Kıbrıs'ta ne oluyor?

06 Şubat 2017 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Hasan Amca, karşıdaki sarp dağları göstererek, "İlk harekatta burada çok şehit verdik, çoook..."diyor hüzünle.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Girne şehrinin yakınlarındaki Bellapais köyünde aynı adı taşıyan kahvehaneyi işleten 65 yaşındaki Hasan Amca'nın gösterdiği dağlar Beşparmak Dağları. "Buralar hep Rum askerleriyle doluymuş ama bizimkiler bilmiyormuş. Bin askerimizin 900'u şehit oldu, çok yazık oldu"diyor.

2. Barış Harekatı'nda ise önce uçaklar Rum mevziilerini bombalamış, sonra saldırı başlamış, böylece ilkindeki ağır kayıplar yaşanmamış. O zaman 22 yaşında olan Hasan Amca ve diğer Türkler Kıbrıs'ın güneyinden Bellapais köyüne, hemen hemen kimsenin kullanmadığı Türkçe adıyla Beylerbeyi'ne yerleştirilmiş.

Hasan Amca solunda oturan adaşıyla dalgın dalgın bunları anlatırken aynı anda hemen yakında bir Türk'le Rum kadın rehber birbirlerine sarılarak hasret gideriyor.

Türk rehber "Eleniiii" diye koşarken Rum rehber önce duyamadığımız bir kaç Türkçe sözcükle, ardından da İngilizce "Falling in love"şarkısıyla onun çoşkusuna ortak oluyor.

1571'den, yani Kıbrıs'ın fethinden 1974'e, yani barış harekatına, 1983'ten, yani KKTC'nin ilanından 2017'ye Kıbrıs Türkiye için hep güncel, hep önemli, hep vazgeçilmez olmuş.

Türk ve Rum tarafları, geçen ay Çenevre'de Birleşmiş Milletler'in arabuluculuğunda çoğumuzun sayısını unuttuğu yeni bir görüşme turuna başladı, ortaya yine haritalar döküldü. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Rum lider Nikos Anastasiadis'in önümüzdeki günlerde yeni bir görüşmesi yapması, ardından da garantör ülkeler olan İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla mart ayında beşli konferansta buluşması planlanıyor.

Yeni görüşme, kalıcı barış için yeni umut demek...

Ama gerçekten öyle mi?

Sadece barış sürecini değil, KKTC-Türkiye ilişkilerini ve Ada'daki toplumsal hayatı konuşulabilecek kişilerin başında Kıbrıslı gazeteci Cumhur Deliceırmak geliyor. Medya Günlüğü'nde de yazıları yayınlanan Deliceırmak, "Şimdiye kadar beş uluslararası barış planı hazırlandı, Kıbrıslı Türkler beşini de kabul etti, Rumlar beşini de reddetti ama hala uzlaşmaz olan bizmişiz gibi gösteriyorlar" sözleriyle haksızlığa isyan ediyor.

Girne limanında bir cafede sohbete başlarken yüzünde hep bir muziplik saklı Deliceırmak garsona, "Bize iki kahve, aman Mehmet Efendi olsun haaa!" diye sesleniyor. Boş bakışlarımızı yakalayınca, "Asıl kahve budur. Bizim buradaki Con kahvesini hiç içmem, su gibi bir şey" diye açıklama yapma gereği hissediyor.

Kıbrıs'ta ne zaman barış görüşmeleri başlasa hem Ada'da, hem de Türkiye ve Yunanistan'da ortalığı hemen dedikodular kaplar. Bu sefer de farklı değil, ortada yine yeni haritalar dolaşıyor. Malum, diplomasi al ver pazarlığı...

Deliceırmak bu söylentilere kahkahalarla gülüyor, "Aslında bunların hepsi oyun. Bu görüşmelerden bir sonuç çıkması mümkün değil. Neden çıksın ki? Rumlar bugünkü durumdan memnun, Kıbrıs'ı onlar temsil ediyor. Anlaşma olması demek Kıbrıs'ı Türklerle paylaşmaları demek. Neden böyle bir şey yapsınlar ki..." diye soruyor.

Peki o zaman durum böyleyse neden görüşüyorlar?

"Masadan kalkan taraf olmamak için. İki taraf da birbirbilerini masadan iten taraf olmaya çalışıyor. Bir tarafta görüşmelerden çekilirse, öteki tarafın 'Bakın, uzlaşmaz olan onlar, masadan kaçtılar işte' deme fırsatı olacak. Kimse bu duruma düşmek istenmediği için iki taraf da aynı oyunu oynuyor."

