Terzi Rıfkı, Sakarya, iç savaş

18 Şubat 2017 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Kimi zaman siyasetçi, bilerek ya da bilmeyerek bir iş yapar; söylediği bir söz, attığı bir bakış, kullandığı bir deyim, onu, bilinç altına yerleşmiş eğilimlerin tutsağı haline getirir. 
 
Kimi siyasetçi kendini feleğin çemberinden geçmiş sanır; siyasetçidir, ne söylesem yeridir, diye düşünür. Kimi siyasetçi romantiktir, hayaller denizinde kulaç atar, içinde bulunduğu koşullar ne olursa olsun, oturduğu koltuğun, başında bulunduğu partinin ve milyonlarca partilinin kendine geçmişten miras kaldığını düşünür.
 
Büyük yanılgıdır...
 
Hangi meslekten olursa olsun, sıradan gibi görünen kimi insanlar ise çoğu zaman duyarlıdır. Bir yanlışa, bir çirkin söze, bir kötü işarete tepki verir.
 
Duyarlıdır...
 
Terzi Rıfkı. 40 yıllık dostum. Eğitimini yarım bırakmış. Konya'dan kalkmış İstanbul'a gelmiş, mesleği öğrenmiş, daha sonra ver elini Hollanda, demiş. Gelince evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış, yerleşik düzene geçince başkent Amsterdam'da bir de terzi dükkanı açmış. Çok ünlenmiş. Hollandalı siyasetçisinden, ünlü ekran yüzlerine, muhabirinden yazarına, sıradan insana kim varsa müşterisi. 
 
Çıktı geldi Terzi Rıfkı.
 
Yüzüne baktım:
 
Durgundu, kaygılıydı. İkircikli ve tepkiliydi. Burnundan soluyordu. İçinde kopmak üzere olan fırtınanın habercisi gibiydi, sordum:
 
- Neyin var?

- Daha ne olsun?

- Bir derdin mi var?

- Evet?

- Anlat, derman olmaya çalışalım!
 
Uzun yıllar siyasete ilgi duymuş, MHP'ye gönül vermiş, Atatürk'e ve silah arkadaşlarına bağlanmış, Cumhuriyete, ilkelerine kendini adamış Terzi Rıfkı patladı:

-  Ulan, dedi, Alpaslan Türkeş Kıbrıs'ta, Lefke'de okurken, Atatürk'ün resmini duvardan indirmeye kalkan İngiliz okul müdürünü camdan aşağı atmıştı. Şimdi o partinin başında oturan zatın laflarına bak, olur mu böyle şey?
 
Belli ki; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "yeni Anayasa ve Başkanlık" tartışmalarında "evet" diyeceğine dair açıklamalara içerlemiş.
 
Bam teline basar gibi omuz silkip ekledim:
 
- Ne var bunda? Siyasetçi değil mi, istediğini söyler!

- Yahu, dedi, bu adam ne dediğini bilmiyor! Evet-Hayır kampanyasına "Sakarya Savaşı" diyor. Böyle rezillik olur mu? 

- Olmaz.
 
Hızını alamamıştı, ekledi:
 
- Sakarya Meydan Muhaberesi de denilen Sakarya Savaşı, Anadolu insanının varoluş savaşıdır. Yunan General Anastasios Papoulas tarafından Yunan ordularına Ankara'ya hücum emri verilmişti. Savaşı onlar kazansaydı, Sevr Antlaşmasını kabul etmek zorunda kalacaktık. Kafkaslar'da 24 tümen Rus askeri pusuda bekliyordu, çörekleneceklerdi Anadolu'ya. Atatürk Sakarya'yı kaybetseydi paramparça olacaktık.
 
- Çok haklısın, aynen o olacaktı.
 
- E, dedi, o zaman Bahçeli'nin, "Bu referandum demokrasinin Sakarya Savaşı" dır, demesine ne buyrular? Biz itilaf devletleriyle mi savaşıyoruz, yoksa Yunanlılar geri mi geldi?
 
Durdu anlattı, soluklandı anlattı, hızını alamadı anlattı, öfkesini yenemedi. Yüzüme baktı, derin derin nefes aldı:
 
- Sana, dedi, sormak istediğim bir şey daha var.

- Sor.

- Bu AKP'nin, dedi, Soma İlçe Gençlik Kolları tarafından düzenlenen "Büyük ve Güçlü Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sistemi" başlıklı konferansta neler denildi, haberin var mı?

- Var, ama sen yine de anlat.

- İşte, dedi, o toplantıda AKP İl Başkan Yardımcısı Ozan Erdem denen zat, Anayasa Değişikliğini işaret edip, "Bu referandumda başarısız olursak iç savaşa hazır olun" diye buyurmuş,  böyle şey olur mu?

- Haklısın, bu da olmaz.
 
Şöyle bir uğrayayım, eski deyimle hasbihal edelim, diye başlayan sohbet gece yarısına kadar devam etti.
 
Terzi Rıfkı'yı evine yolcu ettim, hayırlara vesile olsun!