'İktidarı Erdoğan'a teslim etme taslağı'

11 Ocak 2017 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Kim diyor bunu?

Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk,TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmeye başlanan partili cumhurbaşkanlığı sistemini içeren anayasa değişikliği teklifiyle ilgili olarak; "İktidarı Erdoğan'a teslim etme taslağı 1982 Anayasa'sından daha tehlikelidir; ona rahmet okutacak türdendir, daha doğrusu türü, ne olduğu belirsizdir. Okuryazar her insan bu taslağın, iktidarın tek elde toplanmasını önlemek şöyle dursun, tam tersine "vesayete son verilecek" yalanıyla iktidarı, "yanılmaz" kabul ettiği geleceğin tek insanına, "cumhurbaşkanı"na, hatta kimi çarpık bakışların Hz.Muhammet'in, hatta Allah'ın niteliklerini taşıyan insan olarak gördükleri bugünkü Cumhurbaşkanına teslim ettiğini, denetim yollarını kapattığını, erkler ayrılığını değil, "erkler birliği"ni getirdiğini kolayca anlayabilir"diyor.

Herkes köle

Hem başkanlık sistemini getirmek iddiasıyla yola çıkacaksınız hem de erkler birliğini dayatacaksınız. Bu bir güldürüdür. Böyle bir sistemde demokratik bilince sahip bir başkan bile diktatör olmak, baskı, daha doğrusu totaliter (demokratik hakların ve özgürlüklerin tümüyle baskı altında tutulduğu, siyasal erkin bir elde toplandığı, teröre, baskıya ve zulme dayalı devlet yönetimi) bir rejimle toplumu yönetmek zorundadır.

Montesquieu'nun teşhisiyle o ülkede tek bir insan özgürdür, öbürleri ise köledir.

Kısaca taslak, zorunlu totaliterliği kurallaştırmaya yeltenen, bu yüzden savunanları da köleleştirip doğduklarına pişman edecek bir metindir. Bu belirmeden sonra olanları gözlemliyorum ve kahroluyorum.

Hukukçular susmasın

İsterdim ki aydınlar, toplantı üstüne toplantı yapsınlar, sürekli konuşsunlar, iktidarı ve toplumu uyarsınlar. İsterdim ki, özellikle iktidar milletvekilleri, gidişin iyi olmadığını dile getirsinler. Özellikle hukukçu olanlar, hukukun saygınlığını koruyup gözeterek tasarlanarak (taammüden) işlenmekte olan yanlışı yöneticilere duyursunlar. Böyle bir metne oy vermenin insan şerefi üzerine titreyen hukuka aykırı olacağını, fakültelerde öğrendikleriyle bağdaşmadığını, hocalarını kabirde bile rahatsız edeceğini haykırsınlar. Ama bırakın haykırmayı, gördüğüm kadarıyla rahatsız bile değiller. "Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi olup bitenden kendisini sorumlu tutmaz" der Oscar Wilde. Ama adı üstünde milletin vekilleri, milletin haklarını korumak için oradadırlar; olan bitenden sorumludurlar.

Halk ilgilenmiyor

İsterdim ki, halkımız getirilmek istenen düzene karşı çıksın, Anayasa Mahkemesi'nin kararına uymayacağını söyleyen Başbakan De Gasperi'yi özür dilemeye zorlayan İtalyan halkı gibi, hükümeti taslağı geri çekmeye zorlasın. Ama ortada bir kıpırtı bile yok. Sadece devletin tasarlayarak insan öldürmesi demek olan çağ gerisi ölüm cezasını isteyen bir kamuoyu var. İtiraf edelim ki, hukuk bilinciyle donanmış bir hukuk toplumu olmanın çok uzağındayız. Daha çok yemek içmekle uğraşan bir halk var. Demokrasi, laiklik, hak ve özgürlükler, erkler ayrılığı, yargı bağımsızlığı gibi demokratik erdemleri kaygı edinmiş bir kamuoyu ülkemizde henüz yok. Bu büyük açık, Batı toplumlarında yaşananların tersidir. Hayıflanarak kabul edelim ki, yazılı bir anayasası bile olmayan bir İngiliz toplumu değildir henüz halkımız.

İşte iktidarlar çoğu zaman ülkemizde bundan yararlanmış, bu durumu sürgit kötüye kullanmışlardır.

Bugünlerde ise durum daha da üzücü. Halk çoğunluğu "Anayasa Taslağı"yla ilgili değil. İlgilenenlerse bir kölelik düzenini getirdiğinin ayrımında değil. Üstelik can derdine düşmüş toplum, OHAL ile yönetilmekte.

