Evrimden kaçış

27 Ocak 2017 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Evrim, eğitim seviyesi ne olursa olsun, çoğu kişi için -sığ bir bakışla- "insanların maymundan türemesi" meselesidir. Bu çerçevede, dinî inançların, politik görüşlerin, konuyu kavrama derecelerinin etkisiyle kabul veya retle karşılık bulur.  

Oysa evrim, insanın şempanzelerle akrabalığının ötesinde, yaşama dair çok temel bir konudur. En ilkelinden en gelişmişine tüm canlıların hayatlarını belirler. Daha da ötesi, cansız dediğimiz partikül ve atomlardan, canlıların temel birimi olan hücreye dönüşümün anahtarlarını taşır. 

O her bir canlı türünün "kara kutusu" gibidir. Onsuz biyoloji olanaksızdır. 

Biyoloji ise insana dair bilimlerin taşıyıcı kolonudur. Bu kolondan mahrum bir fizyoloji, psikoloji, ekoloji, tıp düşünülemez. Bunlar olmadığında da sağlıklı bir biçimde sosyoloji, ahlak, hukuk ve ekonomiyi kavramak mümkün değildir. 

Son yıllarda bilim dünyasındaki yeni gelişmelere ve yayınlara bakmak, konunun önemini anlamak için yeterlidir. Artık evrimin doğru olup olmadığı değil; gündelik hayata, düşüncelerimize, davranışlarımıza, kültüre, hastalıklara, ekonomiye yansımaları tartışılmaktadır. Yapılan bilimsel çalışma ve yayınların haddi hesabı yoktur. 

***

Hal böyleyken, evrimi müfredattan çıkarmaya yeltenmek tek kelimeyle bir faciadır. 

Eksikliği, zincirleme şekilde, en başta insana ilişkin bilimleri ciddi zafiyete uğratacaktır. 

Ama daha önemlisi, bu eylem, bilimin rehberliğine değer vermemenin açık göstergesidir. 

Bilişim çağında bilime zincir vurma çabası, tek kelimeyle bir ülkenin iflasının ilanıdır. 

Sözüm ona Türkiye'de bilimin tepesine yerleştirilen TÜBİTAK'ın 2009'da başlayan evrimle cihadı, bugünlerin habercisiydi. Bugün olanlar kim bilir, hangi yarınların habercisidir. 

***

Her ne kadar sağlam kanıtlara ve tutarlı desteklere sahipse de; ister dinsel, ister bilimsel sebeplerle evrime inanmamak anlaşılabilir bir şeydir. 

Bilimin gücü, mutlak doğrularının olmayışından ve her kabulünü -daima- sınamaya ve eleştiriye açık tutmasından gelmektedir. İnanmayanların yapması gereken, -yaptırım güçlerini kötüye kullanarak bilimi susturmak değil,- karşı tezlerini sunmak ve/veya ileri sürülen varsayımı çürütecek delilleri ortaya koymaktır. 

Dinî gerekçelerle bu savaşa yürütenlere tavsiyem, aynı yoldan geçen Hıristiyan aydınların bu gerçekle nasıl yüzleştiklerine bakmalarıdır. 

***

Yasakların olduğu, özgürlüğün olmadığı, insanların düşüncelerini korkmadan ifade edip uygarca tartışamadıkları ortamda bilim olmaz. Bilimin olmadığı ülkenin geleceği karanlıktır. 

Politikacılarımızın, Lısenko'nun öyküsünden* ders almadıkları anlaşılıyor. 

Ne var ki, bilimsel gerçekleri saklamanın imkânı yoktur. Er geç aydınlık karanlığa galebe çalacaktır.  

*http://www.medyagunlugu.com/Haber-2799-lisenkolar-olmez.html