Biz başımızın çaresine bakarız

16 Ocak 2017 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Taş var ya, sabır taşı Kıbrıs Türkü öyledir işte.

Sabırlıdır ki, sabır taşını çatlatacak bir sabırdır bu.

Dayanır, uzun çok uzun süre. Dayanır, bıçak kemiğe değinceye kadar. Bu dayanma sakın yanlış anlaşılmaya, boyun eğmek değildir asla.

Bir tohumun çatlatması gibi, betonu, kayayı, asfaltı, bir duruştur bu.

Hoşgörülüdür Kıbrıs Türkü. Kimseye kin beslemez nefreti yoktur. Ve en zor koşullarda da bakar başının çaresine.

Biz başımızın çaresine bakarız, elbette bakarız

1571'den beri baktığımız gibi.

Kıbrıs sorunu diye incir ipi gibi uzatılan sorun, biz Kıbrıs Türkleri için, Osmanlı devletinin adayı Ortodoks kilisesi ile yönetmeyi tercih etmesi ile başlamışsa da, asıl başlangıç tarihi olarak 1878 yılını işaret edebiliriz.

1878 yılında kendi kendini hasta ederek ' hasta adam' nitelemesi ile anılan Osmanlı imparatorluğu, sadece vaat karşılığında adamızı İngiltere'ye kiralaması ile başlar bizim uluslaşma sürecimiz.

Kıbrıs adasına ayak bastığı gün İngiliz ordusu, Kıbrıs Rumları yıllar öncesinden başlattıkları Enosis (adayı Yunanistan'a bağlama) mücadelesinde yeni bir aşamaya geçme fırsatını yakaladıklarına inandılar.

Ve başladı direnişimiz.

'Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu' dediği gibi Nazım'ın, Kuvayı Milliye destanında, herkes ve tek tek evlerden bütün köye, şehire, Kıbrıs adasının tümünde kadın, erkek, genç, yaşlı, silahsız ama kararlı soylu onurlu bir direnişti bu.

1919'da Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı biledi bu direnişi.1919-22 yılları arasında yüzlerce Kıbrıs Türkü bizzat katıldı İstiklâl harbine ve katılamayanlar da açtıkları yardım kampanyaları ile yanında oldu Kemal'in askerlerinin.

Uzun uzun anlatmaya gerek yok.

1950'li yıllarda başlayan silahlı çatışma dönemi kıramadığı gibi direncimizi, 1960'da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1963 te Makarios tarafından yıkılması sonrasında başlayan topyekun, RumYunan saldırıları da  yıldırmadı, alamadı bizden bizi. Yapayalnızdık yıllarca teslim olmadık.

100 bin Kıbrıs Türkü 1963'ten 1974'e kadar direndik.

Sonrası bildiğiniz gibi

1983'ten beridir de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'yiz. Doğal, tarihi, kültürel müteffikimiz ve garantörümüz Türkiye.

Şimdi yeni bir süreç var.

Ve biz Kıbrıs Türkleri bağımsızlığına düşkün bir halk olarak, VARIZ ve var olmaya devam edeceğiz diyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Kıbrıs adası üzerindeki garantörlük haklarından vazgeçecekse, bu kendi bileceği şeydir. Ama unutulmamalıdır ki, bu vazgeçiş bizi yıldırmaz ve fakat Türkiye için olumsuz sonuçlar doğurur.

Türkiye'nin uluslararası bir anlaşma ile elde ettiği ve tartışılamaz olan garantörlük hakkından vazgeçmesi, geçirilmesi, Türkiye üzerinde oyunlar örgütleyen emperyal güçlerin iştahını kabartacak ve neredeyse buyurun gelin ve alın daveti olacaktır