Para, para, parraa...

28 Ocak 2017 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

İngiltere'nin ilk kadın başbakanı (1979-1990), "demir leydi" namıyla da maruf çiçeği burnunda Margaret Thatcher, 80'li yılların başında ayağının tozuyla Suudi Arabistan'a gitmiş, türbana bürünmüş, yüzünü kapatmış, Kral'ın önünde bir cariye gibi eğilmişti. 
 
Haber gazete ve televizyonlarda yayımlanınca Avam Kamarası'nda kıyamet kopmuş, baronlar, asiller, soylular bakanlar Başbakan Demir Leydi'yi tepki yağmuruna tutmuşlardı:
 
- Bu yaptığınız İngiltere'ye yakışır mı?
 
- Buna incelik denmez, ticari ilişkiler için yalakalık denir!
 
- İngiltere, hiçbir zaman inceliği zayıflıkla eşanlamlı tutmamalıdır.
 
Neydi İngiltere Başbakanı'nı bu duruma düşüren?

Hiç kuşkusuz, doğruluğu tartışılsa da Napolyon'un yıllar, yıllar önce söylediği o sözler bugün de geçerlidir:
 
- Para, para, parraa...
 
Kökeninde maddi amaç yatan davranışlar, söylemler  ne kadar ustalıkla yapılırsa yapılsın incelikten ve doğruluktan uzaktır.
 
Kimi zaman kimi insan, akıl mahkemesinde yargılama yapmadan inceliği zayıflıkla bir tutuyor. Durum böyle olunca, şan-şöhret sahiplerinin başı dönüyor. Gazetecisinden sanatçısına, bilim insanından sporcusuna, sivil toplum kuruluşu yöneticilerinden sokaktaki insana, birbirini çiğneyerek yükselmenin basiretsizliğini yaşayan topluma dönüşüyor, bölük pörçük oluyoruz.
 
                                              *              *             *
 
Sanırım 1990'lı yılların başı. Milliyet Hollanda Büro'nun başındayım. Şimdi hatırlayamayacağım netameli bir haber için ön hazırlık yapıyorum.

Büro telefonu çaldı, açtım:
 
- Aloo!
 
Hollandalı meslektaşım Leo Vogelzang. Eindhoven kentinde imiş. Acelesi varmış. Hazır oradayken ve de Fenerbahçe'nin Hollandalı hocası Guus Hiddink'i takip ederken bize de haber vermek istemiş. 
 
Dedim ki:
 
- Ne işi varmış Hiddink'in Hollanda'nın Eindhoven kentinde, daha geçen hafta İstanbul'a gitmemiş miydi?
 
Vogelzang:
 
- Kendi için gelmedi Hiddink.
 
- Yaa! Peki, neden gelmiş? 
 
- Senin, dedi, haberin yok galiba. 
 
- Neymiş haberim olmayan?
 
Hiddink'in geliş nedeni, Şeytan Rıdvan (Dilmen) yüzündenmiş. Sakatlığı nüksetmiş, Tedavisi için Hollanda'ya getirilmiş. Bir hafta fizik tedavisi görecekmiş.
 
Atladık gittik Eindhoven'a. Önce meslektaşımız Vogelzank'ı sonra Hiddink'i bulduk, konuştuk, fotoğraflar çektik. Daha sonra Hocadan izin alıp Rıdvan'ın fizik aldığı odaya yöneldik. Aralık kapıdan başımızı uzattık. 
 
Manzara şu:
 
Birinin doktor olduğu neredeyse her halinden belli iki kişi, ayaklarında kaldıraç aletleri bağlanmış Rıdvan'ın başında, bir şeyler anlatıyorlar. Rıdvan baş sallıyor, ne var ki anlaşamıyorlar. Araya girip çeviri yapıyoruz. Hem Rıdvan, hem doktor ve fizikçisi rahatlıyor. 
 
Fizik bitti...
 
Rıdvan'la laflıyoruz:
 
- Abi, dedi, sakatlık yakamı bırakmıyor, kısa bir süre sonra futbolu bırakacağım.
 
- Ee?
 
- Spor yazarı olacağım!
 
- Deme! Nerede yazacaksın?
 
- Milliyet'te.
 
- Neden Milliyet?
 
Abdi İpekçi'nin gazetesinde yazmayacak da nerede yazacakmış. Atatürk'e, laik cumhuriyete ve ilkelerine Milliyet kadar sahip çıkan gazete var mıymış.
 
Bu arada, bir parantez açıp not düşelim: 
 
Yaklaşık 25 yıl önceki Milliyet şimdiki gibi değildi. Okuyucusuna " Güven Veren Gazete" idi. Neyse konumuz bu değil...
 
Şimdi...
 
İşte bu Rıdvan,  yani bir zamanlar Atatürk'e, laik cumhuriyete ve ilkelerine Milliyet kadar sahip çıkan bir gazete olmadığından başka gazetede yazmayacağını söyleyen bu "Şeytan Rıdvan", önümüzdeki aylarda yapılacak referandum için "evet" kampanyası başlatmış. 
 
Kısa bir süre önce, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF)'na aday olacağını da açıklayan "futbolun şeytanı" diyor ki:
 
- Vatanımız, ülkemiz çok zorlu bir süreçten geçiyor. Adeta bir istiklal savaşı. Güçlü bir Türkiye için 'evet', ben de varım. 
 
Top ustası Şeytan kardeşimiz bununla kalmıyor, tee İspanya'ya, Arda Turan'a pas atıyor:
 
- Arda, sen de var mısın?
 
Arda Turan bu, iyi futbolcudur, aldığı pası dünyanın bir ucuna, Çin'e, Burak Yılmaz'a gönderiyor:
 
- Burak, sen de var mısın?
 
Top, Burak Yılmaz'dan şarkıcı Murat Boz'a...
 
Boz ne diyor?
 
- Bedelli askerlik yapmamak için, yabancı kadınla evlendim vs...
 
Neresinden tutsan elde kalır. Askerlikten kaçmak, kadını meta yapmak...
 
Bir not düşüp bitirelim yazıyı:
 
Eski bir hakem ekranlarda "evet" diyeceğim diye şakıyor. Kendi görüşüdür, bir şey diyemeyiz. Ama merak işte, soralım: 
 
- Çakar mısın bu işlerden Ahmet?
 
Yoksa,  asıl mesele Napolyon'un yukarıda dediği mi?