Hekim değil mi, dövebilirsin!

14 Aralık 2016 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda uzun süre düşündüm. 

Hekim olmam nedeniyle, sağlık çalışanlarına yapılanlara isyan etmem ve bu isyanı bir yazıya dökmem gerekiyor. Ama diğer yanda da İzmir Tabip Odası'nın kaygıları var!

İzmir Tabip Odası, hekimlere karşı gösterilen şiddet konusunda bugüne kadar çok duyarlı oldu ama bu şiddetin haber konusu yapılmasında çekinceleri var. 

En son Aliağa Devlet Hastanesinde Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Osman Saffet Doğanay'a yapılan saldırıyı kınarken bu çekinceyi şöyle dile getiriyor;

"...Tabip Odamız bir süreden beri hekime yönelik şiddet olaylarını basınla paylaşmama eğilimindedir. Sağlıkta şiddet olaylarının basında yoğunlukla yer almasının şiddeti özendirdiği ve normalleştirdiği yolundaki uzman görüşleri bu yaklaşımımızda etkili olmuştur. Ayrıca saldırıya uğrayan meslektaşlarımızın isteği de bu yöndedir." 

İZMİR TABİP ODASI  

İzmir Tabip Odası elbette haklı! Doktorlara, hemşirelere veya diğer sağlık çalışanlarına saldırmanın neredeyse olağan kabul edildiği bir ülkedeyiz.

Bir de her gün yeni bir saldırı haberi çıkarsa bu durum olağan gibi görülmeye başlanır. 

Doktorun her beş dakikada bir hasta bakmasını isteyen bir sistemde, doktora saldırmak için fazla sebep aramaya da gerek olmadığı bir gerçek...

Bu kadar kısıtlı bir süre içinde, ne doğru dürüst bir muayene ve ne de doğru tanı koyma şansı olmayacağına göre- hele de doktorun yüzü asıksa- ruhunda saldırganlık olan biri için koşullar çok uygun demektir.

Biliyor musunuz? Bu durumda saldırgan ruhlulara, doktorun kapısında bekleyen kimilerinden de destek gelir. Bir hasta içeride on dakika kalmışsa;
"Şunlara bak!" derler. "Biz burada beklerken içeride uzun uzun hasta muayene ediyorlar. Canım bir hasta ile bu kadar uğraşılmaz ki!!!

Sağlıkçılara yönelik şiddet olaylarını haber olarak kamuoyuna yansıtmamak isteyen İzmir Tabip Odası'nın mahkeme kararları konusunda düşüncesi farklı;

"Bununla birlikte, şiddet olaylarında mahkemelerce verilen cezaların ön plana çıkarılmasının doğru olacağı düşüncesindeyiz!" diyor.

Bu konuda acaba doğru mu düşünüyorlar bilmiyorum.

Çünkü sağlıkçılara yapılan saldırıların değişik mahkemeler tarafından fazla ciddiye alınmadığını ve saldırgana verilen cezaların, bırakınız caydırıcı olmayı, kimi zaman 'özendirici' bile olabildiği gerçeği var...

Sağlıkta 'toz pembe' günlerin giderek ortadan kaybolmaya başladığı görülmektedir. Dayatılan iş yoğunluğunda sağlık çalışanlarıyla hastalar arasında her an yeni bir olayın çıkabileceği konusunda korkular var...

SALDIRILAR ÇOK...

Sağlık çalışanları hemen her gün sözel saldırıya uğramakta ama bunların çoğunu duymazdan gelmektedirler. Bu yönde hemşirelerimizin uğradığı sözel saldırıların haddi hesabı yoktur. Sözel saldırılar, ancak katlanılamayacak düzeyde ve şiddette olunca şikayet konusu olmaktadır.

Geçen hafta Atatürk Eğitim Hastanesi'nde şikayet konusu olan, hekime yönelik sözel şiddet böyle bir olaydı.

Aynı gün içinde gazetelerde bir başka olay daha vardı: Milas'ta, elinde yara ile doktora giden bir kişi hem doktora ve hem de sağlıkçıya saldırmıştı...

Toplumsal gerginliğimiz giderek artmaktadır. Önümüzde, hasta ile hekimin daha çok karşı karşıya gelebileceğini düşünürsek, saldırıların daha da artabileceği öngörülebilir.

Dileriz yakın gelecek, sağlık çalışanlarının çilesiyle dolu olmaz! 

Dileriz, uygulanmakta olan sağlık politikası- hasta ile hekimi karşı karşıya getirdiği için- hekimlerin canlarını yakmaya devam etmez...