Terörün gölgesinde anayasa ve başkanlık

14 Aralık 2016 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Genel kanı, anayasa uzlaşma metnidir. Uzlaşma ne kadar geniş kapsamlı olursa anayasanın sağlıklı olacağına şüphe yok....

Peki öyle mi oluyor? 

Olmuyor tabii ki, hatta boş kağıda imza atan, ne yazılacağını bilmeyen vekillerin önergeleri haline dönüştürülerek TBMM başkanlığına sunuldu, "incelemeyi takiben" Anayasa komisyonuna sevk edildi. Buna benzer girişimler farklı zamanlarda farklı ülkelerde de yaşanmış. Örnek; bir Arjantin milletvekili 2000'lerde yaşadıklarını şöyle özetlemiş: "Biz neden el kaldırdığımızı bilmeden kanunları oyladık. Aslında farkına varmadan ülkemizi satıyormuşuz." Sonra ne oldu, Arjantin iç ve dış borçlarını ödeyemez hale geldi ülke toptan iflas etti, vatandaşlarının bankalardaki döviz mevduatına el koydu, ağır bir bunalıma girdi, yıllarca süren kriz yaşadı.

Acaba ülkemizin önceliği anayasa mı? 

10 Aralık Cumartesi akşamı İstanbul'da meydana gelen 44 vatandaşımızın şehit ve 150'den fazla vatandaşımızın yaralanmasına yol açan terör olayı ülke olarak hepimizi derin bir üzüntüye ve yasa boğdu. Ortalama 25 yaşında gencecik 30 polis, öğrenci, şoför, esnaf, yaşlı genç insanımızı kaybettik. Acımızı yaşayamadan bazı fırsatçılar ülkeye başkanlık geldiğinde buna benzer olayların yaşanmayacağına dair oldukça sorumsuz, hatta saçma sapan akıldan mantıktan uzak söylemlere şahit olduk. Hatta şu sorumsuz paylaşımı yapan sözde gazeteci oldu "bu kargaşada anayasayı da aradan çıkartırsak daha da sırtımız yere gelmez.." Bu nasıl bir yaklaşımdır, anayasa ülke için değil birilerinin sırtının yere gelmemesi için mi? Toplumun sinir uçları ile oynamaktan uzak durulması gereken zamanlardan geçiyoruz. Aklımızı başımıza almazsak acılarımızın artacağı bir gerçek.

Darbe anayasası dedikleri 1982 anayasası cumhuriyetin kazanımlarına, demokrasiye karşı bir tavrı yoktur. İlerde muhtemelen 15 Temmuz Anayasası olarak anılacak yeni önerilen anayasa maddelerine baktığımızda ortaya çıkan tablo hiç iç açıcı değil. 

Partili Cumhurbaşkanlığına geçilecek. Milletvekilleri ve cumhurbaşkanı beş yılda bir aynı gün yapılacak seçimle seçilecekler. 

Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi Cumhurbaşkanına veriliyor. Yasa ile düzenlenecek konularla temel haklar ile siyasi hakları ilgilendirenler dışındaki konularda kararname çıkartabilecek. 

Cumhurbaşkanı 5 yıllığına ve yalnızca iki defa seçilebilecek. Cumhurbaşkanı ikinci kez seçildiğinde, TBMM, seçimlerin yenilenmesine karar verirse, Cumhurbaşkanı 3. Kez aday olabilecek. Bu mantığı anlamak zor, hatta aynı yöntemle 4. kez seçilemeyeceğinin önünde bir engel yok, adeta kişiye özel madde.

Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları, üst düzey bürokratları atayacak, azledebilecek. Yürütme yetkisini kullanacak. Ordunun kullanılmasına karar verecek. Milli güvenlik politikalarını belirleyecek ve gerekli önlemleri alacaktır. 

HSYK 2010 anayasa referandumu değişikliği ile büyük oranda siyasi iktidara bağlı hale getirilmişti, (aslında, bu referandumda ölülerde oy kullansın diyen Cemaate bağlanmıştı) şimdi tam bağlanmış.

Cumhurbaşkanının suç işlediği iddiasıyla soruşturulmasını Meclisin salt çoğunluğu isteyebilecek, soruşturma açılmasına ise üye tam sayısının 3/5'i gizli oyla karar verebilecek. Cumhurbaşkanının Yüce Divan'da yargılanmasına TBMM nin 2/3:ü gizli oyla karar verebilecek. Neredeyse imkansızlığın formülü.

Başbakanlık kaldırılıyor. Cumhurbaşkanı, isterse birden fazla yardımcı atayabilecek. Bakanlar, kendine bağlı kurum ve kuruluşları yürüten birer "sekreterya" ya dönüştürülüyor. Bakanlar Meclis içinden ya da dışından Cumhurbaşkanınca atanmakta ve görevden alınabilmekte, bakan atananların milletvekillikleri sona eriyor. 

Olağanüstü hal ilanına cumhurbaşkanı karar verecek, ayrıca ohal ilanını gerektiren haller çoğaltılmış. OHAL kararnamelerini cumhurbaşkanı çıkaracak. 

Anayasanın "Merkezi idare" başlıklı 126. maddesinin 3. fıkrasında yapılan değişiklikle özel merkezi bölge yönetimi, cumhurbaşkanı tarafından düzenlenebilecek, bir nevi özerk bölge kurma imkanı veriyor. Bu yetkiye neden ihtiyaç duyulur?

21 maddelik anayasa değişikliği önerisinin maddelerinde "Cumhurbaşkanı" ifadesi ve yetkileri tanımlanırken, önerinin genel gerekçesinde "başkanlık" ifadesi geçiyor. Bahçeli bize sunulan değişiklikte cumhurbaşkanlığı korunuyor diyerek takiyye yaptı. 

Bahçeli'nin, adeta Erdoğan Anayasa'ya uymuyor, Erdoğan'a uygun Anayasa yapalım diyerek önünü açtığı, AKP ve MHP'nin tam mutabakata vardık diyerek açıkladıkları, daha sonra TBMM'ye sunulan anayasada değişiklik öneren 21 maddeden özet çıkarmaya çalıştım. Sonuç; yasama, yürütme ve yargı tek bir kişiye teslim edilmiş. Bunun adına ne derseniz deyin; ister "cumhurbaşkanlığı" ister "başkanlık" deyin, bu sistem "kişiye özel-tek adam" yönetim sistemidir. Atatürk'ün kurduğu 1923 Cumhuriyet ruhu hedef alınmış, özünden saptırılarak adeta keyfiyet devri başlatılmak isteniyor.

Soru şu; Binali Yıldırım cumhurbaşkanı, Erdoğan başbakan olsaydı bu sistem değişikliği gündeme gelir miydi?..