İtalya, AB, Trump ve krize giden yol

05 Aralık 2016 Pazartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Kamuoyu yoklamaları bu kez yanılmadı ve beklendiği  gibi İtalya başbakanı  Matteo Renzi, siyasi geleceğini  ortaya koyma pahasına yapılmasını istediği halkoylamasında yenilgiyi kabul etti.

Eğer oylama sonucu farklı olsaydı, İtalya, AB veya Avro açısından bir şey değişecek miydi? Muhtemelen hayır, yalnızca krize gidişin temposu değişebilirdi, ama gelişmelerin yönü değil.

Bu durumun nedenlerine bakarsak, listeyi  şöyle sıralamak mümkün:

•    İtalyan bankaları muazzam bir geri dönüşsuz kredi  dağını umutsuzca aşmaya çalışıyor. Ülkenin bankaları toplam kredi tutarının yaklaşık beşte birini tehsil edemiyor ve bu bankaların normal işlemlerini sürdürebilmeleri için 40 milyar Avroluk destek fonuna ihityaçları var, bu miktarın piyasadan temini olanaksız, hem siyasi istikrarsızlık hem de ekonomik performansın başarısızlığı yüzünden. Avrupa Merkez Bankası'nın bu fonu İtalyan bankalarına sağlaması olanaksız, çünkü a) istenmeyen bir emsal  oluşturacaktır, b) Almanya buna kesinlikle karşı çıkacaktır.

•    Alman ve Fransız bankaları İtalyan bankalarının bunalımından büyük ölçüde etkilenecekler, çünkü İtalyanlar bankalararası piyasalarda Avro bölgesinin bu en büyük iki ekonomisine 83 milyar Avro borçlanmış durumdalar.

•    Burada, Almanya'nın zücccaciyedeki kendi filini hatırlamakta yarar var: Deutsche  Bank. 2016 yılı boyunca bu bankanın hisse senetleri yüzde 80 civarında değer kaybetti, ama daha önemlisi Deutsche Bank 2008'deki büyük krizden sonra, zor durumdaki Amerikan bankalarından yaklaşık 60 trilyon dolar tutarındaki  karşılıksız borcu yok pahasına satın almıştı.  "Derivatives" olarak bilinen bu borç senetleri bankanın taşımak zorunda olduğu en büyük kambur, ama daha da önemlisi bankanın ABD yönetimiyle olan pazarlığının nasıl sonuçlanacağı. (ABD yönetimi 2008 krizine yol açan ipotek borçlarının yaratılmasında oynadığı rol nedeniyle Deutsche Bank'tan 15 milyar dolar ceza ödemesini istiyor, Deutsche Bank bu cezayı üçte birine indirmeye uğraşıyor. Obama yönetimi bu pazarlığın sonuçlandırılmasını Trump'ın başkanlık dönemine bıraktı.)

•    Yunanistan'ın borç krizi 2017'nin ilk aylarında yeniden patlak verecek: Ocak'ta yeniden erken seçim görünüyor komşumuzda ve  seçim sonrası kim hükümet olursa olsun, ülkenin borçlarının önemli bir bölümünün silinmesini isteyecek, Almanya karşı çıkacak ve Yunanistan'ın Avro bölgesini terketmesi yeniden ve bu kez çok ciddi olarak gündeme gelecek. Eğer Yunanistan Avro'yu ve AB'yi terketme kararı alırsa, en az bir kaç ülke için daha boşanma yolunu açmış olacak: Muhtemelen İtalya, Macaristan, bir olasılık Hollanda ve Danimarka..Tabii buna Fransa'da baharda yapılacak seçimlerde aşırı sağın önemli ölçüde oy kazanma olasılığı da eklenince, AB'nin ve Avro'nun geleceğinin neden belirgin bir biçimde karardığını görmek mümkün. (Europol  Avrupa'da İslamcı terör eylemleri  tehdidinde artış olduğunu açıkladı. Bu eylemlerin bir ikisinin yüksek can kaybıyla Fransa veya Belçika'da gerçekleşmesi, aşırı sağcı Marine Le Pen'in cumhurbaşkanlığı şansını, dolayısıyla Fransa'nın bile AB'den çıkışı olasılığı gündeme getireceğini da hatırlamak gerek.)

AB ve Avro'nun içler acısı durumu göz önündeyken, Atlantik'in öte yakasında da durumun, bütün pembe gözlüklere karşın daha umut verici olduğunu söylemek olanaklı değil.  Evet, Trump'ın başkanlığa seçilişinin ardından ABD borsaları adeta patladı, dolar beklenmedik bir hızla değerlendi ama bu gelişmeleri  freni  patlamış bir kamyonun hız kazanmasına benzetmek çok da yanlıs olmaz, çünkü kamyon  ya bir duvara toslayacak ya da bir dönemeçte devrilecek.  

