Sorun ideolojinin kendisi

12 Ocak 2017 Perşembe  |  SERBEST KÜRSÜ

"Siyasal İslam", "İslamcılık", "Dincilik" ve diğer benzeri eğilimler Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu sıkıntılı sürecin ana nedenleri olarak gösterilmektedir. Kışlaya, eğitime, Milli Meclise ya da genel olarak yönetime din sokulmazsa bütün işlerin yolunda gideceği vurgusu yapılmaktadır.

Diyelim ki, öyledir. Dinin devletten ayrı tutulması gerekir. Yönetimde ve yürütmede kesinlikle ve kesinlikle liyakat ve ehliyet esas alınmalıdır. Peki, Türkiye'nin bu gün FETÖ gibi, IŞİD hücreleri gibi, "sırf alnı secde görmüş" diye göreve getirmeler gibi sıkıntıları başka bir ülkede, Müslüman olmayan ve hatta herhangi dine meyilli olmayan bir toplumda yaşanamaz mı?

Ateist ilkeler ve Marksizm-Leninizm teorileri üzerine kurulan ve varlığını 70 yıl sürdürüp tarihe kavuşan SSCB'den örnek vereceğim...

Google'da "Penkovskiy" diye arama yaparsanız karşınıza gerek Türkçe gerekse de İngilizce bir sürü bilgiler çıkacaktır. Bu nedenle de hakkında çok fazla söze yer vermeden Oleg Penkovskiy adlı bu kişinin 1950 ile 1960 yılları arasında SSCB'nin Baş İstihbarat İdaresi olan GRU'da görevli albay olarak çalıştığını, bu süre zarfında da İngiltere ve ABD lehine ajanlık yaptığını söylemekle yetinelim. Bu kişiden örnek vererek "bakın, hatta SSCB'de bile devlet koltuğunda oturup düşman devletin lehine ajanlık yapanlar vardı" demek değil niyetim. "Komünistler arasında da iç düşmanlar olmuştur" demek hiç değil. Bunları söylemekle yeni bir Amerika keşfetmeyeceğimi  de biliyorum çünkü. Penkovskiy örneğinde dikkat çekmek istediğim husus böyle amellerin ideolojik hassasiyetler eşliğinde nasıl yapılabildiğidir. Bahsi geçen kişi çalıştığı yıllarda ABD ve İngiltere'ye Küba Füze krizi gibi kritik konularda en kıymetli bilgileri aktaran bir ajan olarak SSCB tarihine geçmiştir. Görevi nedeniyle de SSCB gibi kapalı bir devletin demir perdesi kendisine defalarca açılmış ve delege heyeti içinde defalarca İngiltere'ye sefer etmiştir. Ve bu seferlerin birinde ne yapmış biliyor musunuz? Karl Marks'ın Londra'daki mezarını ziyaret etmiş, o zamanın şartlarında mezarı bakımsız ve tahribata maruz kalmış halde bularak durumu derhal Kremlin'e bildirmişti. "Komünizmin babası ve üstadımız" olan bu kişinin mezarının böyle acınacak bir durumda olmasından aşırı derecede kaygılı ve öfkeli olduğunu belirtmiş, sorumluların, yani SSCB'nin Londra'daki Büyükelçilik görevlilerinin derhal cezalandırılmasını talep etmişti.

Sonuç?

Büyükelçilik yetkilileri gerçekten de cezalandırılmış, Penkovski'nin kendisine ise uyanıklığı ve hassasiyetinden dolayı takdirname verilmişti.

