Vurun kahpeye!

08 Ocak 2017 Pazar  |  KÖŞE YAZILARI

Neresinden isterseniz orasından bakın, şu gerçeği değiştiremezsiniz:
 
Batılı ülkelerde demokrasi çoğunluğun tercihini yürürlüğe koymakla birlikte, özünde azınlığın fikirlerini de güvence altına alan rejimin adıdır.
 
Bir rejim, düşüncelerinden ötürü, bırakın toplumu, bir kişiyi bile yargı kararı olmadan cezalandırıyorsa o rejimin adı demokrasi değil, baskı rejimidir. Gelişmiş toplumlarda demokrasilerin özü; çoğunluğa karşı azınlığın da fikirlerini özgürce söyleyebilmesinden kaynaklanır.
 
Biz buna uyuyor muyuz, ya da ne kadarına uyuyoruz? 
 
Demokrasiye inanmış, demokrasiden taviz vermeyen ülkelerde aykırı sesler, şarlatanlar, şaklabanlar, üçkağıtçılar, hokkabazlar, dalkavuklar, çanak yalayıcılar yok mudur?
 
- Olmaz olur mu, elbette var. 
 
Var ama, demokrasiyi özümsemiş o ülkelerde "intikam" duyguları törpülenmiş. Kimse üstüne vazife olmayan işlere bulaşmıyor. Kimse kendini, polis, avukat, savcı, yargıç yerine koymuyor, işi hukuk içinde çözüyor.
  
Modacı Barbaros Şansal. Hakkında gözaltı kararı çıkarılmış. Kıbrıs'ta iken derdest edilmiş, uçakla İstanbul'a getirilmiş. Uçaktan inerken, ayağı aprona değmeden bir grup ne idüğü belirsiz insan tarafından "karşılama töreni ile" pataklanıyor:
 
- Vurun kahpeye!
 
Gazetecisin, mesleki reflekslerin var. Televizyonların haber kanallarına bakıyorsun, gazetelerin internet haber sitelerini inceliyorsun, o haber yok.

Sosyal medyayı tarıyorsun, gördüklerin, okudukların karşısında donup kalıyorsun:
 
- Vurun kahpeye!
  
Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, Barbaros Şansal apronda pataklanırken tweet atıyor:
 
- Barbaros Şansal Kıbrıs'tan getirildi. Uçaktan inerken Türk milleti tepki gösterdi. İnsanları tahrik etme Barbaros! 
 
Ne demek bu?

 - Vurun kahpeye
 
Meslekte 40 yılı çoktan geride bıraktık. İşimiz gereği 29 ülke dolaştık, çok sayıda başkentte haber yaptık, belediye başkanı tanıdık. Gökçek kadar çalışkan Belediye başkanı görmedik, iyi mi!
 
Hangi siyasi partinin mensubu olursa olsun, belediye başkanlarının seçim sonrası asli görevleri "siyaset gömleğini" çıkarıp halka hizmet etmek değil midir?
 
 Devletin zirvesi; cumhurbaşkanı, başbakan, hukümet sözcüleri Hacı Bektaş Veli'nin dizeleriyle halka sesleniyor:
 
-  Bir olacağız. Diri olacağız. İri olacağız.
 
 
Buna rağmen bir kısım aklı evvel ne diyor?
 
-  Vurun kahpeye!
 
Türk'ü, Kürt'ü, Laz'ı, Çerkez'i, Gürcü'sü, Roman'ı, Rum'u, Ermeni'si, Arap'ı, Süryani'si, Yahudi'si vb. bu topraklarda ve bir arada yaşamıyor muyuz?
 
Sen, ben, o, bizdensin, değilsin denmeye devam ederse, bizi bölük pörçük olmaktan kim kurtaracak, biri çıkıp söyleyebilir mi?
 
Her gün, her saat, her dakika topluma şırınga edilen "ayrımcılık söylemlerini" durdurabilecek bir yetkili, bir etkili, bir sorumlu insan var mı? Biri çıkıp açıklayabilir mi?
 
Devletin resmi kurumları tarafından yapılan tutarsız açıklamalara "dur, bu senin işin değil!" diyecek var mı?
 
Diyanet İşleri açıklama yapıyor:
 
-  Değerlerimize uyuşmayan gayri meşru davranışlar...
 
Aynı Diyanet iki gün sonra bir açıklama daha yapıyor:
 
- Yaşam biçimlerine göre toplumu bölmek kabul edilemez.
 
Bir devlet kurumunun böyle çelişkili açıklamalar yapması nasıl ifade edilebilir?
 
Hukümete yakınlığı ile bilinen ve adına Eğitim Bir-Sen denilen sendika, laik Türkiye Cumhuriyeti'nde laik eğitim üzerine açıklama yapıyor:
 
- İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi ortaokul ve lise ders programlarından çıkarılsın.
 
Şirin mi, şirin bir kızımız sosyal medyada, yarım da değil, çeyrek aklıyla ülkede meydana gelen ve günahsız insanların ölümlerine neden olanlara "methiyeler" düzüp soruyor:
 
- İzmir'de neden patlamalar olmuyor?
 
Bu hale nasıl geldik? 
 
Hiç vakit geçirmeden, acilen, hemen, şimdi birilerinin çıkıp açıklama yapması gerekmiyor mu?
 
Dostoyevski:
 
- Ya hatalarınla yüzleşir, ya hatalarınla yüzsüzleşirsin, der.
 
Başka yolu yok, "bendensin-değilsin"i bir kenara bırakıp hatalarımızla yüzsüzleşmeyelim, yüzleşelim.
 
Yoksa vakit çok geç olacak...