Kontrolsüz güç, güç değildir!

07 Şubat 2017 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

76 dairesi olan bir apartmanda oturuyoruz. Bir tane yöneticimiz var, kendisini tanımam etmem , arada karşılaşıyoruz. Orta yaşlı, ciddi görünümlü, ağırbaşlı birine benziyor.

Evde hemen her hafta aidat muhabbeti olur. Bu ay kaç para ödenecek, önümüzdeki ay ne kadar olacak, fark nereden gelmiş, apartmana ne alınacakmış vs. 

Bazı kararlar alınmadan önce de yönetim kurulu toplantısı yapılıyor. 76 dairenin en az 19'u, yani 4'te 1'i katılmazsa toplantı erteleniyor. Geçenlerde çoğunluk sağlandı ve toplantı yapıldı.

Toplantıya katılan 19 daire temsilcisi (ucu ucuna çoğunluk sağlanmış) aidatların neden %40 artırıldığını ve bu kararı yöneticinin neden kimseye danışmadan aldığının hesabını sormuş. Bir müddet tartışma yaşandıktan ve eski hesap uzmanlarının (!) hesaplamalarından sonra %10'luk bir artışın yeterli olacağı kararına varılmış (mı acaba?)

Bunlar bana toplantıya katılan ve bir köşede olup biteni izleyen annem tarafından anlatıldıktan sonra şu soruları yönelltim;

-Bu binada kaça daire var?

-76

-Ayda ne kadar minimum aidat ödüyor oturanlar?

-350 tl. Ama geçen yıl bahçe yapıldı, 100 tl oradan fark var, giriş elden geçirildi oradan 75 tl fark var, asansör yenilendi 200 tl de oradan fark var (ama biz ödemeyecekmişiz çünkü 1. katta oturuyoruz, adalet müthiş!), yani toplarsan bu ay 725 tl ödenecek, önümüzdeki ay 525, Hairan ayında da normal düzene girecek...

-Tamam anladım. Yani, sizin bu yöneticiniz her ay minimum 26.600 tl para topluyor ve bu para ya kendi hesabına ya da sitenin Ziraat Bankasındaki hesabına geliyor, doğru mu?

-Evet?!

-Bu da yılda en az 319.200 tl eder. Tamam mı?

-Tamam evladım, doğru!

-Hah, şimdi can alıcı soru, yönetici olan vatandaş size aylık ya da 3 aylık ya da yıllık detaylı hesap dökümünü veriyor mu?

-Veriyor.

-Kime veriyor ve kim denetliyor?

-??

-Denetleyeni kim denetliyor?

-??

-Zoraki toplanan daire sakinleri, bu kadar para nereye gidiyor diye dedikodu yapıyor mu?

-Valla yapıyor.

-Ama kimse adamın günahını almayalım diye Allah korkusundan açık açık ifade edemiyor ve denetleme de istemiyor, doğru mu?

-Ay ne biliyim, herhalde...

İşte problem bulundu. Çok basit. Yüksek ihtimalle emekli maaşıyla geçinen, yapacak işi gücü olmadığı için kendine meşgale arayan, iyi niyetli ve kendine güvenen bir şahıs çıkmış ve lanet bir iş olan yöneticiliğe soyunmuş. Çünkü kimse istememiş, herkes burun kıvırmış, kim uğraşacak bu kadar insanla demiş. Ama bu şahıs cesaret gösterip kendini atmış ortaya.

Sonra?

Sonra, gücü hissetmeye başlamıştır. Önce çekingenlik olmuştur yüzde yüz, millet ne der, beğenir mi beğenmez mi icraatları diye ama bakmıştır ki zamanla milletin sesinin çıktığı yok rahatlamış ve tecrübelenmiştir, zor dönem geride kalmıştır. 

Ardından, her ay herkes çok düzenli olmasa da aidatlarını ödediklerinde ,  bingo! Ayda devletten eline 2000 tl geçen (haksızlık etmeyeyim, belki de adamcağızın tuzu kurudur ama genelde tuzu kurular bu işlere bulaşmadıklarından tahminimin doğruluk oranının %50'den fazla olduğunu düşünüyorum) kahramanımız, aylık 26 bin küsur liranın kontrolünü yapmaya başlar. İşin en tatlı yanı da budur. İnsanlar paraları öder ve gönül rahatlığı içinde apartamana girer çıkarken, "ülen bizim paralar nereye harcanıyor' diye 3 saniye göz gezdirir, sonra evine girer, aile içinde adamın dedikodusu yapılır ve konu kapanır. 

Bu arada düzensiz ödeme yapanlar hiçbir topa girmez, asla tartışmalara katılmaz ve hiçbir talepte de bulunmaz. Ama yeri geldiğinde , kendi gibi düzensiz ödeme yapanlarla icraatları eleştirir.