Yalnız SSCB ve resmi ideolojisi ile ilgili onlarca benzer örnekler verebileceğimi söyleyerek şunu belirtmek isterim: İnsan yeter ki paraya, mala-mülke aşırı düşkün olsun, bunun uğruna kalbini şeytana, mesleki vicdanını da dış düşmana satmaya hazır olsun, onun önünde hiçbir ideoloji engel olamaz, tam tersi, işlerini biraz da kolaylaştırır. Çünkü ideoloji dediğimiz tamamen duygusallıkla hesaplanmış bir şeydir ve kendisini benimseyen kişinin kutsalıdır. Savunursan ölümüne dostun, saldırırsan ölümüne düşmanın olur. Göstermelik namaz olduğu gibi, göstermelik (içi Lenin eserleri ile dolu) kitap rafları da olabilir. Herhangi bir ideolojide bunu uygulamak mümkündür, yeter ki zamanlaması ve ayarlaması iyi tutturulabilsin. Bir zamanlar benim doğduğum Azerbaycan' da ünlü bir haber sunucusuyken 9.yüzyılda Arap Hilafet ordusuna ve dolayısıyla İslam'a karşı savaşarak helak olan Babek Hürremi'yi kendisinin bir numaralı kahramanı ilan edip, bugünün Türkiye'sinde, bir iktidar gazetesinde hükümete karşı her türlü eylemi neredeyse "İslam karşıtlığı" diye nitelendiren gazeteci hanım da bunun başka bir örneği.     

Bir ilçemizin belediye başkanı olan başka bir kişi de yaptığı hayırsever faaliyetlere dair twitler atarken kendisini "Türkiye'nin tek ve ilk komünist başkanı" olarak takdim eder. Kabul etmiyorum. Onun dürüst ve işinin ehli olan bir başkan olması, tamamen kişiliği ve liyakati ile ilgilidir, bağlı olduğu ideoloji ile değil. Bu kişinin, koyu İslamcı veya milliyetçi veya Kemalist olsa da, işini her türlü şartlarda temiz ve dürüstçe yerine getireceğinden eminim.

İdeolojinin konusu ne olursa olsun, hangi köklere dayanırsa dayansın, hakim olduğu andan itibaren bütün liyakat ve ehliyet ilkeleri rafa kaldırılır.

Günümüz Türkiye'sinde dünün cumhuriyetçileri bu günün Osmanlıcılarıdır, yarın da aynı şekilde. Bunun ilk canlı örneğini Türkiye'ye ilk geldiğim yıllarda çalıştığım bir ihale (!) şirketinde gördüm. Ailecek yönetilen şirkette baba, Ramazan ayında kapısını açık bırakarak yüksek sesle tecvitle Kuran okur, oğlu toplantılarda ünlü mürşidinden öğrendiği şekilde, bir cümlede belki sekiz defa "Maşallah, İnşallah" der, başörtülü annesi ile resimler çektirip web sitesine yerleştirirdi. Bütün bunlar İslam'ı yeni öğrenen ve benimseyen biri olarak hoşuma gitmiyor değildi. Fakat bir gün "Efendim, babanız nasıl da sizi İslami ruhta büyütmüş helal olsun" diye hayranlığımı bildirirken, "hayır, babamın dindarlığı aşağı-yukarı on yıllıktır, ben kendim öğrendim" dediğinde ve bu sürenin iktidar partisinin süresi ile örtüştüğünü gördüğümde yanıldığımı anladım.

Azerbaycan kendisi laik (seküler), resmi dini, yani büyük çoğunluğun inandığı din İslam'dır. Son zamanlar başörtüsü orada da memleket meselesi haline getirilse de (gerek yasaklayanlar gerekse de savunanlar tarafından) bu ülkede dinin ideoloji haline getirilip istismar aracına dönüştürülebileceğini sanmıyorum. Burada herhangi siyasal İslam hareketi meydana gelse de yapısı mezhep çatışmaları nedeniyle monolitik olmayacak ve tutunamayacaktır, diye düşünüyorum. Fakat bu, Azerbaycan'da istismar ideolojisinin veya ideolojik istismarın olmadığı anlamına gelmez. İnançları olsun ya olmasın, ne olursa olsun, bütün insanlar için ortak bir hassasiyet noktası vardır ki, adı "Karabağ'dır". Azerbaycan'ın ilan edilmemiş, fakat resmi ideolojisi. İdeoloji bu olduğuna göre, "dış mihrakları" da tabii ki, yanı başındaki Ermenilerdir. Yalnız fatura ödemeye yeten asgari ücretin, kalitesiz eğitim, memur sorumsuzluğu, rüşvet ve her şeyin suçlusu Ermenistan ve içimizdeki ajanlarıdır. Peki Ermenistan'da durum nasıl? Tıpkısının aynısı, sadece sorumlusu "dış düşman" olan Azerbaycan'dır.

Böyle işte...

Zehra Süleymanova