Neden:
•    Kasım ayındaki seçimlerden sonra, Trump'ın alt yapı yatırımlarını hızlandıracağı ve 2008 krizinden sonra kabul edilen Dodd-Frank yasasıyla yatırım bankalarına getirlen kısıtlamaların kaldırılacağı beklentisiyle yatırımcılar  S&P, Dow Jones ve Nasdaq  endekslerini  rekorlara taşıdılar. Borsa endekleri yükseldikçe Amerikan doları da değer kazandı. Bu tablo oldukça pembe gibi görünse de, aslında Amerkan ekonomisi için tehlike çanlarının daha da yüksek perdeden çalmaya başlayacağının göstergeleri.  Çünkü:

o    Trump yönetimi  vaad ettiği gibi alt yapı yatırımlarını hızlandırırsa, bunu sadece ABD'nin bütçe açığını artırarak yapabilir. Obama döneminde ABD'nin yıllık bütçe açığı iki trilyon, borcu da 20 trilyon dolari astı. Seçim kampanyasında vergileri  önemli ölçüde kısacağını vaad eden milyarder yeni  başkan, "aşağısı sakal, yukarısı bıyık" ikilemiyle karşı karşıya, vergileri kısıp borçlanarak yatırımlara yönelirse, yükselen bütçe açığı; yatırımlar için vergileri artırırsa kamuoyu ve Kongre tepkisi.

o    Hızla yükselmeye devam eden doların ağırlığını ne ABD ekonomisi, ne AB, ne de gelişmekte olan ülkeler taşıyamayacak. Türkiye'de son bir kaç haftada yaşayarak öğrendiğimiz gibi, yükselen dolarla ödenecek borçların maliyeti hemen bütün gelişmekte olan ülkelerin sırtında ağır bir kambur oluşturuyor. Öte yandan,  ABD seçim kampanyasının son iki haftasında uluslararası bono piyasasında fiyatların hızla düşmesi ve bono faizlerinin tirnmanması, ABD merkez bankası FED'İ faizleri daha hızlı ve büyüyen oranlarda artırmaya zorlayacak, FED faiz oranlarını artırdıkça doların değer kazanması hızlanacak.

o    Doların değer kazanması  ilk bakışta ABD'ye yarar gibi görünse de, kazın ayağı öyle değil:  Unutulmaması gereken nokta, ABD'nin dünyanın en borçlu ekonomisi  olduğu gerçeği;  faizler yuikseldikçe ABD'nin borç yükü de ağırlaşıyor. ABD Hazine bonoları ise artık eskisi  gibi çekici değil, uluslararası ticarette teminat olarak kullanımında artık bu bonolar bir kaç yıl öncesinde olduğu  gibi kayıtsız koşulsuz kabul görmüyor.
Trump, ABD'yi daha yürürlüğe girmemiş olan Trans-Pasifik Serbest Ticaret anlaşmasından  çekeceğini açıklamakla yol açacağı gelişmeleri acaba hesapladı mı? ABD kamuoyuna küreselleşme karşıtı  mesajlar vererek  oy kazanan yeni  ABD Başkanı,  Asya'da ticaretin önderliğini Çin'in ele geçirmesini önleyebilecek mi? Doğu ve Güneydoğu Asya  ülkeleri  ideolojik  olarak ABD'ye yakın olabilirler ve güvenlik açısından ABD şemsiyesi  altında  yaşamaya devam etmek  isteyebilirler, ama ideoloji  ve güvenlik karın doyurmuyor, Çin bölgesel ticaretin önderliğini ele alır, hele de Yuan'I Pasifik bölgesi ticaretinin başat dövizi olarak kabul ettirebilirse, 2017 uluslararası ekonomik  dengelerin kökten değişeceği bir yıl olabilir.

Bu arada Vladimir Putin'in Trump'la yaşadığı balayı da Rusya'ya karşı Ukrayna'deki kriz nedeniyle uygulanan yaptırımların hafiflemesine yol açarsa, bazı AB ülkeleri bu gelişmeden kuşkusuz çok memnun olacaklar ve muhtemelen dev Rusya pazarına yeniden ihracata başlayarak ekonomilerine ivme kazandırmaya çalışacaklar.  Bu da uluslararası petrol piyasalarında  ağırlığı giderek daha fazla hissedilen Moskova'nın küresel ekonomideki  konumunu güçlendirebilecek.

2017 kesinlikle çok ilginç bir yıl olacak.

Cengiz İzmirli (mahlas)