Suriye'de ne oluyor?

28 Kasım 2016 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Son yıllarda Türk dış politikasının gündeminin birinci sırasında Suriye'deki iç savaş geliyor.

Türkiye'nin Suriye politikasını 24 Kasım 2015'ten önce ve sonra diye ikiye ayırmak gerekiyor.

24 Kasım'da, yani bir savaş Rus uçağının düşürülmesinden önce Ankara'nın politikası son derece ısrarlı ve katıydı: Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'ı devirmek. Türkiye bu uğurda Suriye'deki oyunun kurucularından Rusya'ya kafa tutmaktan da çekinmedi.

Ancak, Rus uçağının düşürülmesini izleyen sekiz ay boyunca Türkiye geri adım atmak zorunda kaldı, hatta Rusların intikam alacağı endişesiyle uçaklarını Suriye hava sahasına sokmadı.

24 Kasım'ın Ankara'ya öğrettiği en önemli ders, Suriye'de Rusya'ya ragmen hareket edemeyeceği gerçeğini görmesi oldu.

Buzları eriten 9 Ağustos St.Petersburg zirvesine giderken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, "Suriye barış sürecindeki en önemli oyuncu Rusya" diyerek bu gerçeği en üst düzeyde teyit etti.

Lafı dolaştırmaya hiç gerek yok, "Fırat Kalkanı" operasyonu Rusya'nın "yeşil ışık" yakması sayesinde başlayabildi.

Peki, Rusya Türkiye'nin talebini neden olumlu karşıladı ve Suriye'de gerçekte ne istiyor?

Moskova'nın asıl amacı Esad'ı ( ya da aynı çizgideki bir politikacıyı) iktidarda tutmak.

Rusların müttefikleri kim?,

Suriye gibi kaygan bir zeminde Rusya gibi ülkeler kalıcı dostluklar ya da kalıcı düşmanlıklar kurmuyor, esnek taktikler üretiyor.

"Fırat Kalkanı"na izin verilmesinin perde arkasında, Türkiye'nin Esad'ı devirme inadından vazgeçmese bile öncelikler sıralamasında artık önlere koymaması yatıyor. Yani, Esad'ın Rusya için "kırmızı çizgi" olduğunu nihayet anlayan Türkiye önceliğini sınırında güvenli bölge yaratmaya vermeye başladı. Türk ordusunun IŞİD'e karşı savaşmasının Rusya açısından bir sakıncası yok. Türk ordusunun Kürtleri hırpalamasının da Moskova açısından kabul edilemez bir yanı bulunmuyor. Çünkü Ruslar Kürtlerin zayıflamasının "yeni Suriye" kurulduğunda rejimin çatısı altında yer almasının daha kolay olacağını düşünüyor. Ama bunun Rusya'nın değişmez taktiği olduğunu söylemek de zor, dengeler değişirse Kürtlerle Ruslar yakın işbirliği yapabilir.

Rusya'nın "oyun planı"nın çerçevesini yukarıda anlatmaya çalıştığımız "kırmızı çizgi" belirliyor. Bu çizgi aşılmadıkça Rusya Suriye'deki bütün aktörlerle işbirliği yapabilir, çizgi aşılırsa dostları bir gecede düşman ilan edebilir.

İşte, Türk ordusuna bağlı güçlerin El Bab'a yaklaşması aynı zamanda Rusya'nın "kırmızı çizgisi"ne yaklaşılmasıydı çünkü birincisi, bu gelişmenin Halep operasyonunu etkilemesi olasılığı doğmuştu. Böylece "yeşil "ışık"ın rengi bir anda değişiverdi çünkü Rusya Halep'in tamamının rejim güçlerinin eline geçmesi için büyük çaba harcıyor. Bunu engelleyecek ya da engelleme riski taşıyan her gelişme Ruslar açısından kabul edilemez nitelik taşıyor. Bu noktada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Halep'teki El Nusra güçlerinin ayrılması için Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan devreye girme sözü aldığını da hatırlatmak gerekiyor. İkincisi, El Bab'la ilgilenen sadece Türkiye değil, burası Esad'a bağlı güçlerin de menzilinde.

24 Kasım'da Rusya'yı karşısına alan ve bunun sonucunda her anlamda ağır bir bedel ödeyen Türkiye şimdi daha ihtiyatlı hareket ediyor, atacağı her adımda "Rus faktörü"nü hesap etmesi gerektiğini biliyor, iletişim kanallarını hep açık tutmaya çalışıyor. Bunun farkında olan Moskova ise artık daha yüksek perdeden konuşuyor, hatta açıkça "Türkler 24 Kasım'dan almaları gereken dersi aldı"açıklaması yapabiliyor. 

Donald Trump'ın Amerikan başkanlık koltuğuna oturmasından sonra Suriye'de zaten karmakarışık olan ve nereye evrileceği bilinmeyen durumun nasıl değişeceği şimdilik bir muamma.

Ama bir gerçek var: Bu pilav daha çok su kaldırır.