Gazetecilik bu değil, bu gazetecilik değil!

13 Aralık 2016 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın (AGİT) medya haklarından sorumlu baş temsilcisi Dunja Mijatovic bir kaç gün önce bir açıklama yaptı ve Türkiye'de basın özgürlüğünün durumuyla ilgili derin endişe duyduğunu, medyanın durumunun sadece gazeteciler değil, tüm toplum üzerinde cesaret kırıcı etki yapan 'dehşet verici' bir sorun olduğunu söyledi.

Bu sözleri duyunca belki, "AGİT kim ki, onlar bizim kötülüğümüzü istiyor, durumu olduğundan vahim göstermeye çalışıyor" diyenler çıkabilir!

Tamam

Bir an için varsayalım ki, "AGİT gerçekten de kötülüğümüzü isteyen bir dış mihrak!"

Ama medyanın durumunu anlamak için AGİT'e bakmaya gerek yok ki!

Cumartesi gecesi Dolmabahçe'de düzenlenen acımasız terör eyleminin ardından gazetelerin başlıklarını hepimiz gördük.

Hemen söyleyelim, bir medya kuruluşunun siyasi görüşü elbette olabilir, iktidarı ya da muhalefeti destekleyebilir, bunda bir sorun yok.

Sorun, savunduğu görüşün gazeteciliğin önüne geçmesinde.

Pazar günü çıkan bazı gazetelerde Dolmabahçe saldırısının -gazetecilik deyimiyle- "küçük" kullanıldığını hepimiz gördük.

Amaç ne?

Amaç kraldan çok kralcı kesilmek!

Ortada İstanbul'un göbeğinde korkunç bir terör saldırısı var.

Bu saldırıyı yok saymak ya da olmamış gibi davranmak her şeyden önce ölenlere saygısızlık değil mi? 

Saldırı haberini birinci sayfada vermeyince ya da iki sütuna verince saldırı olmamış mı sayılıyor?

Herkesin gördüğü, bildiği bir olayı saklamaya çalışmanın mantığı ne? (Habere hiç yer vermediği için tepki çeken bazı gazetelerin son baskılarında haber vardı)

2016 Türkiye'sinde kulağa komik geliyor ama gazeteci özünde "muhalif" olan kişidir.

"Muhalif" olmaktan kastedilen falanca iktidara ya da partiye muhalif olmak değil. Gazeteci eleştirel gözle bakmalı, sormalı ve sorgulamalıdır. Bu aslında kamu adına bir çeşit "denetim" görevidir. Denetlendiğini, izlediğini bilen kişiler, kurumlar ister istemez kendilerine çeki düzen verir, dikkatli davranır, çünkü yanlış yapınca medyanın kamu adına hesap soracağını bilir.

Ama günümüzde soru sorup sorguladığınız zaman iktidar tarafından hemen "siyasi muhalif" olarak damgalanıyorsunuz. Oysa, yapılan bir yanlışı eleştirmek, kamuoyunun dikkatine getirmek gazetecinin asli görevidir.

Şu anda medya kuruluşlarının büyük bölümü gazeteciliğin temel ilkelerini yok sayıyor.

Ya korktukları için ya da iktidara yaranmak istedikleri için!

Gazeteci böyle bir zamanda asli görevini yapmayacaksa ne zaman yapacak?

Evet sansür kötüdür ama en kötü sansür gazetecinin kendisine yaptığı sansürdür.

Bu gazetecilik değil, gazetecilik bu değil...