24 Kasım dersleri

24 Kasım 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Daha geçen yıla kadar 24 Kasım denilince  "Öğretmenler Günü"nü kutlar, verdikleri derslerle kişiliğimizin şekillenmesinde önemli katkıda bulunan öğretmenlerimizi hatırlardık...

24 Kasım 2015'te ise, Türk dış politikası açısından dönem noktası sayılabilecek bir olay takvime eklendi: Rus uçağının düşürülmesi.

Kısaca hatırlatmak gerekirse, o gün sabah saatlerinde Türk hava sahasını "altı saniye" ihlal ettiği gerekçesiyle SU-24 tipi bir Rus savaş uçağı Türk F-16'ları tarafından vuruldu. Daha o gün, hem de 5-6 saat sonra Türk-Rus ilişkilerinde başdöndürücü gelişmeler yaşandı. "Türkler bizi sırtımızdan vurdu" diyen Ruslar hemen ekonomik yaptırımlar uygulamaya koydu.

Kriz yaklaşık sekiz ay sürdü ve tarih boyunca bir çok kez savaşan, birbirlerine mesafeli duran ya da kucaklaşan iki ülke yeniden el sıkıştı.

El sıkıştı ama yıkmak kolay, onarmak zor olduğu için 24 Kasım öncesine bir çırpıda dönülemedi. Öyle görünüyor ki, pek çok alanda ilişkilerin yeniden kurulmasına rağmen paramparça olan "güven duygusu"nun yeniden sağlanması zaman alacak.

Uçağı FETÖ'cü pilotların düşürdüğü yolundaki söylentileri şimdilik bir kenara bırakacak olursak, birinci yıldönümünde 24 Kasım'dan hangi dersler çıkarmamız gerektiğini konuşmamızın tam zamanı...

Türkiye uçağı düşürmekte haklı mıydı?

Evet - teorik olarak - haklıydı...

Bu görüşe karşı olanlar, "...Canım altı saniyelik ihlal için Rus uçağı düşürülür mü!" diye soruyor.

Sorun, ihlalin süresi değil kendisi, yani yaşanmış olması. Kendisine saygısı olan hiçbir ülke sınırlarının çiğnenmesine sessiz kalamaz. Kaldı ki, 24 Kasım öncesinde Rus savaş uçaklarının Türk hava sahasını defalarca ihlal ettiğini biliyoruz.

Ama uluslararası ilişkilerde haklı olmak yetmiyor, kendinizi ne kadar haklı görseniz, ne kadar büyük öfke de duysanız, duyguları bir kenara bırarak atacağınız adımın sonuçlarını önceden hesaplamanız gerekiyor. Elbette, sizin ve karşı tarafın göstereceği tepki gücünüzle doğru orantılı. Bir konuda haklı olabilirsiniz ama siyasi, ekonomik ve askeri açıdan yeterince güçlü değilseniz tek başına haklı olmanız bir işe yaramaz.

O zaman kritik soru şu:

Uçak olayı benzeri bir kriz durumunda karşı tarafın vereceği tepkiyi göğüslemeye, sonuçlarına katlanmaya hazır mısınız?

Yani, atacağınız adım ulusal çıkarlarına uygun mu? O adımı attığınız zaman zarar görecek misiniz, görmeyecek misiniz?..

24 Kasım sonrası yaşanan gelişmeler uçağın vurulmasının Türkiye'nin çıkarlarına ters olduğunu gösteriyor.

Uçağın düşürülmesinin ardından Rusya ile ticaretimiz durma noktasına geldi, sebze-meyvemiz elimizde kaldı, oradaki yatırımlarımız zarar gördü, vatandaşlarımız taciz edildi ve güney sahillerimiz boş kaldı. Farklı değerlendirmeler olsa da "uçak krizi"nin Türkiye'ye maliyetinin 10 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor.

Ama...

Fatura sadece ekonomiyle sınırlı değil...

Türkiye uçak olayından sonra Rusya ile "eşit düzey"de ilişki kurma şansını kaybetti, artık karşısında-belki kamuoyu önünde değil ama- daha tepeden bakan, Ankara'nın dış politikadaki sıkıntılarını kendi çıkarları doğrultusunda kurnazca kullanmaya çalışan bir ülke var.

10 milyar dolarlık zarar küçümsenecek bir rakam değil ama eğer 24 Kasım'dan asıl almamız gereken dersi aldıysak sonuçta maddi kayıp çok da önemli değil.

O ders şu:

Özellikle Rusya gibi "öngörülemez" ülkelerle ilişki kurarken bir kere değil 10 kere düşünmek, karşıda "pire için yorgan yakabilecek" bir devlet bulunduğunu unutmamak ve gardını hiç düşürmemek gerekiyor.