Savcılar ve suçüstü

01 Aralık 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Tohuma, toprağa, çiçeğe ağaca su vermektir adalet.

Denizde tuzdur adalet.

Nokta.

Dokuz düşün bir konuş demiştir Türklerin ataları.

Ve insan bir başınalıktan çoğula aileye kalabalığa köye aşirete kasabaya şehre millete devlete varma serüveninde adaleti, adil davranmayı şiar etmeliydi kendine ve çevresine

Öyle ya denizde tuzdur adalet demişsek toplumda millete devlette adaletin ne olması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmalıdır.

Çıkmalıdır da bir an bile vazgeçerse insan adil olma duygusundan tuzsuz kalıverir insan denizi ki artık kokuşma kaçınılmaz olur.

Toplumsal süreç içerisinde kabul etmeliyiz ki krallık, padişahlık adalet ile cumhuriyet adaleti aynı şey değildir

Ve krallıkta adalet bütün ağaçlara ihtiyacı olan suyu vermek değil kralın bahçesindeki kralın olan ağaca su vermekti.

Yaşadı krallık padişahlık imparatorluklar kendi süreçlerini ve adaletin kendisi kralın padişahın imparatorun adaletini tarihin çöp sepetine atarak insanlık tarihinin gördüğü en adaletli düzen olan ve herkesin eşitliği içeriği üzerine inşa edilen cumhuriyete taşıdı insanlığı.

Cumhuriyetin adaleti her çeşit ağacın ihtiyacı olan suyu sağlayan bir orman kardeşliğidir.

Cumhuriyeti kuranlar o zor günlerin içinde İzmir'de 2 Şubat 1923'de Mustafa Kemal Atatürk'ün ağzından

'Efendiler, insanlık daima ve daima birtakım zor kullananların karşısında kalmıştır. İnsanlık bütün varlığını daima bu zor kullananların elinden kurtarmak için sarf etmiştir. Bu zor kullananlar bir milletin egemenliğini elinden zorla almış olanlardır'diyordu. Çünkü Türkiye cumhuriyeti zor üzre değil, halkın eşitliği ve adalet  üzre inşa edilecekti

Zor kullanmaz kullanamaz adalet. Zor kullanmak zorbanın işidir.

Adalet sağlamak, güçler ayrılığı prensibi ile doğrudan ilişkilidir. Ve eğer yargı, yürütmenin boyunduruğu altında ise, adaleti ara ki bulasın.

1920'lerin Türkiye'sinden bu günlere nasıl geldik en azından bu yazının konusu değildir ve az biraz akıl, vicdan ve bilgi sahibi herkes nasıl gelindiğini bilmektedir.

Savcıları, yargıçları mahkemeleri, insanlar arasında eşitlik duygusunu zor altında yitirirse ( ki yitirmemesi zora karşı direnmesi gerekir) artık adaletten söz edebilmek olası değildir.

Bugünleri ta 1925'te görmüş gibi 9 Ekim 1925 günü Cumhuriyet savcılarına hitaben:

'Devlet halinde yaşayan uygar uluslarda, özgürlük ulusun emrindedir; yüksek yararlarının gerektirdiği şekilde genişletilir, sınırlanır ve belirlenir.

Yakın tarihimizde ve eski zamanlarda, dinlerin zorba hükümdarların, rahipler ve çıkar sağlayanların elinde bir baskı aracı olması gibi, çağımızda kesinlikle izin verilemez ve hoş görülemez. Türkiye Cumhuriyeti'nde kimsesiz bir birey yoktur. Cumhuriyet, böyle bir kavramı asla kabul edemez.

İnsan hakları, yasalarımızın güvencesi altındadır. En güçsüz ve en kimsesizlerin yardımcısı devlet ve onun kamu hukuku temsilcileri olan Cumhuriyet savcılarıdır. Kendilerini kimsesiz görenlerin, yanlarında her an haklarını aramakla görevli Cumhuriyet savcıları bulunduğunu asla unutmamaları ve bundan emin olmaları gerekir. Zayıf ama haklı olanların en güçlü durumda olmaları, adliyemizin en belirgin özelliği ve ülküsüdür.

Cumhuriyet Adliyesinin yükselmesini bir onur meselesi saydıklarından hiç kuşku duymadığım çalışma arkadaşlarıma bu onurlu görev alanında mutlak ve muhakkak olan başarılarını coşkuyla dilerim efendim' diyordu Mustafa Kemal Atatürk.

Bugün neredeyiz. 'ben savcıların da hakimlerin de yargının da başıyım'dayız

Öğrencilerine barınak yurt okul sağlayamayan devlete suçüstü yapacak savcılar var mı?

Türkçenin en güzel ve güçlü seslerinden olan Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Savcıya Şiiri ile bitirelim sözü:

Savcı, nedir düşündün mü,

Dağları sorguçlu kılan?

Onlar susmaz, gece gündüz, onlar haykırır yüceden.

Gelmiş dağlardan yalnayak, durmuş kapına bir ıssız,

Seni bile içli kılan.

Savcı, nedir düşündün mü,

Bıçakları uçlu kılan?

Bir eski hak alınmamış, bir dere kan sorulmamış,

Şunun bunun alın teri,

Alınları taçlı kılan.

Savcı, nedir düşündün mü?

Yazıları suçlu kılan?

Usla, yürekle büyümüş, gündüzler geceye karşı,

Ama nedir çağlar üzre,

Beni senden güçlü kılan.

Fazıl Hüsnü Dağlarca