Bu sözlerde haklılık payı var çünkü Rumların "tuzu kuru"..."Kıbrıs" adıyla Avrupa Birliği üyesi olan Rum Kesimi'nde kişi başına düşen yıllık gelir 2015 yılında 32 bin dolara kadar yükselmiş. Buna karşılık Ada'nın kuzeyinde kişi başına düşen gelir 41 bin lirayla etkileyici görünse de dolara çevirince sadece 10 bin dolar, yani güneyin üçte biri.

Ekonomik ambargo altındaki KKTC'nin tek çıkış kapısı 65 kilometre uzaktaki anavatan Türkiye. Türkler dışında gelen az sayıda turistin KKTC'deki bir havaalanına ya da limana doğrudan ulaşması ambargo nedeniyle olanaksız, ya Türkiye üzerinden ya da Rum tarafından gelmek zorundalar.

Gazeteci Deliceırmak ambargonun yol açtığı tahribatı kabul ediyor ama biraz da kızgın şekilde, "Tamam da, mesela biz tarımda bir yenilik mi yapmışız? Yüksek teknoloji ürünü geliştirmişiz de ihraç mı edememişiz..."diyor.

Deliceırmak, Türkiye'den gelen yardımın daha akıllıca kullanılması gerektiğini belirterek, "Çok basit bir örnek vermek istiyorum. Su sorunu çekilen KKTC'de hangi akla hizmet 82 çim futbol sahası yapılır? Afrika'dan futbolcu transfer etmek hovardalık değil de nedir? Acil durumlarda herkes devlet hastanelerine giderken özel hastanelere olan bu ilgi neden? Nüfusun üçte biri kadar araba trafikte, üçte biri evlerin önünde, üçte biri galerilerde!"diyor.

Yani asıl söylemek istediği, Kıbrıslı Türklerin ayağını yorganına göre uzatmasının gerektiği. Bir fikir vermesi açısından, KKTC'nin 2016 bütçesinde öngörülen yaklaşık 4 milyar liralık gelirlerin yüzde 25'ini Türkiye'den gönderilen yardım ve kredilerinden oluşuyor. Giderlerin neredeyse yüzde 80'ini de maaş ödemeleri oluşturuyor, bu nedenle de KKTC'ye "memur cumhuriyeti" deniliyor.

2 günlük bir seyahatin izlenimleriyle Kıbrıs sorunu ve KKTC ile ilgili daha kapsamlı değerlendirmeler yapmak elbette hem mümkün değil hem de doğru değil. Ama şu not da eklenebilir: Ada'da "Türkiye ile etle tırnak gibiyiz" diyen de var, "Madem stratejik açıdan önemliyiz o zaman Türkiye bizi beslemek zorunda" diyen de var, bedeli ne olursa olsun Rumlarla anlaşılması gerektiğini söyleyenler de var. Tabii, değişen oranlarda...

Yaklaşık 800 bin Rum Ada'da 9200 kilometrekarelik bir alanı kontrol ederken 300 bin Türk'e, 3300 kilometrekarelik bir toprak düşüyor. KKTC nüfusunun oluşturanlar içinde yerliler 100 bin dolayında, kalan 200 bin kişi 1974 sonrası değişik dönemlerde gelmiş. Türkiye'den gelenlerin toplumla kaynaşması, onlarla iç içe yaşaması yerine nedense kendi yerleşim yerlerinin oluşmasına karar verilmiş.

Cennet Kıbrıs 

Kıbrıs, yeşili ve mavisiyle gerçekten güzel, mutlaka görülmesi gereken bir ada. Türk vatandaşlarının nüfus cüzdanıyla gidebildiği KKTC, Türkiye'ye göre nispeten ucuz.

Pek çok özel üniversitesiyle KKTC dünyanın değişik ülkelerinden öğrencileri çekmeyi başarmış. Ada sokaklarında gezerken Uzak Doğu'dan gelen ve hizmet sektöründe istihdam edilen genç yabancılar dikkat çekiyor.

KKTC'ye gitmeyi düşünüyorsanız, Kıbrıslı Türkleri en çok kızdıran iki şeyi akılda tutmakta fayda var: Başkent Lefkoşa'ya "Lefkoşe" ve Mağusa'ya "Magosa" demeyin.

Referanduma ilgi

Anayasa referandumu Türkiye'nin olduğu gibi KKTC'nin de gündeminde ön sıralarda yer alıyor. Lefkoşa'daki bir cafenin sahibi önce kendi referandum tahminini söylüyor, hemen ardından bizim tahminimizi soruyor.

KKTC'nin özellikle ekonomik açıdan Türkiye'ye bağımlı olması nedeniyle anavatanda yaşanan tüm gelişmeler yakından takip ediliyor. Cafenin sahibi, "Allah korusun, Türkiye'de bir karışıklık çıksa biz burada 15 dakikada biteriz"diyor...

Lefkoşa ve Girne'den özel fotoğraflar için TIKLAYIN