Trump dönemi Türk-Amerikan ilişkileri

04 Şubat 2017 Cumartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından birisi olan Washington Enstitüsü, Türkiye-ABD ilişkilerinin önümüzdeki dönemde nasıl oluşturulması gerektiği konusunda yeni başkan Trump'a öneriler içeren bir rapor yayınladı. Eski Ankara Büyükelçisi CİA yetiştirmesi James Jeffrey  ve Enstitü uzmanlarından Soner Çağaptay tarafından kaleme alınan rapor çok çarpıcı görüşler ve öneriler içeriyor.

Bu raporun geniş bir özetini Aydınlık 30 Ocak günü yayınlamıştı. 

Raporda, ABD-Türkiye ilişkilerinin artık derin dostluk ve  ortak değerler üzerinden değil, al-ver temelinde bir iş ilişkisi gibi yürütülmesi ve Türkiye'ye sopa yerine, daha çok havuç gösterilmesi politikası öneriliyor.

"Ortak değerler" üzerinden ilişkiden vazgeçilmesi, Türkiye'nin artık bir batılı ülke olarak görülmesinden de vazgeçilmesi anlamına geliyor. Nitekim, yazıda Türkiye'nin bir batılı ülke olduğu söylenmiyor, Batı ve NATO için "önemli bir ülke" olduğu vurgulanıyor, o kadar. Türkiye böylece, batı ile aynı değerleri paylaşmayan, ancak ABD ve Batı için önemli olan Suudi Arabistan veya Mısır gibi ülkeler kategorisine alınmış oluyor.

Raporda, Erdoğan'ın, Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzüncü yılı olan 2023'e gelindiğinde, Atatürk'ün çığır açan 1923 başarılarını gölgede bırakmayı amaçladığı saptaması yapıldıktan sonra, doğrudan söylenmese de, bu amacına ulaşması için kendisine ABD'nin yardımcı olması öneriliyor.

ABD'nin bu amaçla "verebilecekleri" sıralanıyor. 

ABD'nin "verdikleri" karşılığında Türkiye'den bekledikleri ise şunlar olacak:

- İŞID ile savaş için daha güçlü taahhütler;

- PKK ile barış görüşmelerine dönüş;

- Kıbrıs ve İsrail konusunda daha çok esneklik;

- Özellikle Suriye'de ve Türkiye etrafındaki Rusya tahriklerine karşı yapılacak askeri hareketlerde Vaşington ile daha çok işbirliği;

- Demokratik değerlere, hukukun üstünlüğüne ve içerideki özgürlüklere daha fazla önem.

Raporda, Suriye'nin "Rojova" bölgesinde PYD'nin eğemenlik tesis etmesi bir veri olarak kabul ediliyor ve Türkiye'nin bu bölge ile, aynen Kuzey Irak'da olduğu gibi, iyi ilişkiler tesis etmesini kolaylaştırıcı adımlar öneriliyor.

Özetle, yazarlar, dikkatli gözlemcilerin esasen gördüklerini raporlaştırmışlar. Yazdıklarından ve yazmadıklarından ortaya çıkan tablo şu:

- Türkiye ile ilişkileri artık bir "iş ilişkisi" olarak ele alalım, al-ver temelinde yürütelim. "Ortak değerler" vurgulamasını bırakalım;

- "İş ilişkisi" muhatap tek kişi olunca daha kolay yürütülür. O halde, başkanlık girişiminin başarıya ulaşmasını mümkün kılacak yardımları Erdoğan'a yapalım. 

- Tek adamlık gerçekleşince PKK ile yeniden "barış görüşmelerine" başlanacak. 

"PKK ile barış görüşmeleri şu demek: Güneydoğu Anadolu'da da, Kuzey Irak ve Suriye'dekilere benzer özerk bölge tesis edilmis. Bu bölge, Kuzey Irak'da mevcut, Kuzey Suriye'de de şimdi oluşturulacak özerk bölgelerle zaman içinde bir ekonomik, sosyal ve kültürel bütünlük sağlasın. Bu bütünlük sağlanınca oluşumun siyasal isminin konulması kolaydır.

Cumhurbaşkanı'nın geçenlerde bir TV söyleşisinde "güçlü ülkeler federasyondan korkmazlar" mealinde sözler söylemiş olması, önceki tehditlerini değiştirip "El Bab'dan derine inmeyeceğiz" söylemi, Trump'ın tam da "Rojava"yı içine alan bir"güvenli bölge" kurulmasını önermesi tabloyu netleştirmiyor mu?

Bu net tablo karşısında, iktidarın bir şey söylemeyeceği/söyleyemeyeceği  muhakkak.

Ama bu işin uzmanlarından, bu işe emek vermiş olanlarından bir şeyler söylemelerini beklemek hakkımız gibi geliyor bana. En azından bu yazı kaleme alınıncaya kadar bir şey ben duymadım. 

Şahin Mengü