Gitmek mi zor, kalmak mı?

21 Aralık 2016 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Son günlerde bu ülkeden  "gitmek" ya da "gitmemek" tartışmasını yeniden yapmaya başladık. Sosyal medyada kimileri "sakın gitmeyin, bu ülke bizim, hem sahiden nereye gideceksiniz ki? Gidilecek neresi kaldı?" derken, kimileri de "bu ülke artık bizim bildiğimiz ülke değil, bu Yeni Türkiye'de zaten bizi isteyen yok, en iyisi gitmek" diyor. 

Ben de bugün bana  "gitmek mi zor, kalmak mı zor?" diye soran genç arkadaşlarıma seslenmek istiyorum...

Son 10 gün içinde önce Dolmabahçe'de, sonra Kayseri'de patlayan bombaların aldığı onlarca candan sonra tüm ülke kocaman bir cenaze evine dönüşürken, durumdan vazife çıkaranların başlattığı İslamcı-milliyetçi linç dalgasının bir gecede onlarca HDP binasını tarumar etmesi, yakmaya çalışması ve İstanbul Beyoğlu'nda cihad çağrıları yapan kitlelerin sokağı galeyana getirmesi ile başlayan akıl yitiminin en son kurbanı Rusya Büyükelçisi oldu. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir polisinin tekbirler eşliğinde ateşlediği silah sadece Rusya Büyükelçisi'ni değil, hepimizi vurdu maalesef...

"Elçiye zeval olmaz"  derken, hayatı, güvenliği size emanet edilmiş bir büyükelçinin hunharca katledilmesine tanıklık ettik. Maalesef bu vahim olayın acı sonuçlarını yaşayarak göreceğiz.

Çoğumuz terörün aldığı canlarla, savurduğu hayatlarla, bayrağa sarılı tabutlarla, tabutların ardından dökülen ana-baba-eş-kardeş-çocukların gözyaşlarıyla ve siyasetçilerin bitmek tükenmek bilmeyen intikam ve şehitlik yeminleriyle, her patlamanın ardından başlayan gözaltı, tutuklama furyalarıyla güne başlamaya neredeyse alıştık. 

7 Haziran'da milli iradenin oylarını beğenmediler, "tek başına iktidarı verin, bu ölümler, patlamalar bitsin, kaos dursun" dediler. Peki dedik. Ama ne ölümlerin, ne terörün, ne göz yaşının sonu geldi. 

Tek başına iktidar gelecek kaos bitecek dediler, tarihimizin en kanlı darbe kalkışmasını yaşadık. Darbecileri temizlemek için OHAL şart dediler, ona da peki dedik. Akademisyenleri, gazetecileri, yazarları, siyasetçileri, hatta TBMM'nin üçüncü partisinin eş genel başkanlarını tutukladılar... yetmedi Ahmet Türk gibi bir barış güvercinini demir parmaklıklar arkasına koydular....bir bildikleri vardır dedik. Şimdi de tüm yetkiler tek kişide olmalı, bu kaos o zaman biter diyorlar....Ne uzak ne yakın tarihten ders alıyorlar...

Sevgili genç arkadaşım, sana Cizre'de, Nusaybin'de, Şırnak'ta yaşanan acıları anlatmayayım da yaşam sevincini söndürmeyeyim. Bu genç yaşında bu kadar acıyı omuzlarına yüklemeyeyim. Önünde uzun bir hayat var. Ama bu hayata hazırlanman için önce hayatta kalman lazım. Sonra iyi eğitim görmen lazım, bir meslek sahibi olman lazım, en azından bir yabancı dili iyi derecede öğrenmen lazım, teknolojiye hakim olman, yaratıcı olman lazım. Ne yazık ki sana bunları verecek ne aklımız kaldı, ne gücümüz!

Bir iktidar milletvekilinin TBMM Genel Kurulu'nda "bizden hürriyet dileneceksiniz" dediği bir ülke burası artık. Sana ne iyi eğitim verebiliriz ne de kendini geliştirecek özgür bir ortam. Sana vaadedilen tek şey, şehitler tepesinde bir yer. 

