'Türkiye'nin kahraman yargıçlara ihtiyacı var'

14 Aralık 2016 Çarşamba  |  GÜNLÜK

Basın Konseyi'nin Avrupa Birliği'yle ortaklaşa düzenlediği "Medya ve Etik Konferansı" İstabul'da yapıldı. Konferansın açılışında konuşan Basın Konseyi Başkanı Pınar  Türenç, "Ülke olarak yastayız, maalesef bugünlerde durmadan adı şehitler olan yerler açıyoruz şehitler köprüsü, şehitler tepesi, şehitler müzesi...Son bir buçuk yıl içinde 33 saldırıda 400'ü aşkın yurttaşımızı kaybettik, 2 binden fazla yaralı var. Güneydoğu rakamları bu sayılara dahil değil." dedi . "İfade özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olduğunu" da söyleyen Türenç, "Hapisteki 140'ın üzerindeki gazetecinin tutuksuz yargılanmasını istemek gazeteci ve vatandaş olarak hepimizin görevidir" diye ekledi. 

Toplantının açılış konuşmasını yapan Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Sami Selçuk ise zamanlamaya dikkat çekerek, 15 Temmuz kalkışmasından sonra Türkiye'de böyle bir toplantı yapılmasının önemini hatırlattı. Selçuk, "Çok hastalıklı ve çok duyarlı bir dönemdeyiz. İktidar ve iktidar yanlıları konuşuyor, seçkinler ve aydınlar susuyor, serinkanlılar ise ortalıkta görünmüyor" dedi. "At iziyle it izinin birbirine karışması çok mümkün" ifadesini kullanan Selçuk, olağanüstü koşullardan söz ederek şu maddeleri sıraladı.

1. "Türkiye'de 3 kişiden 5 kişi yargıç kesildi. Yargı mensuplarının erken konuşmasından Türkiye rahatsız, insanların şereflerinin ayaklar altına alınması toplum vicdanını yaralıyor. Oysa, suçsuzluk asıl, suçluluk istisnadır. Suç işlemedim diyen bir sanık varsa, bunu kanıtlamak, savcılığın görevidir. Kuşkudan sanık yararlanır, bunların dikkate alınması gerekir."

2. "Yargı Bağımsızlığı Çiğneniyor: Yasayla yargıçların işlerine son veriliyor. Oysa hukuk tarihinde bunun bir benzeri yoktur. Türkiye'nin kahraman yargıçlara ihtiyacı var, ama onları da kimse rahat bırakmıyor."

3." Basın Etiği Çiğneniyor"

4. "Şeref değeri çiğneniyor. İnsanlar yargılanabilir ama şereflerinin lekelenmemesine özen gösterilmesi gerekir." 

5. "Yargı etiği ilkelerini en başta yargı mensupları çiğnemektedir. Oysa ahlak ve adalete ters düşen hukuk, hukuk değildir, yargıçlar da bunu uygulamamalıdır. Nazi Almanyası'nın iğrenç yasalarını uygulayanlar, sonradan yargılanmışlardır ve unutmayın ki insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı uygulanmaz. Türkiye'de yargıya giydirilmek istenen giysi dardır ve daha da daraltılmak istenmektedir. Yargı bağımsız değilse güven içinde olamayız. Bir davanın açılmasında karar verme makamında oturan bir bakan çıkıp ben ülkeme sövdürmem derse, açılacak davada hakimin beraat kararı vermesi beklenebilir mi? Bu tür beyanlardan kaçınılması gerekir."

EĞİTİM YETERSİZ

Türkiye'de eğitimin son derece yetersiz olduğunu da söyleyen Prof. Selçuk, "1773 yılında bu ülkede mühendislik eğitimi alan öğrenciler bir üçgenin iç açılarının toplamını bilmiyorlardı. Günümüzde de 750 bin öğrenci, basit bir matematik sorusunu maalesef çözemiyor, geldiğimiz nokta budur. 
Dün bir bakan, polislere şehit olun dedi. Siyasetin görevi, insanları ölüme göndermek değil, iyi yaşatmaktır. Polislere ölmeyi tavsiye eden kafalar işlerinin ayrımında değillerdir." 

"Türkiye'de çok parti var diye demokratik düzende olduğumuzu sanıyoruz, oysa bu rejimin adı yarı demokrasidir. Türkiye, eğitim sorununu çözmeden bir noktaya gelemez. Bunun da birinci koşulu gençlere dil öğretmektir. Maalesef, ilköğretimden mezun olan Türk öğrenciler sadece 6 bin sözcük öğrenebiliyorlar, oysa aynı yaştaki öğrencilerin, ABD'de 71 bin, Almanya'da 70 bin, Suudi Arabistan'da 13 bin sözcük öğrendiği belirlendi bu bizim için bir ayıptır. Çünkü sözcük sayısı kadar algı olur, dil yoksa bilim yapamazsınız. Bilim yoksa sağlam hukuk düzeni kuramazsınız, sağlam hukuk düzeni olmazsa özgürlük ve demokrasiye ulaşamazsınız. 6 bin sözcükle kimse bilim yapamaz ve özgürlük ve demokrasi de kurulamaz. Ancak, umudumu yitirmiyorum. Çok dilli yeni neslin bilimsel bir düzeni kuracağına inanıyorum. "

Daha sonra, Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi, Avukat Turgut Kazan'ın moderatörlüğünde yapılan panelde ise, konuşmacılar şunları söyledi:

Prof. Aslı Tunç: 

"Gazetecilikte temel ilke, haberin doğru, tarafsız ve adil olmasıdır. Kötü haberciliğin müeyyidesi maalesef Türkiye'de yok, ben bir Finlandiyalı meslektaşıma, kötü bir gazeteciye ne gibi bir müeyyide uygularsınız diye sorduğumda, bana yüzünü kızartmaktan daha büyük ceza olur mu demişti ama Türkiye'de buna kimse aldırmıyor." 

Oktay Ekşi:

"Baskı altında medya dünyasında, gazeteci, gerçeği son noktaya doğru dürüst aktaramaz. Çünkü gerçek aktarılırken baskıcı gücü memnun edecek şekilde bozularak iletilir. Böyle baskıcı rejimlerde ahlaki sorumluluk da baskıyı yapanlara yüklenmiş olur. Türkiye'de iyi gazeteciler var, kötü gazeteciler var, bu maalesef II. Abdülhamid döneminde de vardı."

Prof. Necdet Basa:

"Türkiye'de basın özgürlüğü kalkmıştır. Otosansür vardır, tutuklamalar vardır, yerel basın, biat et ya da yok ol baskısı altındadır. Basın özgürlüğü yoksa, düşünce özgürlüğü de olmaz. Üniversiteler, yargı ve basın susturulmaya çalışıyor. Baskı altına alınmaya çalışılıyor."

Toplantıya, aralarında eski TBMM Başkanı ve Basın Konseyi Yüksek Kurulu Üyesi Hüsamettin Cindoruk, Genelkurmay Eski Başkanı İlker Başbuğ, Eski İstanbul Üniversitesi Eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu, emekli büyükelçi Namık Tan'ın da bulunduğu çok sayıda davetli izledi. 

(Basın Konseyi)