Başkanlık, Bahçeli ve 'organize işler...'

07 Aralık 2016 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Siyasetçiler mikrofonu, kürsüyü, sahneyi kısaca konuşmayı, nutuk atmayı sever. Siyaset iddia, hedef, hizmet barındırır, bunları anlatabilmek için her imkanı kullanmak anlaşılabilir. Anlaşılmayanlar da vardır, içeriksiz sürekli konuşma, bir nevi konuşmuş olmak için konuşma, gerçeğin tam tersini ifade eden konuşma, tekrara düşme tehlikesi ile anlamsızlaşan nutuklar, gecenin ilerleyen saatlerinde TV'lerde normal yayınların kesilip siyasetçilerin konuşmalarının neredeyse yatak odalarımızda yankılanması...

Gelişmiş ülkelerde siyasetçiler ülkesinin sorunları ile ilgilenir, çözüm üretir, devlet deneyimi ve tecrübesinden süzülüp gelen plan program ve hedefler doğrultusunda çalışmayı koordine eder, gerekirse siyasi gücünü tercih ettiği projelerin desteklenmesi noktasında kullanabilir elbet. Bütün bunlar şeffaflık dikkate alınarak gerçekleştirilir, denetlenebilir, yasalar ve hukuk içerisinde hatta gelenek, görenek, örf ve adetlerde dikkate alınarak sürdürülür.

Kamuya ait kaynaklar halkın bütününün ortak değeridir. Ne yazık ki az gelişmiş, demokrasinin sindirilemediği, yaşama biçimine dönüştürülemediği ülkelerde, iktidar gücünü eline geçiren siyasi irade, iktidar kaygısı ve sürekliliğini sağlama anlamında farklı adımlar atabiliyor, hukuki yol ve yöntemlerden sapabiliyor, iktidar hırsını kontrol edemez hale geldikçe atılan adımlardaki sapmalar artıyor ve genişliyor, adeta bataklığa dönüşen bir zeminde hem kendisini hem de ülkesini batırma noktasına doğru yol alıyor, çırpındıkça batıyor, öyle bir an geliyor ki arkalarına baktıklarında o yürü çok yaşa diyen iç ve dış şakşakçılar toz olmuş, acı bir gerçekle karşı karşıya kalıyorlar, çözümsüzlük bütün ülkeyi kapsıyor adeta kara bulutların kapladığı bir atmosferde yaşamaya mahkum oluyoruz. 

Kamuya ait kaynaklar ve toplanan vergilerin toplumun tamamına ait olması nedeniyle toplanmasından nerelere harcandığına kadar her aşamasının hukuksal olarak denetlenebilmesi çok önemlidir. Bu sağlandığı ölçüde devletle toplumun bütünleşmesi ve aralarındaki güven duygusu gelişir ve millet devlet el ele sloganı hedefine ulaşır. 

Aralık ayı bütçe ayıdır. 2016 yılı Aralık ayında 2017 yılında yapılacaklar plan ve bütçe adı altında TBMM'ye sunulur, günler süren görüşme maratonu sonunda iktidarın çoğunluğu ile kalkan eller bütçeyi onaylar, o doğrultuda politikalar oluşturulur ve uygulanır.

Geçmiş yıllara ait kaynakların yerinde ve hukuksal çerçevede kullanılıp kullanılmadığı Sayıştay tarafından denetlenir, sonuç raporlaştırılıp TBMM'ye sunulur ve böylece şeffaflık sağlanır. Bir süredir işte bu aşamada sorunlar yaşanıyor. Sayıştay'ın bütçeyi denetlemesinde ve sonuçların TBMM'ye sunulması kolaylaştırılacağı yerde adeta denetimin önünü kesen zorlaştırılan yöntemler hukuksal temellere dayandırılarak denetimden kaçırılıyor. 

İktidar çoğunluğunu "Milli İrade" diye algılatan demokratik olmayı sindiremeyen siyasi yapılar ben çoğunluk olarak istediğimi yaparım dayatması peşinde. Bu tamamen mevcut durumun işine geldiği gibi yorumlama keyfiyetinin sonucudur. Milli İrade TBMM'de temsil edilen partilerin temsilcilerinin tamamıdır. Bir başka ifade ile TBMM'de ki 550 Milletvekilinin tamamı Milli İradedir, iktidar temsil ettiği rakam neyse Milli İradeden aldığı pay odur. Ama ne yazık ki demokrasiyi sindiremeyen iktidarlar denetimi sevmiyorlar. Hiçbir soruna çözüm olması mümkün görünmeyen başkanlık tartışmaları işte bu bağlamda sürdürülüyor. Bütün mekanizmaları iktidarın denetimi altına almak, adeta keyfiyet devri sürdürebilmenin hukuksal sonucu olarak başkanlık dayatılıyor. 

Ne acıdır ki muhalefet partisi MHP ve onun Genel Başkanı Bahçeli bu siyasi değişimin önünü açmış, açmakla kalmamış adeta başkanlık sisteminin hayata geçmesi için olağanüstü bir çaba harcıyor. Kendi partisinin kongresini yaptırmamak için iktidarın desteğine diyet ödüyor olmalı, Bahçeli koltuk sevdasının tarihe geçen kara lekesi oldu.

Demokratik ülkelerde güçler ayrılığı dengesi de çok önemlidir. Yasama, yürütme ve yargının bağımsızlığı olmazsa olmazlardandır. TBMM yasa yapar, iktidar bakanlar kurulu aracılığı ile yürütme görevini sürdürür, yargı ise bütün yapılanların hukuksal denetimini gerçekleştirir. Güçlerin kontrolü tek elde toplanırsa ortada ne demokrasi kalır ne hukuk, ne cumhuriyet. Az gelişmiş ülkelerde bu tehlike her zaman vardır, ülke olarak böyle bir sorunla karşı karşıyayız. İktidar bunu isteyebilir kısmen anlaşılabilir, ama muhalefet partisinin bu adımın önünü açması ve olanca gücü ile desteklemesini anlayabilmek kolay değil. "Organize işler" demekten kendimi alıkoyamadım...