Sürüleşmek ve biat kültürü

08 Aralık 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Atlar at doğar da insan insan doğmaz, insanlaşmak bir süreç işi olduğu kadar doğumla başlayan bir evrimin sonucudur.

İnsan yavrusu doğumla birlikte kendini insan olarak olduracak doğal evrimine başlar ve fakat insanın insanlaşabilmesi sadece doğal evrime ve kendine bağlı süreçle olabilecek bir şey değildir.

Çünkü insan, artık toplumsal bir canlıdır ve toplum olmak ile sürü olmak arasında çok önemli ve önemli olduğu kadar da kabullenmekte bir hayli zorlandığımız farklar vardır.

Örneğin, insani ve toplumsal sandığımız öyle kabullendiğimiz hiyerarşi, hayvani ve sürüye ait bir kavramdır.

Sürünün başı ile toplumun seçilmiş başkanı arasında fark olması gerekir.

Vardır da.

Yeterli mi, ona her bir kişi, kendi hür iradesi, algı kapasitesi ve özgül donanımı ile karar verecektir.

Koyunların toplu intiharı diye bir tanımlamamız vardır, hani seyrek de olsa,  zaman zaman sürünün başı olan koç hazretleri kaldırıp kendini uçurumdan aşağa ölüme atar da, sürüsü koyunu, koçu  ile peşinden atlar ya, işte ona biz intihar deriz unutup intiharın ancak ve yalnız insanların kalkışabileceği bir eylem olduğunu. Şeyi de unuturuz biz, örneğin, bir hayvanı açlıkla eğitebilir insan, kemiğini vereceğinizi bilirse köpek, onu istediğiniz canlıya karşı havlatabilir, saldırtabilirsiniz.  Ya da eğlencemiz olan, utanmadan eğlencemiz olan sirklerde, hatta aslanları, filleri, kaplanları bile yiyecekle, soytarı şaklaban hale de getirebiliriz.

Demek ki neymiş, insanları açlıkla eğitmeye-terbiye etmeye kalkışmak, insanı hayvanlaştırmak gibi birşeymiş ve neymiş, sürü başı koçun peşinden uçuruma atlamak koyunsu bir hiyerarşik içgüdüymüş.

Peki, Donald Trump ve ABD'nin senatosu ile meclisi savaş kararı alınca ya da demokrasinin beşiği kabul edilen Birleşik Krallık devletinin hükümeti, savaş kararı konusunda ABD'nin kuyruğuna maşrabba (teneke kutu) olunca, her iki ülkenin ahalisi de bu kararlara boyun eğmek zorunda kalıyorlar, burda sürü ile bize dayatılan şey arasında ilişki kurmalı değil miyiz.

Vehbinin kerrakesini burda ararken demokrasinin ne olmadığı konusunda ipuçlarına rastlayabiliriz.

Türkiye'nin acar ! gazetecilerinden birisi pusu kursa TBMM'nin bahçesine de sorsa  Tayyip partisi ile devlet partisi vekillerine anayasa değişikliği hakkında ne düşünüyorsunuz diye, "reisi bilir partimizin'  cevabını almaz mı. Ve anayasa değişiklik önerisi için boş kağıdı imzalamaz mı vekilleri o partilerin. Eğer varsa içleri o vekillerin 'Ben bilmem padişahım bilir' ile huzura ermez mi

Bütün devletlerinde dünyanın, üç aşağı beş yukarı böyledir bu durum çünkü demokrasi diye bize yutturdukları şey, insanların iyi ve güzel, kendileri ile ve herkeslerle barışık yaşamasını değil ve fakat devletin ve devletten daha düşük düzeydeki tüzel kişiliklerin,illelebed aynı şekilde,aynı ve değişmesi evrilmesi namümkün bir düzende devam etmelerini hedeflemekte ve bizim engin ve derin uyuklamalarımız nedeni ile de hedefi tam alnından vurmaktadırlar.

Ne yazık ki insanlık tüzel kişiliğin nelere mal olduğunu sorgulamaktan kaçınmakla özel kişiliğinin kimliğinin nasıl bir yıprandığını, heba olduğunu fark edememektedir.

İnsanın özelinin inkârı, hem de bizzat kendince inkârı, sürüleşmenin normal sonucudur ve insan doğanın ya da tanrının kendisine bahşettiği en önemli ve belki de tek lûtuf zenginlik olan biricikliğinin, artık ne yazık ki hatırlanmaması ve ille de mutlaka partinin, ümmetin  bir parçası, partilisi,dindarı,partizanı,üyesi olarak anlamlanabileceğine dair yanlış ve mutlak inancı ile ömür tüketirken kendini tüketiyor olması toplumsal bir olgu haline gelmiştir.

Artık insan oğlu Robinson Cruise ya da Donkişot olmayı gereksiz hatta zül addetmekte ve cocacola şişelerinden herhangi biri olmanın rahatlığı ile uzaktan kumandası ile kumanda edilmenin dayanılmaz hafifliği içinde kör sağır vicdansız bir normalizasyonu tercih etmektedir.

Nedir normalizasyon derseniz.

Şeydir...

Herkesin ayni bilinç içerisinde işine bakmasıdır.

Nedir işi normal sayılmaya başlayan BİAT etmiş insanın?

Üretmek eşyayı ve tüketmek kendini