Dünya nereye gidiyor?

18 Şubat 2017 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Yedi milyon yıl kadar önce bir grup şempanzenin yolu diğerlerinden ayrıldığında, onların yeryüzünün efendileri haline geleceğini kim tahmin edebilirdi ki? 

Doğrusu, uzaydan biri baştan sona gözleyebilseydi, elli bin yıl öncesine kadar böyle olacağını öngöremeyebilirdi. Geçirilen 7 milyon yıllık devasa süre, tohumun çimlenmesi için geçirilen zaman dilimi gibiydi. 

Sonra her şey tepeden yuvarlanmaya başlayan kartopu misali hızlanarak gelişiverdi. 

Diğer canlı türleri kendilerini doğaya uydurmaya çalışırken, insan doğayı dönüştürmeye soyundu ve bunu bir ölçüde başardı. Gerçekleştirdiği giderek hızlanan "ilerleme" inanılmazdı. İnsan yeryüzünün mutlak hakimi haline geldi.

Ne diğer canlı türlerinin soyunun kuruması, ne yeryüzü kaynaklarının talanı, ne de çevrenin canına okunması bu yürüyüşü durdurabildi. 

***

Bindokuzyüzdoksanlı yıllardan sonra, ilerlemenin yolunun liberal kapitalist sistemden geçtiğine herkes ikna oldu. En sıkı karşıtları dahi, -kendilerine komünist demeyi sürdürseler ve otokrasiden vaz geçmeseler bile-, bu sistemin bir parçası olmakta tereddüt etmediler. 

Artık tüm dünyada para babaları -çoğu sanal- parayı borç olarak dağıtırken; bilim insanlarını kendileri için çalıştıran girişimciler, piyasaya sürdükleri yeni ürün ve hizmetlerle borcu halklardan tahsil etmenin peşindeler. 

Çarkın dönebilmesinin olmazsa olmazı, bu ürün ve hizmetlerin satışıydı. Bu yüzden, sınırlar delik deşik edilerek dünyanın her köşesi pazar yerine çevrildi. Bu yüzden insanların bilinçaltına sürekli "daha iyisine layık oldukları ve daha iyilerini tükettikleri takdirde mutlu olacakları" fısıldanageldi. Ve sonunda "tüketerek mutluluk" sorgulanma gereği bile duyulmayan bir dogmaya dönüştü. 

***

Liberal kapitalizmin rehberliğinde, bilim destekli endüstriyle toplumların ilerleme ve kalkınması sürüyor. Bilginin dijitalleşmesi ve iletişimin hızlanması, gelişime ayrıca güç verdi.

Ne var ki, olup bitenin insanları mutlu edebildiğini söylemek o kadar kolay değil. 

Maddî gücü ve statüsü ne olursa olsun, herkes sürekli "daha üstüne sahip olma" peşinde hep tatminsiz ve mutsuz. Bir türlü dinmeyen doyumsuzlukları yüzünden insanlar, asla kazanamayacakları bir savaşın kaybetmeye mahkûm esiri gibiler. 

Kaderleri, ancak kısa bir süre kendilerini mutlu edebilen harcayarak sahip oldukları için, ömürlerini "modern köleler" olarak tüketmek...

***

Sonuçta mavi gezegenin tüm halkları mutsuz ve huzursuz. Sorun o ki, şimdiki hal, kimsenin ne doymak bilmeyen tüketim aşkını, ne de liberal kapitalist sistemi tartışmaya niyeti var. Herkes meşrebine göre bir günah keçisi belirledi. 

Sömürgecilik ve bilimsel öncülüğün keyfini süren Batılıların küreselleşmeden kârlı çıkacağı sanılıyordu. İşler umdukları gibi gitmedi, tahtlarını yitirmek üzereler.  

Güncel bilgiye erişim kolaylaşmıştı ve taklit çok fazla çaba gerektirmiyordu. Bilginin eşitleyici gücünü bazı ülkeler lehlerine çevirmeyi bildi. Yanına ucuz emeği de katıp küresel pazarda avantaj sağladılar. 

Güç kaybeden eski zengin ülke halkları, faturayı sofralarına ilişen göçmen ve sığınmacılara kestiler. Refahlarına ortak çıkan, üstelik yanlarında terör getiren yabancıları ülkelerinde görmeye tahammül edemiyorlar. Geçmişte savundukları "adalet, özgürlük, eşitlik" ilkelerini mahcubiyetle veya açıktan çiğnemeye hazırlar. Ellerindekini de yitirmeme telaşı, bu korkuyu fırsata dönüştüren siyasal hareketlerin yelkenlerini şişirdi. 

Yoksullar cephesi, iki farklı kulvarda yürüyor. 

Başını bazı Asya ülkelerinin çektiği bir grup, yeni dünya düzeninin kazananı oldular.  Ucuz emek ve taklitle girdikleri pazarlara, yaratıcılık eklemeyi başardılar. Eski zenginleri sollayıp geçmek için gün saymaktalar. 

Çok sayıda az gelişmiş ülkeyse, dünyaya hala tarım ve endüstri dönemi kafasıyla bakmayı sürdürüyor ve kalkınamıyor. Halkları, tanık oldukları çağdaş yaşama öykünüp yaşayamadıkları için mutsuz ve umutsuzlar. 

Birçoğu kıt kaynaklarını dini, mezhebi, etnisitesi farklı "ötekine" kaptırmama adına ölümüne savaşıyor. Bazısında bu çatışmaları fırsata dönüştüren otokratlar hakim. "Güçlü dış düşmanlar ve hain işbirlikçileri" söylemi, beceriksizliklerine mazeret oluyor. 

Gezi ve Arap Baharı gibi özgürlükçü başkaldırılar değişime yetmiyor. Çaresiz ve bedbaht insanlara; hayatlarını hiçe sayarak, bir yandan kızıp bir yandan imrendikleri ve istenmedikleri ülkelere sığınmaktan başka çare kalmıyor. 

***

Öyle görünüyor ki, eski zenginlerle gerilikte debelenenler birbirlerine bakıp ne kadar haklı olduklarını düşünerek, acı çekmeye devam edecekler. 

Sanırım hükümranlığı Batı'dan devralmaya hazırlananları da mutluluk beklemiyor. 

Çünkü insanlık mutluluğunu kaybettiği yer yerine, gece karanlığında dünyayı ışıltılı bir yere çeviren şirket neonları altında arıyor.