Kime ve neye kin?

22 Aralık 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

'Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara "siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız! Gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek Müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...

Tek cümleyle, Allah'ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı sevgilisinin alemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, sarınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...

Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım.'

...Diye devam ediyordu Fethullah Gülen'in ve daha nicelerinin manevi ve teorik reisi olan  Necip Fazıl Kısakürek. 

Büyük Doğu dergisi irşat yuvası idi kincilerin ve kinleri Cumhuriyet'e, Mustafa Kemal Atatürk'e idi

Türkiye'yi, fetö-ist bir iklime, atmosfere sürükleyen çabalar ta 1930'lu 40'lı yıllarda başlar. Çoğu zaman iktidarların görmezden gelmek ya da hoş görmek ve hatta teşvik etmek gibi yaklaşımları ne yazık ki yabana atılmaz, atılamaz atılmamalı bir Nusracı cihadcı fetö'cü atmosfer yaratmıştır

'Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...

"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...

Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allah'ın, Kur'ân'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; 
en son yarım asrını da İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri, yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...

Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik... 

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün dâvacısı bir gençlik...''

diye başladığı sözüm ona gençliğe hitabesinde.

Mustafa Kemal Atatürk'ün, Ccumhuriyet'i ve bağımsızlı emanet ettiği Türkiye gençliğine vasiyeti olan  ' Gençliğe Hitabesine' karşılık.

En hakiki mürşit ilimdir ve yurtta sulh cihanda sulh geçerli kalsaydı şu son 14 yılda da devlet katında, Türkiye bu güne devrilir miydi? Devrilmezdi elbet.

Hasta adam diye nitelenen Osmanlı İmparatorluğu'ndan, bağımsız, modern devlet yaratan bir  ve gençlerini ' fikri hür vicdanı hür' gençler olarak yetiştirmeye odaklanmış bir ulus, ancak ve yalnız bilimden uzaklaştırılarak millet bütünleşmesinden koprtılarak, ümmet gericiliğine sürüklenirse bu günleri yaşayabilirdi ve ne yazık öyle oldu.

Her gün bombaların patladığı bütün yetkilerin tek elde toplanmaya başlandığı bir karanlığı yaşıyoruz.

Ve bu Rus Büyükelçisi'ni kurşunlayan ümmet mensubunun henüz 8 yaşında bir çocukken kulağına üfelenen, yalnız onun değil bütün çocukların kulağına üfelenen ' başbakan sensin ister asar ister kesersin' sözü ile büyük mesafe alınmıştı kindar gençlik yetiştirme adına.

Bu kin kime ve neye karşı besleniyor, körükleniyor, büyütülüyor...

Hepimiz biliyoruz.