Suikast Moskova'ya gözdağı

22 Aralık 2016 Perşembe  |  GÜNLÜK

Gazeteci Cenk Başlamış, Ankara'daki Rus Büyükelçisi Andrey Karlov'un öldürülmesini Cumhuriyet'in "Olaylar ve Görüşler" sayfası için değerlendirdi...

Ankara'da üç yıldır görev yapan Rus Büyükelçisi Andrey Karlov'un az görülen soğukkanlılıkta bir cinayete kurban gitmesi siyasi sonuçları açısından deprem etkisi yarattı.

Suikast haberi duyulur duyulmaz herkesin, hepimizin aklına aynı cümle geldi: Kurşunlar Türk-Rus ilişkilerine sıkıldıAslında, ilk anda böyle düşünmemiz için nedenler vardı: 24 Kasım 2015'te yaşanan ve sekiz ay süren "uçak krizi"nin ardından Türk-Rus ilişkileri hızla toparlanırken, Ankara'nın göbeğinde bir Rus diplomatın öldürülmesinin başka nasıl bir anlamı olabilirdi?

Kimbilir, belki de, tetiği çektirenlerin aklının bir köşesinde Türk-Rus ilişkilerine zarar vermek vardı gerçekten ama bu nedeni ilk sıraya koyduğumuzda taşlar tam yerine oturmuyor. Soğukkanlı katilin silahından çıkan 11 kurşunun nerede atıldığı elbette önemli ama kime sıkıldığı daha çok önemli.

Bu çerçeveden bakıldığında Karlov cinayetinin aslında birinci sırada doğrudan Rusya'ya yöneldiği ve nedenin büyük olasılıkla Suriye meselesi olduğu görülüyor.

Kıvrak diplomasi

Rusya, bir zamanlar Sovyetler Birliği'nin sahip olduğu "süper güç" statüsünü yeniden kazanmaya çalışan, ancak elindeki nükleer silahları bir kenara bırakacak olursak olanakları ABD ile karşılaştırılamayacak kadar sınırlı, üstelik zaten zayıf olan ekonomisi son yıllarda derin buhran içinde bir ülke. Ancak, köhnemiş Rus devlet yapısının son derece hızlı manevra yapabilen, ortaya çıkan fırsatları inanılmaz hızlı değerlendirebilen sürpriz bir silahı var: Diplomasi.

Suriye de, Rus diplomasinin, belki de Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana geçen yaklaşık 25 yıllık süreçte en başarılı hamleyi yaptığı yer. ABD'nin kararsızlığı ya da isteksizliği diyelim, nedeni ne olursa olsun, Moskova 30 Eylül 2015'te başlattığı Suriye'deki askeri operasyonuyla uluslararası dengeleri sarsmayı başardı. Aslında bu "can havli"yle yapılmış ama zamanlama açısından Rusların takdiri hak eden yıldırım bir hamlesiydi. "Can havli"yle çünkü ekonomik kriz nedeniyle atacak kurşunları son derece sınırlı olan Rusya Ortadoğu'daki tek müttefiği olan Suriye'yi kaybetmenin kendisi için yıkıcı sonuçları olacağını biliyordu.

Sovyetlerin yıkılmasından sonra ilk kez kendi "arka bahçesi"dışında bir bölgeye müdahale eden Moskova başarılı bir zamanlamayla yıkılmak üzere olan Esad rejimini ayakta tutmakla kalmadı, bir anda Suriye'de oyunun kurallarını belirleyen aktör konumuna yükseldi. Üstelik Rusya bunu yaparken hem İran'ın desteğini aldı hem de, bir zamanlar Esad'ı devirmeyi dış politikasının birinci sırasına koyan Türkiye'yi büyük ölçüde yanına çekmeyi başardı.

