Diplomasi!

02 Aralık 2016 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Çarşıda, pazarda, otobüste, dolmuşta, durakta, trende, vapurda, kahvehanede, bankada, ATM kuyruğunda, dudaklarını belli belirsiz kıpırdatıp kendi kendine konuşan bir insan gördüğünüzde, çoğu zaman aklınıza düşen sözcük şu olur:

- "Sıyırmış!"

Ruhbilimcilere göre; çok sık olmamakla birlikte, kimi zaman kendinle konuşmanın hiçbir zararı ve sakıncası yoktur, insanı rahatlatır. Karşındakini, çevreni, toplumu rahatsız etmiyorsan konuş konuşabildiğin kadar. Çok ileri gidersen hakkında yapılacak yorum da bellidir:

 - Deli mi ne?

Ne var ki; her konuşan aynı mıdır? 

Söyledikleri yalnız kendini mi bağlar? 

Ülkenin geleceğini, yönetimini elinde tutanlar, ülke adına konuşurken her sözcüğü aklın imbiğinden geçirip tartmak, yanlış söylenen sözlerin nereye toslayacağını hesaplamak, o sözlerin yeri zamanı geldiğinde dönüp, dolaşıp kendini bulacağını bilmek zorunda değil midir?

Kimi siyasetçiler, iç politikaya dair konuşmalarında sınır tanımıyorlar. 

İçe dönük hamaset söylemleri, siyasi partilerin vazgeçilmezleri arasında kabul görse de, gerçeklerin üzerine örtmeye yönelik "çare" midir?

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan başta olmak üzere, kimi siyasetçiler dış politikaya yönelik dün başka, bugün başka açıklamalarıyla şaşırtmıyorlar mı? 

İç politikada yanlış bazı söylemlerin, uygulamaların zaman içerisinde düzeltilmesi mümkün olabilir. 

Ancak, dış politikaya dair yapılan yanlış söylemler dizisinde, diplomasi denilen uluslar arası ilişkileri düzenleyen anlaşmalar bütününü nereye koyacağız? 

Diplomaside dış dünya, karşısındakinin ne söylediği kadar nasıl söylediğiyle de yakından ilgilidir, oturup düşünür:

- Bunları söylüyor ama, acaba kafasının arkasında yatan nedir?

Uluslar arası arenada siyasetçilerin söylediğiyle düşündüğünün aynı olmaması diplomasidir. Bu, bir yandan pazarlık gereği diğer yandan "beyaz yalan" ustalığıdır.

Evet, diplomasi budur! 

Ne var ki, diplomasi bir söylediğinle diğer söylediğinin arasında uçurumlar koymak demek değildir.

Temsil:

Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye'nin üyelik müzakerelerini askıya aldığında:

- Alsan ne olur almasan ne olur, demeyeceksin.

Velev ki, dedin. 

O zaman geri adım atıp, haftası dolmadan:

- AB ile ilişkilerimizi tam olarak dondurmadık, demeyeceksin. 

Suriye bataklığında neden yer aldığımıza dair açıklamalarda, bir taraftan İŞİD, PYD derken diğer taraftan:

- Esad'ın hükümdarlığına son vermek için Suriye'ye girdik, demeyeceksin.

Diplomasi bu değil!

Çok yazılmıştır. Bilinir, yaşanmış olduğu rivayet edilir, diplomasiyi dolaylı yönden tarif eder, bilmeyenler için anlatmış olalım:

" Padişah 5. Mehmet Reşat, Meşrutiyet ilkelerine  saygı gösteren bir sultandı. Paytak yürüyüşü, şişman gövdesi, sarkık bıyıkları, beyaz sarığıyla sevimli ve kalender görünüşü vardı. 

Saray başmübayencisi Lütfü Simavi Bey'in anlattıklarına bakılırsa, 'Melek gibi bir ihtiyarmış' Sultan Reşat. Çevresine iyi davranan, bir padişaha yakışmayacak kadar alçak gönüllü imiş. Sultan'ın, yaşamında konuştuğu tek gazeteci İngiliz'miş. 

Konuşma sırasında İngiliz gazeteci, padişahın düşkün durumuna bakarak Lütfü Simavi Bey'e demiş ki:

- Doğrusu Haşmetli Sultanın bu kadar ihtiyar olduğunu bilmiyordum.

Sultan Reşat Merakla:

- Ne diyor?

Simavi Bey ne desin:

- Sizi umduğundan genç bulduğunu söylüyor efendim.

Sultan İngiliz'e bakmış:

- Çok şükür bu kefere gibi çökmüş değilim.

Simavi Bey bu kez konuşmayı ilgiyle izleyen İngiliz gazeteciye dönmüş:

- Sultan sizin kadar genç olmadığını, devlet işlerinden yıprandığını söylüyor.

İşte diplomasi budur!