'Vatansever' muhbirler!

15 Şubat 2017 Çarşamba  |  SERBEST KÜRSÜ

Önce bir taksi şoförünün müşterisini, sonra bir muhtarın köylüsünü, daha sonra ise bir esnafın kahvedeki arkadaşını ihbar ettiğini duyduk.

"Büyüklerimize hakaret", "Hükümete karşı ayaklanma", "Kin ve nefrete teşvik" gibi çeşitli gerekçelerle çoğu insanımız suçlu durumuna düştü.

Benzer durumların akademisyen ihraçlarında da yaşanmış olduğunu öğrendik. "Gereksiz" akademisyenler listesinin bizzat rektörler tarafından hazırlandığı söylendi. Hatta kendilerine "FETÖcü müsün yoksa..." diye sorulmaması için bazı rektörlerin özellikle listelerini mümkün kadarıyla uzattıkları haberi de kulislerde gezdi durdu. 

Rektörlerin sırf koltukları nedeniyle böyle şeylere gittiklerini anlamak ne kadar kolaysa sade vatandaşların bir hiç uğruna birbirlerine bu kadar düşman kesilmesi bir o kadar anlaşılmazdır. Çoğunluğu oluşturan bu insanlar neden her yerde ve her zaman bu kadar kolay yönlendirilebilen, gaza getirilebilen, durumu artık çok geç olduktan sonra farkedebilen olurlar? Zamanında farkında olabilen çok az sayıda insanlar ise bütün toplumlarda ve zamanlarda daima linç edilirler? Hem de tarihin bu kadar titizlikle tekerrür etmesine rağmen? Bu insanların kendilerine göre mutlaka haklı nedenleri vardır ve kesinlikle doğru hareket ettiklerine, hatta çok güzel bir iş yaptıklarına inanırlar. Bu inançlarında da gayet samimiler. 12 Mart darbesi sonrasında "sayın muhbir vatandaşlarımız" diye hitap edilerek kuşkulu gördükleri kadın ve erkekleri ihbar etmeleri istenen ve bu isteğe uyan insanların da gerekçesi aynıydı. Vatan hainlerini ayıklıyor, uyanık olmaya çalışır, ülkeyi bölücülerden temizliyorlardı. Veya Nazi Almanya'sında Yahudileri sırf milliyetinden dolayı ihbar eden insanlar da üstün ırka mensup olduğuna inanır ve dolayısıyla da doğru yaptıklarını düşünürlerdi.  

Tarih gibi coğrafya da tekerrür eder...

Bugünün Türkiye'si birçok yönüyle 30-ların SSCB'sini hatırlatıyor. Bu dönemde Troçki-Kamenev-Zinovyev "ayaklanmasının" püskürtülmesi ile başlanan ve 1937-38 yıllarında zirve yapan meşhur Stalin tasfiyesi, aralarında hükümet görevlileri, asker, öğretmen, akademisyen, sanatçı ve sade vatandaşların da olduğu yüz binlerce insanı kapsamıştı. Adı kara listeye salınan insanların sadece kendileri değil, karı ve kocaları, bütün birinci derece akrabaları, kayınvalide ve pederleri, kayın ve baldızları da işten atılır, hapsedilir, kurşunlanır veya Sibirya kamplarına sürülürdü. Mal varlıklarına el konulur, dışarıda kalan çocuklar yurtlara alınırdı. Baba veya anneleri bir gecede vatan haini çıkan çocuklar okullarda bütün sınıf karşısında velilerini ya "şerefsiz" diye suçlamalı ya da kendileri her kes tarafından dışlanmalı idiler. Tam da bu yıllarda dönemin başsavcısı Vişinski'nin "Kuduz köpekler gibi kurşunlanmalılar" sözleri geniş yayılmış ve neredeyse herkesçe benimsenmişti.

Fabrikalarda röportajlar yapılır, beyaz önlüklü emekçi kadınların diliyle, Troçki ve taraftarlarının kastedildiği "Sevgili Stalin'imizin sırtından vurmaya çalışanlar kuduz köpekler gibi kurşunlanmalı" söylemleri koskoca ülkenin en uç noktalarındaki insanlara ulaştırılırdı. Herkes birbirini ihbar ediyor, adeta yoldaş Stalin'i sevmede birbirleriyle yarışırlardı. On beş SSCB cumhuriyeti gibi Azerbaycan'da da kotayı doldurmak için, "Çırpınırdı Karadeniz" şiirinin yazarı Ahmet Cavat'in yanı sıra, rejime övgü yağdıran şair, yazar, hatta tiyatrocuları bile tutuklanıp idam edilmiş veya hapse atılmıştı. Dönemin Azerbaycan SSC Komünist Parti Başkanı Mircafer Bağırov'u şimdi savunanlar da "çok rakam vermeseydi kendi kellesi giderdi veya Ahıskalılar gibi Azerbaycan da Kazakistan çöllerine sürülürdü" gibi argümanlar öne sürüyorlar. 

Sonra ise 1956 yılı geldi ve yeni gelen Başkan Kruşçev tarafından "destalinizasyon", yani 1953 yılında ölmüş olan Stalin'i itibarsızlaştırma kampanyası başlatıldı. İnsanlar bu defa da "kişi kültünü" böyle cesaretle eleştirebilen, Stalinizm mağdurlarına haklarını geri veren Kruşçev'i alkışlamaya başladılar. 

Peki kimdi bu Kruşçev?

Uzaydan gelip de insanları Stalin zulmünden mi kurtardı, yoksa isyan çıkarıp Stalin'i mi devirdi? 1935-44 yıllarında, yani "Büyük Temizlik"in en yüksek tavan yaptığı dönemde Moskova Komünist Parti Başkanı olarak görev yapan ve bahsi geçen kara listelerde öncü olan kişiydi bu Kruşçev.

Vatan hainlerini ifşa toplantılarında kendisi bizzat "sadece üst kademelerde değil, alt kademelerde de temizlik yapılması gerektiğini" savunmuş ve Moskova yönetimi olarak en yüksek rakamlar vermeyi başarmıştı. 1944 yılında ise, Ukrayna Komünist Parti Başkanlığına atandıktan sonra, Moskova'da vatan haini sayısının azalmasına karşın Ukrayna'da bu rakam zirvelere ulaşmıştı. İşte Stalin'in kendisi tarafından da küçümsenen ve sadece kullanılan bu insan binlerce insanı derbeder eden tasfiye hareketini hem en yüksek seviyede uygulayan ve uygulatan, hem de ilk eleştiren biri olarak tarihe geçti. Kendisinin 1956 tarihli kapalı toplantıda Stalin'e karşı yaptığı meşhur konuşmasını "Guardian" gazetesi "20.yüzyılın en muhteşem konuşmalarından biri" diye vasıflandırmıştı. İşte dünya bazen bu kadar hayasız ve vicdansız olabiliyor, arkadaşlar. 

Türkiye'de ihbar edilenlere "terörist", "vatan haini" dense de en azından "kuduz köpek" tabiri yakıştırılmamaktadır. Ama üzerine köpek salınmak üzereyken kameraya yakalanan bir öğretmenin resmi sosyal medyada çok yayıldı ve simge haline geldi. Bu da bir tekerrür mü, yoksa tesadüf mü, artık bilemiyorum...

Zehra Süleymanova