Türkiye'nin kolundaki altın bilezik

14 Ocak 2017 Cumartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Bağışıklık sistemi canlıların yaşamasını sağlayan doğal korunma yöntemi. 

Ekonomi de ülkelerin bağışıklık sistemi. Ekonomisi kötü yönetilen, hassas, zayıf ülkelerin istisnasız hepsi, ekonomi olarak daha güçlü diğer ülkeler tarafından ya baskı altında tutulurlar ya da yönetilirler. Bu işin kuralı budur. Borç alır, emir alır, güçsüzsen ezilirsin. 

Bizim ülkemiz, ekonomisi sağlam bir ülke görünümünde olmasına rağmen aslında dışarıya bağımlı. Dünyadaki para politikalarını yöneten sermayedarlar için işler iyi giderken, bölgesel çıkarları tehdit altında değilken, bizim gibi ülkelerde de ekonomiler iyiye gider. Çünkü, dışarıdan gelen paralar için uygun ortam vardır, politik istikrar, harcamaya meyilli bir halk, çok değerli kaynaklar ve onları peşkeş çekmeye çok meraklı bir yönetim. Dolayısıyla herkes mutludur! 

Bu durumu süzemeyen halk da sevinçten adeta çıldırmak üzeredir. Onları yöneten iktidar, altlarından donlarını dahi alsa umurları olmaz. Oysa durum hiç de göründüğü gibi değildir. Şekilsel olarak ekonomi büyümüştür büyümesine ama borçlar da aynı oranda artırmıştır. Rakamsal olarak ise borç bir önceki dönemlere göre sürekli artmaktadır. Ama millet hep cambaza baktırıldığından, gerçek veriler halktan saklanmıştır. 

Reel durumu görenler bankalar, büyük sermaye gurupları, sanayicilerdir. Bankaların neredeyse tamamına yakını yabancı sermayeli oldukları için ve bu işten en çok parayı da onlar kazandığı için yönetimi kayıtsız şartsız desteklerler. Hatta öylesine mutludurlar ki, halka hiç ihtiyaç duymasalar dahi sürekli borç para verirler. Kredi kartlarından yılda %100'den fazla faiz geliri elde ederler. Ödeyemeceklerini bildikleri halde, karşılğında insancıkların evlerini, dükkanlarını, para edecek neleri varsa teminat olarak alıp yine borç verirler. Kısacası borç sarmalından çıkmamaları için habire verirler! Verdikleri de kendi paraları değildir. Hatta öyle bir reel para da zaten yoktur. Hepsi fiktiftir. Başka bir deyişle, olmayan bir değeri halka gazlayıp, halkın elindeki, çalışıp didinilip sahip oldukları değerleri alırlar.  Sonra da utanmadan yıl sonlarında şu kadar kar yaptık bu kadar güçlüyüz diye dalga geçerler insanlarla.

Sermaye gurupları ise , dünyayı yöneten en büyük babaların uzantılarıdır. Kurdukları bir dernek çatısı altında yönetime durmadan ayar verirler.

TÜSİAD denilen bu örgüt asla ve asla Türkiye sevdalısı değildir. Tek dertleri, sermayelerini korumak, ülkenin zenginliklerini sömürmek ve ağa babalarına hizmet etmektedir. Ama sorsanız, onlar yapmıştır her şeyi. Mesela Koç Grubu. Bu grubun yıllık cirosu, koskoca Türkiye ekonomisinin %10'dur. Bu denli büyük bir gurup ne işle uğraşır peki? Bankası vardır ki olmalıdır, beyaz eşya üretir ama teknoloji ve yedek parçalarin çoğu ithaldir, araba üretir ama neredeyse komponentlerin tamamı ihtaldir (TR'de üretilen yedek parçaların hepsi emek yoğun parçalardır ya da makinaları ithal olan üretimlerdir), sigorta işindedirler (halkltan para toplamanın başka bir yolu ve çok etkilidir) kazançları vergisiz kaçırmak için vakıfları vardır. Sorsanız hepsi Türk halkına minnettardır ve her şey onalr içindir..Külliyen yalan. Tek amaçları halkın iş gücünü sömürmek ve daha fazla harcatıp daha fazla borçlandırmaktır. Çünkü onların da patronları vardır ve o patronların dini, milliyeti yoktur. 