Küçük kardeşlerinin eline idam ipleri tutuşturarak poz verdiren öğretmenler türedi burada. Çocukların gözündeki ışıltıyı, insanların sevincini, mutluluğunu ifade etmesini, kadınların kahkahasını, gençlerin müziğini, dansını, aşkını kendilerine tehdit gören bir karanlık dolaşıyor tepemizde. Tacizden, tecavüzden, çocuk yaşta evlilikleri ekran ekran dolaşarak kutsayan din alimi havalarındaki yobazlardan hiç bahsetmiyorum bile. 

Her gün TV ekranlarında bir Türk büyüğü kana kan intikam yeminleri ediyor. Bir başkası muhbirlik vatanseverliktir diye anlatıyor... komşunu, arkadaşını ihbar et diyor. Bu ülkede her patlayan bombanın ardından birilerinin kışkırtmasıyla birileri sokağa fırlıyor, düşman diye işaret edilenlerin binalarını yakmaya, yıkmaya başlıyor. Daha beteri canımızı korumakla görevli polis bile, düşman bellenen partinin binalarını tarumar edip, duvarına "geldik, yoktunuz" yazıyor. 

Dindar, kindar gençlik yetiştireceğiz diyerek seni cehaletin kucağına attık. PİSA sonuçları ortada. Türkiye olarak dünyadaki en cahil 9.ülke olmuşuz. Tüm gelişmişlik endekslerinde hızla dibe doğru gidiyoruz. Hukuk, özgürlük, şeffaflık, rekabet endekslerinde çok çok altlarda yerimiz artık. Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesiyiz. 

Sana her çocuğun doğduğu anda sahip olduğu hakların birçoğunu veremiyoruz. Ne özgürlük, ne eşitlik, ne adalet, ne iyi bir gelecek...Bunun için sana "git" diyorum. Git! Özgürce yaşayabileceğin, hayatının baharında kimsenin sana ölüm vadetmediği, iyi bir eğitim alacağın, aşık olacağın, çektiğin tek acının aşk acısı olacağı, doya doya kahkaha atacağın, güneşe karşı özgürce sere serpe çimlere uzanacağın, dans edebileceğin, şiir okuyabileceğin, bağıra bağıra şarkı söyleyebileceğin, TV'lerden her gün sana bağıranların olmadığı, "ben, önce ben, yine ben" diyenlerin utandırıldığı, insanların utançtan hala yüzlerinin kızardığı, hayallerinin peşinden koşabileceğin diyarlara git!

Dün bir fotoğraf gördüm. Spor bakanı ve TFF Başkanı eşliğinde bazı spor klubü yöneticileri kolkola girmiş, neşeli bir yüz ifadesiyle, İstanbul'da eski adı Beleştepe, yeni adı Şehitler Tepesi olan, 44 genç insanın bir bombayla paramparça edildiği yere doğru mutlu mesut yürüyorlardı. Sevgili genç arkadaşım sizlerin tek bir kılına bile zarar gelmesi beni kahreder. Ama genç insanların cansız bedenleri karşısındaki bu duyarsızlık...işte bu beni kahırdan öte acıdan kavurur. Senin canın karşısındaki bu umursamazlık, bu kayıtsızlık nedeniyle git! 

Bize gelince...Biz iyi kötü yaşadık. Önümüzde öyle uzun yıllar da yok. Bundan sonra tek işimiz size  dönebileceğiniz, bıraktığınız yerden coşkuyla  yaşamaya devam edebileceğiniz barış ve huzur içinde özgür ve mutlu insanların Türkiyesi'ni inşa etmek...Geçmişte yaptık.1923'te küllerimizden yeniden doğduk. Yine yaparız. Düşer, düştüğümüz yerden kalkar koşmaya, mücadeleye devam ederiz. Ta ki, size ölümü değil hayatı vadeden bir daha asla karanlığın olmayacağı bir ülke yaratana kadar...Sen şimdi git genç arkadaşım. Git ve geleceğe tutun. Bu ülke, yarınlarında senin hayatta kalmana ve donanımlı olmana çok ihtiyaç duyacak!