Trump: Buldozer yıkıma başladı

30 Ocak 2017 Pazartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

"Bizler işadamıyız, bu ülkeyi diplomatik inceliklerle değil, bir iş yönetir gibi yöneteceğiz."   Sözlerin sahibi ABD başkanı  Donald Trump'ın çok yakın bir danışmanı. Kaynak: Reuters haber ajansı, üst düzeyde bir Batılı (muhtemelen İngiliz)  diplomatın söz konusu yakın danışmanla yaptığı görüşmenin ardından ajansa verdiği demeçten.

Hanımlar, beyler ! 

Giriş paragrafını okuduktan sonra kemerlerinizi bağlamanız önemle rica olunur, çünkü Türkiye'yi  de yakından ilgilendiren uluslararası ilişkilerde, güçten kaynaklanan küstahlik ve başıbozukluğun başat davranış biçimi olacağı, parametreleri belirsiz yeni bir döneme girdik. Sonumuz hayır olsun...

ABD Başkanı Trump'ın ilk bir haftalık başkanlık dönemi, tarihte herhalde benzeri pek görülmemiş bir çalkantıya tanıklık ederken Amerikan ve dünya basını, milyarder işadamının yaptığı açıklamalara yetişmeye çalışırken adeta dili sarkmış uzun mesafe koşucusuna döndü. BBC web sitesi, ilk görev haftasında 200'den fazla Trump haberi  yazmış. 

Gazeteciler- Türkiye'deki yandaş gazetecileri  tenzih (!) edelim - iyi gazeteciler, uyduruk haber yazmadıklarını kanıtlayabilmek için mümkün olduğunca yaptıkları alıntıların kaynağını  göstermeye çalışırlar. Ama son bir haftada, giriş paragrafında yer alan alıntıyı yalanlayacak tek bir belirti var mı? Yok, öyleyse alıntı herhalde saglam. 

Trump'ın bütün kadrosu patronlarıyla aynı zihniyete sahip görünüyor, örneğin ABD'nin yeni Birleşmiş Milletler (BM) baştemsilcisi Nikki Haley; hiçbir uluslararası diplomasi deneyimi olmadığı halde dünya diplomasisinin odak noktasında Amerikan çıkarlarını savunmak üzere Güney Carolina eyaleti valiliğinden kaldırılıp New York'a ışınlanan hanım. Maşallah zoraki diplomat  yeni görev yerine vardığında öyle bir cam devirdi ki, Trump Amerikasının diplomasi dili diye bilinen incelikleri gerçekten hiç takmadığını kanıtladı. Aynen şöyle dedi hanım "Müttefiklerimizin arkasını kollayacağız, müttefiklerimizin de bizim arkamızı kollamalarını bekleyeceğiz, kollamayanların adını not edeceğiz." Buna abanın altına bile saklamaya gerek görmeden sopa göstermekten başka ne denebilir?

Ama Haley'in söylediği daha rahatszi edici bir şey vardı:  "BM'ye bir bakacağız, iyi işleyeni daha iyi işler hale getireceğiz, işlemeyeni onarmaya çalışacağız, gereksiz ve aşınmış olanı da ortadan kaldıracağız."  Merak edilen su, bu makama getirilen bir kişiye danışmanları hiç mi söylemezler,  "BM uluslararası bir kuruluştur, 200'den fazla üyesi vardır, kuruluş yasası vardır ve bu kuruluşun işleyişinin değişmesi için hem BM Genel Kurulu hem de Güvenlik Konseyi'nin onayı gerekir, ABD basına buyruk hiç birşeyi ortadan kaldıramaz" diye. 

Ama dedik ya, küstahlik ve  kural tanımazlık Turmp yönetiminin utanç değil övünç kaynağı. 

Başka bir örnek mi? Trump en son 27 Ocak Cuma günü, bütün Suriyeli Müslüman mültecilerin ve sekiz Müslüman ülkenin vatandaşlarının ABD'ye girişini yasakladı. Buraya dikkat:  Trump'ın kararnamesi Suriyeli Hrıstiyan mültecilerin girişi yasaklamak bir yana özendiriyor. Kararın üzerinden 24 saat geçmeden, New York,  California, Massachusetts, Washington ve Virginia eyaletlerindeki federal mahkemeler, yasağın ayrımcılık yaptığı için anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle uygulanamayacağına hümettiler. Dinleyen kim?  (Türkiye çağrışımı yapıyor mu?) 

Ama bir başladı mı, küstahlik ve zorbalığın ne kadar kolay gemi azıya alacağını gösteren bir örnek de yaşandı geçen hafta:  Ortadoğu'nun zorbası İsrail başbakanı Benjamin Netanyahu kişisel Twitter hesabından, Trump'ın ABD-Meksika sınırına duvar çekme kararını göklere çıkarınca yalnızca Meksika hükümetinin değil, Meksika'daki Yahudi cemaati ve bizzat İsrail'deki sivil toplum örgütlerinin protestolarına hedef oldu. 

Görünen tablo hiç de güzel bir gelecek vaad etmiyor: Yeni ABD başkanı hem ülkesinde hem de uluslararası toplumda uzlaşma yerine çatışma, uyum yerine karşıtlık üzerine kurulu bir söylemi alabildiğine tırmandırırken, bu gerginlikerin nasıl sonuçlara yoil açabileceğini düşünüyor mu bilmiyoruz. Ama kuvvetle muhtemeldir ki, kötü olasılıkların yalnızca farkında olmakla kalmıyor, olası olumsuz sonuçların kendisine nasıl yarar sağlayabileceğini de hesaplıyordur. 

Aynı Trump gibi, teamülleri, yasaları, hukukun üstünlüğü ilkesini  görmezden gelerek ülke yönetmeyi  iktidarının alamet-i farikası haline getirmiş bir siyasetçinin sınırsız yetkilerle donanmak için son hamlesini yaptığı Türkiye'de, Atlantik ötesinden gelen bu cesaret verici sinyaller, düşünen vatandaşlar için kırmızı alarm olarak algılanmalı. 

Hele Trump'ın Beyaz Saray'daki ilk yabancı konuğu olan İngiltere'nin muhafazakar başbakanı Elizabeth May'in, Washington'dan sonra ayağının tozunu bile silmeden Ankara'ya gelip RTE'yle görüşmesi ve ardından 100 milyon sterlinlik bir savunma işblirliği anlaşması imzalaması, hiç hayra alamet sayılabilecek gibi görünmüyor. 

Avrupa Birliği'nden en kısa sürede çekilmeyi birincil hedef olarak belirleyen ve ülkesinin ABD ile olan "özel ilişki"sini yeniden vurgulayan May ve büyük ağabeyi Trump, Türkiye için nasıl bir don biçiyor olabilirler?

Yeni senaryolarda RTE'nin başkanlık rejimine atıf var mı acaba? 

Cengiz İzmirli (mahlas)