24 Kasım'da uçağının düşürülmesini kendisini açısından fırsata dönüştüren Rusya Suriye'de üstünlüğü ele aldı ve ayaklarını bağlamaya çalışan Türkiye'yi sahada etkisizleştirdi. Uçak krizinin göreli olarak çabuk son bulmasında Rusya'nın, Ankara'nın Batı ile ilişkilerinin gerginleşmesinin yol açtığı açmazı çabuk görerek Suriye'de karşısında olan Türkiye'yi yanına çekmesinin rolü de büyüktü. Rusya'nın Suriye'deki üstünlüğünü kabul eden Ankara böylelikle sahaya dönebildi, tabii karşı tarafın "kırmızı çizgileri"ni kabul ederek.

Üçlü cephe

Karlov suikastinin üzerinden 24 saat geçmeden Moskova'da yapılan Rus-Türk-İran zirvesi Suriye'de sahada aylar önce ortaya çıkan yeni gerçeğin şimdi dünyaya resmen ilan ilan edilmesi anlamında son derece büyük önem taşıyor. Bölgenin üç önemli ülkesi, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi çözüm temelinde -söz hakları farklı düzeyde de olsa-üçlü bir cephede buluşmuş görünüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un görüşmelerin ardından söylediği, "Rusya-İran-Türkiye formatı, Suriye krizine çözüm bulmak için en etkili formattır" sözünün altını çizmek gerekiyor.

Şu anda ortaya çıkan tabloda, Rusya'nın önderliğinde Türkiye ve İran Suriye'de ipleri eline almış, buna karşı Batı (ABD) güç kaybetmiş ve nispeten edilgen bir rol üstlenmiş görünüyor.

Bütün bu parçalar bir araya getirildiğinde, Ankara'daki Karlov suikasti Rusya'ya Suriye için verilen "bir gözdağı"na benziyor. Gerçi Suriye'de son söz söylenmiş değil, olayların bundan sonraki seyri her şeye rağmen belirsiz ama bugünkü duruma bakarak bir tespit yapmak gerekirse bu bir, "gecikmiş gözdağı" gibi görünüyor. Bu senaryo doğruysa, Suriye için Rusya'ya yeni bedeller ödetilebileceğini varsayabiliriz.  Zaten Moskova'da çok yüksek sesle olmasa da bu görüşü dile getirenler var. Örneğin, cılız muhalefetin önderlerinden Grigoriy Yavlinskiy de Karlov'un öldürülmesini, "Esad'a desteğin bedelini ödüyoruz" sözleriyle değerlendiriyor.

Bu noktada sorulması gereken bazı sorular var: Örneğin, Ankara cinayeti Rusların Suriye'de frene basması için bir baskı oluşturabilir mi? Ya da ekonomisi kriz içindeki Rusya'nın Suriye'de daha ne kadar nefesi yetebilir?  

Kısacası Karlov suikasti, birinci derecede, Türk-Rus ilişkilerine zarar vermekten çok Moskova'ya yönelik bir "gözdağı"na benziyor. Tabii, seçilen yer itibarıyla bunun aynı zamanda Türkiye'ye yönelik bir gözdağı olduğunu da varsayabiliriz. "Uçak krizi"nin son bulmasının ardından Batı'dan uzaklaşarak Rusya'ya yakınlaşmaya başladığı ve özellikle Suriye'de "karşı cephe"ye katıldığı izlenimi veren Türkiye'ye yönelik bir gözdağı.

Dikkat çeken son bir nokta var:

Cinayete verilen tepkiler Türkiye'nin de, Rusya'nın da "uçak olayı"ndan ders aldığını gösteriyor.  Siyasi ve ekonomik çıkarları gereği birbirleriyle yakınlaşmak durumunda kalan, bir çeşit "zoraki nikah" kıyan, Batı ile ilişkileri "sorunlu" iki ülke suikastin sonucu daha da yakınlaşmış görünüyor.

Bu taktik ittifakın ne zaman, nereye kadar süreceğini kestirmek güç ama Türkiye'nin pusulası şimdilik "kuzey"i gösteriyor

Yazının orjinalini okumak için TIKLAYIN