Sanayiciler ise ucuz iş gücünü kullanıp, harcamaya bayılan pazarı mala boğarlar. Kendi markaları yoktur. Paso fason üretim yaparlar. Elin markasına mal yetiştiremiyoruz diye böbürlenirler ama katma değer yaratacak yatırımlara girmezler. Bu guruptan , memleketinin ekonomisini düşünerek, kendi markasını dışarıya satarak ülke ekonomisisne döviz getiren sanayicileri ayrı tutuyorum. Ama sayıları o kadar az ki...

Tek saygıdeğer kesim, eğitimli, yurtsever özel girişimcilerdir. Onların da ya sermayaleri yok ya da yetersiz. Bir adım ileri iki adım geri işlerini yapabiliyorlar. Tam sıçramada yapacakları zaman paraya ihtiyaçları oluyor, gidiyorlar yukarıda bahsettiğim bankalara ve teslim belgesini imzalıyorlar. Gitmeyenler ise baronların yörüngesine girmek durumunda kalıyorlar. Çünkü büyüyemiyorlar. Ama ne olursa olsun, bu kesimin hakkı ödenemez, eğer bu çarpık sistemde ekonomi hala çökmediyse sırf bu cesur ve akıllı girişimciler sayesinde...

Sonuç ne peki?

Sonuç ortada. Türkiye'nin bağışıklık sistemi bir kez daha çokertiliyor. Ülkenin namuşu konumundaki para birimimiz, dünyada en fazla değer kaybı yaşayan para birimi. Halk, ülke ekonomisi her geçen gün fakirleşiyor. Son sürat bağışıklık sistemimiz çöküyor. Bunun sonucu çok vahim, bu bünye, olmayan bağışıklıkla ölümcül hastalıklara yakalanır ve iyileştireceğim diye gelen doktorlar öyle bir reçete yazar ki hasta komaya girer. Bu günleri yaşamaya çok yakınız eğer önlemler alınmaz ise.

Önlem ise apaçık ortada duruyor. Milli ekonomik seferberlik! 

Öncelik ihracat, düşük faizli uzun vadeli üretici kredisi, tarım ve hayvancılığa yüzde yüz destek, devlet kredileriyle yeni üretim sahaları ve yeni fabrikalar. Aynı zamanda içeride sulh, dışarıda sulh. 

Bunu yapçak zihniyet şu anda var mı memlekette? YOK! İşte bu nedendendir ki karamsar bir tablo var karşımızda. Ülkenin yönetiminde, dışarıdaki canavarlarla bilerek ya da bilmeyerek işbirliği içinde olanlar ayıklanmalı. Halk bilinçlendirilmeli. Halkın tasarrufa yönlendirilmesi şart.

Herkes üretime bir şekilde katkı sağlamalı. Biz Finlandiya değiliz, Kore değiliz. Bizim etimiz belli budumuz belli. Buna göre ülke yönetilmeli. Cesur ve çalışkan olunmalı ama her şeyden önce dış poltikamız acilen hatta hemen düzeltilmeli. Zira ekonominin bu hale gelmesinin yegane sebebi dış politikada BİLEREK yapılan yanlışlar, BİLEREK söylenen yalanlar!! Kolumuzdaki tek altın bileziğimiz olan JEOPOLİTİK değerimizi her şartta savunmalı, değerini artırmalı, çok akıllı politikalar üretmeli, kendimizi küçümsemeden dış dünyaya karşı dik durmalıyız. Biz Türk Milletiyiz! 

Birilerinin ısrarla söyleyemediği gerçek işte bu!

Analizör