Devlet ve devlet

09 Şubat 2017 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Ne zaman seçim ortamına girilse rahmetli Demirel ''hür ve serbest seçimler'' demeye başlardı.

Hür ve serbestin aynı anlama gelmediğini nerdeyse Süleyman Demirel sayesinde kavradım ben.

Ve ne yazık ki hür ve serbestin ayni anlamı içerdiğini sanmaya devam ediyoruz halâ.

Türkçenin öz olması konusunda yapılan önemli yanlışlardan birisi de '' özgür'' sözcüğünü '' hür'' ve hem de ''serbest'' kelimeleri yerine ikame etmeye, kullanmaya başlamamız olmuştur.

Kuşların özgürce uçtuğunu söyleyen ve dahası kuşlar gibi ''özgür'' olmaktan dem vuran şairane deyişler  ''özgür-özgürlük'' kavramında kafamızın fena halde karışık olduğunun göstergesidir.

Kuşlar '' hür'' olamazlar asla çünkü hürriyet ancak ve yalnız insanlara özgü bir kavram. Kuşlar serbestçe uçarlar o daldan bu dala ve bu serbestiyet doğaldır, yakalanıp kafese konunca da sonlanır.

İnsanı hapse atmak onun hürriyetini kaybetmesine yol açar mı diye kafa yormalıyız. Şurası kesin ki insanı hapse atmak onun ''serbestiyetini'' elinden almaktır ve fakat sorun kendinize bakalım Evren Paşa'nın emir ile Zincirbozan'a hapsettiği Ecevit, Demirel hapislikleri boyunca ''hürriyetlerinden'' vazgeçmişler miydi?

Ya da Ergenekon Balyoz kumpasları ile Silivri zındanlarına atılanlar '' hürriyetlerinden '' vazgeçmişler miydi?

Serbest olmak bişeydir ve hür olmak bambaşka bişey.

Bu bağlamda, örneğin '' seyhat serbestisinden'' söz edilebilinir ama  ''seyahat hürriyeti'' asla ve katiyen yoktur olmaz çünkü seyahat, bir yerden bir başka yere gitmekle ilişkilidir ve ille de mutlaka belli bir para ile alınacak-alınabilecek biletle olasıdır. Tam da bu noktada para-bilet ve hürriyet ilişkisi gündeme gelir ki, hiçbirimiz ama hiçbirimiz '' biletli bir hürriyettten'' söz edemeyiz.

Örnekleri böylece uzatabiliriz ve fakat derdimiz o değil.

Derdimiz insanın insanın bilgi birikimi ile hürriyetin doğru orantılı olduğunu söylemek kavramak ve aynı zamanda cehaletin eninde sonunda bir duvara toslayacağını görmek kabullenmektir.

Balıkların denizlerde  ne kadar serbest yüzdüğü hepimizin malûmudur ve fakat balıklara göre çok daha gelişmiş bir canlı türü olan insan yüzme öğrenmemişse denizde asla ve katiyen serbest olamaz.

Ama ben balıktan daha gelişmişim demek hiç ama hiçç fayda etmez. Denize girecekseniz yüzme öğrenmek bilmek diye bir şart vardır ve ille de şarttır. Ha siz gemiye binip de kendinizi denizde sanıyorsanız bakın kuyruğında maşrabba olduklarınız ne diyor. 

'' Bir gemide iki kaptan olmaz'' diyor peşine takıldığınız ve siz farkında bile değilsiniz ki o padişahlık gemisinde bırakın 5. kaptan olmayı, miço bile değilsiniz.

Denizden bile engin ve derindir Türkiye Cumhuriyeti. Yüzme bilmediğiniz defalarca kanıtlanmıştır

Ve denizdesiniz Devlet bey, denize düştünüz, yüzme de öğrenmediniz bunca yıldır. Şimdi sarılacak şey arıyorsunuz ve bu o kadar büyük bir şaşkınlık ki Perinçek'e sarıldınız.

İşiniz değil devlet adamlığı, itiraf edin ki  Türkiye Cumhuriyeti devleti size çok derin geldi. Yüzme öğrenme yaşını da çoktan geçtiniz, siyaseten Allah taksiratınızı affetsin. Biyolojik olarak çok uzun yaşayın, belki nelere yol açtığınızı bunca yıldır anlayabilecek bir devlet anlayışına varırsınız