Merhaba...

20 Şubat 2017 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Köşe başlarının büyük başlar tarafından tutulduğu bir ülkede, her köşeye bir pisliğin süpürüldüğü bir ortamda temiz köşeden ve aydınlık bir köşeden sizlere seslenebilmek...Kendimi ayrıcalıklı hissediyorum, bunun için öncelikle teşekkür etmek isterim.

Bu yazı bir merhaba yazısıdır dostlar...

Ben Türkiye'de yaşayan endişeli bir anne, her daim engellerle karşılaşılan akademide bir profesör ve ülkenin en kirli döneminde politika yapmaya çabalayan bir kadın vekilim. Anneliğim her şeyden önce gelir. İki tane pırlantam var bu hayatta. Akademi benim ikinci yuvam, kendimi bildiğim yer. Siyaset dünyasına gelince, üstüme çamur bulaşmasın diye büyük titizlikle ve en önemlisi vicdanla hareket ettiğim bir alan. İnsanın ruhunun kirlenmemesi mümkün değil böyle bir ortamda. Yazdıkça daha da çok tanışırız diye düşünüyorum. 

Ben hayattan öğrendiklerimi, genetik aktarımla geldiğini düşündüğüm mücadeleci tavrımı, umudu diri tutmak için bildiğim tarifleri, zaman zaman anılarımı ve o anılardan edindiklerimi sizlerle paylaşmaktan büyük keyif alacağım. 

Bu pencereden bakınca her zaman güneşli bir hava göremeyeceğiz belki ama aydınlığa kavuşmak için, yeşertmek için umudu, baharı koklamak için bazı karışımlar yapabiliriz. 

Bizler birbirine ihtiyaç duyan ayrı ayrı kalabalıklarız.Toplum olmak isteyen topluluklar...Biz olmak isteyen benler...Hepimizin yapabileceği bir şeyler var elbette. Her birimiz kusursuz birer damla gibiyiz denizleri, okyanusları var eden. 

Bugünlerde ülkenin geleceği ile ilgili önemli bir kararı şekillendirmek için çabalıyoruz. Çevremizde gördüğümüz herkese bildiklerimizi anlatıyoruz.

Başkanlık rejimi için bizim önümüze iki seçenek koyuyorlar, seçeneklerden birini de lanetliyorlar. Hayır ve Evet, bu iki seçenek, bizim, çocuklarımızın, torunlarımızın hayatını etkileyecek iki seçenek. Baskı altında vatandaşın karar vermesi isteniyor. Bu denli önemi bir kararı verecek olan vatandaşı bilgilendirmedikleri gibi bizlerin de anlatmasını engellemeye çalışıyorlar. Daha önce de dedim ya kusursuz birer damlayız biz diye, o denizleri, okyanusları oluşturan kusursuz damlalar önümüze gelen setleri devirecek, berrak bir ülke için, güzel, mutlu yarınlar için barajları yıkıp memleketi temizleyecek olan bizleriz. 

Biz istiyoruz ki memlekete bahar gelsin. Kin, nefret bitsin. Savaş olmasın, gençler ölmesin. Çok iyi biliyorum ki birçoğunuz haberleri takip etmiyor.

Kötü haber görmeye tahammülümüz de gücümüz de kalmadı. Ülke olarak ruhumuz hastalandı. İnsanlar birbirlerine selam vermez oldu. Eskiye özlem hiç bu kadar duyulmamıştı sanırım. Huzur ortamını yeniden inşa edeceğimize inancım tam. Şimdiye kadar yaşadıklarımızdan ders almazsak bundan sonra yaşayacaklarımız bizi hasta eder. 

Şubat bitmek üzere Mart geliyor...Bahar yakındır dostlar. Bu sizlere ilk yazım...Buraya not düşelim; güzel günler yakında! Umudumuz ve inancımız tam, setleri yıkmaya hayırlısıyla hazırız. Bu ilk yazı samimi bir mektup gibi oldu sizlere. Güzel buluşmalar olması dileğiyle, bütün kalbimle sevgi ve saygılarımı iletiyorum...