Bile bile lades

26 Şubat 2017 Pazar  |  KÖŞE YAZILARI

İletişim belki de insanlığın en büyük gücüdür. Müthiş sıçramaların merkezinde hep o vardır. Bunlar sırasıyla konuşma, yazı, matbaa, bilginin dijitalleştirilmesi ve internettir.

Onlar sayesinde, sosyal bir varlık olan türümüz, -hem aynı kuşakta, hem de kuşaklar arası- işbirliği imkânlarını artırarak büyük faydalar sağladı. 

Ne var ki, bu büyük imkân kötüye de kullanılabilmektedir. Tarihin her döneminde iletişim istismarcıları olagelmiştir.  

Kötüye kullanımın en ahlaksız hali, alıcısını aldatan mesajlardır. Mesajı gönderen, hoşlanacağı veya işine yarayacağı -yalan, yanlış- iletilerle alıcıyı tuzağa düşürür. Tıpkı, cazibesiyle sinekleri yutan sinekkapan bitkisi veya masaldaki, kargayı kandırıp ağzındaki peyniri aparan tilki gibi...

***

Avcı-toplayıcı atalarımızda veya köylerde olduğu gibi küçük gruplar halinde yaşayan topluluklarda, insanlar bir, bilemediniz iki kez aldatabiliyordu.

Foyası meydana çıkan ahlaksız, herkesin haberdar olması sayesinde toplum tarafından dışlanıyordu veya en azından herkes ona dikkat kesiliyordu. 

Toplumun ölçeği kentlere, hele hele ülke boyutuna çıkınca, ahlaksızlıkların saptanması da, teşhiri de zorlaştı. Dedikodu işe yaramaz hale geldi. 

Mahalle baskısının ve ahlakın işini, böylesi büyük ölçekli topluluklarda iki kurum üstlendi: Medya ve hukuk. Yazılı ve görsel basın, her şeyi görme ve duyma imkânı olmayan muazzam kalabalıkların gözü ve kulağıydı. Hukuk da, saptanan ahlaksızları yargılıyor ve cezalandırıyordu. 

***

Türk toplumu, köyleri boşaltıp kentlere yığılalı hayli zaman geçti. Ahlaksızların tanınıp ayıklanması için -tarafsız, bağımsız, dürüst- medya ve hukuka ihtiyaç çok arttı. 

Buna karşılık her iki kurum da, Cumhuriyet tarihimiz boyunca hep aksadı. Lakin hiçbir dönem, son 5-10 yıldaki kadar berbat hale düşmemişlerdi.  

Artık -gerçek- ahlaksızlıkları görüp duymak ve tanımak neredeyse imkânsız hale geldi. Yargılanıp hak ettikleri cezayı görmeleri bir başka bahara kaldı. 

***

Yani iş başa düştü. İnsanların bunu kendilerinin başarması gerekiyor. 

Çok zor olduğuna kuşku yok. Yine de tümüyle çaresiz sayılmayız.

Tabii azıcık bile olsa hafıza, mantık ve sağduyu gerekiyor. 

Mesela, birileri dün ak dediğine bugün kara diyor, dün kol kola gezdikleriyle bugün kanlı-bıçaklı hasım oluyor, hele hele bir gün önce söyledikleri ertesi günü tutmuyorsa ve bu defalarca tekrarlandıysa ve hâlâ o birileri kandırılacak birilerini bulabiliyorsa, aldatılanlara "Tamam tilki ahlaksız da, senin hiç mi kusurun yok, a benim saf kardeşim!" dışında ne denebilir?