Milletin vekilleri ne yapıyor?

İsterdim ki, hükümet edenler, böyle bir metni bu koşullarda TBMM'ye sunmasınlar. Görevine başlarken yumuşak biçemi ve akılcı sözleriyle Başbakan beni çok umutlandırmıştı. Ama şimdi görüyorum ki, yanaşık düzende yerlerini almış yandaş hukukçuların dışında kimseye danışılmamakta. Dahası yadırganası sorumluluk anlayışları sergilenmekte ve "monşerler" küçümsenerek izlenen bir dış politikanın "baştan yanlış" olduğundan söz edilerek bütün sorumluluk eski bir bakana, başbakana yüklenmek istenmektedir. Bilim, olguları deneyerek, gözlemleyerek "kavram" üretir. "Stratejik derinlik", "değerli yalnızlık" gibi zihinsel kurgularla ve metafizik kavramlarla olgular değiştirilemez, ayaklar yere basmadığından gerçekçi bir dış politika yapılamaz, ülke yönetilemez. Nitekim öyle olmuş ve sonuç da çok acılar getirmiştir. Bunu görmeyip izlenen politikaya uzun süre ses çıkarmayanların, dahası destek olanların bu yanlışa katlanacakları, sorumluluğun gereğini yapacakları yerde, kendilerinin hiç günahları yokmuşçasına, birini karalamaları etik açıdan insanı düş kırıklığına sürüklemektedir.

Deneyimli bir hukukçu ve bilim adamı böyle değerlendiriyor.

Ya siyasiler?

CHP adına Deniz Baykal; Belki hiçbirimiz için, bundan sonra böyle bir konuşma şansı olmayacak. Bu değişiklik alel acele hazırlanış sipariş bir projedir. Millet egemenliğinin yerine şahıs hegomanyası geliyor. Bu tekliften Türk halkının haberi yok. Üniversitelerin, baroların, sendikaların, esnafın, milletin haberi yoktur. Milleti uyarmadan işi olup bittiye getirme çabası var. Karda kışta zemheride bu telaş niye...Talimatla milletin arkasından oyun çevirmeyin. Gümrükten mal mı kaçırıyorsunuz?

Hükümet adına Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, "bu teklif parlamentoyu güçlendiriyor."

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, mevcut anayasanın 'değiştirilemez, ellenemez' olmadığını belirterek, "Bu Meclis isterse Anayasayı değiştirir. İtiraz etmek size 10 dakika kazandırır. Biz bunu Cumhurbaşkanı için değil, gelecek için istiyoruz." 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, teklifin Anayasa'nın ilk 4 maddesine aykırı olduğunu şöyle ifade etti: "Seçilmiş kral yaratma teklifidir. Bir kişi hem hükümet hem kanun yapıcı hem hakim yapma teklifidir. Gazi Meclis'in bağrına canlı bomba koyma teklifidir"

MHP Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak, Anayasa teklifiyle rejim değişikliği yapılmadığını savunarak, "Yapılan hükümet sistemi değişikliğidir. Daha doğru bir ifade ile hükümet netleştirmesi yapılıyor" 

MHP Genel Başkanı Bahçeli, bu yapılanların önünü açtı ve anayasa, yasa, hukuk dinlemeyen cumhurbaşkanını yasal sınırlarına çekmek yerine, (yukarıda geçti İtalya örneği) fiili duruma yasal statü kazandırmayı tercih etti. Cumhurbaşkanlığı duruyor başkanlık yok diyerek de bütün gerçeği çarpıtıyor, bundan sonra olabilecekleri küçümsüyor, böylece tabanına korkulmaması mesajı veriyor. Bahçeli bunu hep yaptı, 2002'den beri AKP'nin önünü açan ve destekleyen bir siyaset izledi. Tarihe "MHP'den sorumlu AKP Genel Başkan Yardımcısı" olarak geçmeyi hak etti.

Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve 80 milyonu temsil eder. Tarafsızlık bu nedenle önemlidir, her kesimi kucaklayabilmeli. Cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisi ile ilişiği kesilir gerekçesi budur. Partili başkanlık, taraf olmaktır. Bir kısım insan temsil edilmediği ve dışlandığı hissine kapılır. Toplumu böler parçalar. Fiili duruma uygun anayasanın, partili başkanlığın önünü açanlar, tarihe, bölünmenin parçalanmanın sorumlusu olarak geçeceklerdir.