Neyse, bizim yönetcimiz üç beş ay sonra, "Varlık Fonu"nda biriken paralarla iş yapmak zorunda olacağı için projeler üretmeye başlar. Birilerine bahçe dizaynı işini vermesi gerekecektir, fiyat alır, biri 10 der beriki 3. Berikine vermez işi ama 10 isteyenle de pazarlığı yapar ve işi 6 'ya bağlar.

Ama bu hesaplara böyle mi yansımıştır??? 

Bu arada yöneticimizin giydiği ayakkabının, gözündeki gözlüğün markası değişmişse, yürüyüşü az biraz da olsa farklılaşmışsa, sesi daha bir gür çıkmaya başlamışsa orada tehlike çanları çalmaya başlamış demektir ama bunlara genelde kimse aldırış etmez. Çünkü şu zihniyet hakimdir "aman bulmuşuz bi tane dangalak, uğraşsın işte" 

Baba da saygıdeğer apartman sakinlerinin isteğini kıramaz ve tüm enerjisini bu işlere yoğunlaştırır. Bir şeyler yapılacaktır illa ki. Yapar daKimi memnun olur, kimi şikayet eder. Zaten O da öğrenmiştir artık, herkesi memnun etmek diye bir şey yoktur, eğer olsaydı Tanrı becerirdi der ve bildiğini okumaya devam eder.

Bir gün oğlu çıkar gelir. İşleri iyi değildir Babasından yardım ister. Babasının parası nereden olsun, ama fon vardır. Evlat sonuçta, gönlü dayanmaz, geriye koyarım diye kendini kandırır ve çıkarır fondan verir. Oğlan gider ve daha da gelmez.

Fonda açık vardır. Kapatılması gereklidir. Ama kaynak yok. Nasıl olacak? İşte o zaman aklında tilkiler dolaşmaya başlar. Yeni yeni işler icat eder, 10.000 tl'nin harcanması lazımdır ama aslında 3.000 harcanır, 7.000 tl fondaki deliğin kapanması içindir. Yetmez! Daha çok para lazımdır, zam yapılır. Millet hop otrup hop kalkar ama %40'İ gösterip, %10'a insanları razı etmek çok kolay olmuştur. Hoop yıllık 32.000 tl de oradan garantilenir.

Bu durum zamanla bir sarmala dönüşür, dönüşmediyse de kesinlikle dönüşecektir çünkü geri dönüş asla olmaz. 

Ama, eğer apartman ahalisi, daha ilk günden, eyy sayın yönetici, biz aramızda 3 kişilik bir ekip kurduk. Bu ekip, senin tüm harcamalarını ve banka hareketlerini denetleyecek, onları da aha bu üst kurul denetleyecek demiş olsalardı, ne yönetici amcamız yoldan çıkacaktı, ne paralar çar çur olacaktı, ne sevgili oğlu daha çok borca batacaktı ne de apartmanın huzuru kaçacak ve yeni yönetici aramak zorunda kalacaklardı.

İnsanoğlu çok ama çok zayıf bir mahlukattır. Genlerimizdeki 'daha çok' arzusuna önünde sonunda yenik düşer EĞER KONTROL EDİLMEZSE.

Bu kontrolü yapması için bedende bir organ vardır, beyin! Ama o organ aynı zamanda "yap" emrini de verendir. İşte bu nedenle bağımsız başka beyinlerin kontrolüne mutlak surette ihtiyaç vardır. Yalnız kalan beyin, kendini evrendeki 'tek-yegane' olarak algılamaya başlar ve kesinlikle sapıtır! 

Türkiye'mizde olan da budur. Varlık Fonu aldatmacası, aslında  ekonominin ne derece kötü yönetildiğinin bir sonucudur. Çünkü delikleri kapamanın son çaresi budur ve bu da çözüm üretmezse ki kesinlikle çare olmayacaktır, ekonomi dip yaşayacaktır. Yapılacak işleri, denetimden kaçırmayı planlamak, işin içinde kötü niyet ve usulsüzlükler olacağının kesin delaletidir. Kuvvetle muhtemel ekonomi ile ilgili bir çok verilerle de oynanmaktadır. Mesela büyüme, mesela enflasyon...Bu durumun tek açıklaması olabilir: Çaresizlik. 

Durum gerçekten vahimdir ama ümitsiz değildir. Yönetici olmak istemesek de KONTROLÖR olmak zorundayız. Hesap sormalıyız. Hesap vermekten kaçınanları ise asla ve asla acımamalı, sonu nereye varırsa varsın, kim olursa olsun hukuk içinde yargılamalıyız.

Rusların dediği gibi "Daveriyay no praveriyay", yani; güven ama kontrol et! 

Ya da "KONTROLSÜZ GÜÇ, GÜÇ DEĞİLDİR!

Analizör