örgütün partinin özü kendi olmaktır

Korkmadan yılmadan ve kayıtsız şartsız itaati terk ederek kendi öz gücüne güvenerek...